Hüseyin Gazi Metin Dede'yle Gelenek Üzerine Bir Söyleşi
Geleneği Geleceğe Aktaran Çağdaş Bir Ses
Pir Sultan Abdal’ın Yolundan Giden Bir Halk Ozanı
HÜSEYİN GAZİ METİN DEDE
Divriği Çamşıhı Şahin Köyü’nde, 1939 yılında doğan Hüseyin Abdal Ocağı’ndan Hüseyin Gazi Metin Dede, maden ocaklarının kıvılcımlarını ezen- ezilen ikilemi ekseninde ördüğü dünya görüşünü besleyen damarlar olarak hissetmiş.
Dünyada herkesin bir ve kardeş olabilmesinin yolunun adaletsizliklerin ortadan kaldırılmasıyla mümkün olabileceğini görmüş, bunu hayat ilkesi edinmiş. Her zaman haklının yanında, işçinin yanında, horlananın yanında yer alırken, Alevilerin de bu dünya en çok haksızlığa uğrayan kitlelerden birisi olduğunu fark etmiş.
Erenler yurdu Sivas’tan tüm dünyaya uzanan ünüyle sazını her zaman, Pir Sultan Abdal gibi Anadolu ozanlarının karanlıkları yırtan, güvercin aydınlığında bir barış dünyası özleyen duygularıyla çalmış, yazdığı şiirleri de bu duygularla bezemiş.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği yönetiminde uzun yıllar örgütlü mücadeleyi savunan Hüseyin Gazi Metin Dede, yurtdışında da özellikle Alevi gençlerinin ve kadınlarının yetişmesi için cemler yürütmüş, muhabbet meydanları açmış, gönüllerde silinmez izler bırakarak “devrimci dede” ünvanını almıştır.
Kendisiyle yaptığım uzun söyleşiden derlediğim bu yazıda; Halk Ozanı Hüseyin Gazi Metin Dede’nin dedelik kurumunu, Çamşıhı yöresinin etkili olan dedelerini, yörede yürüyen yol ve erkân hakkındaki bilgilerini ilginize sunuyorum.
Ayhan Aydın
(Gazeteci – Yazar)
Çok sevgili dedem, halk ozanlığıyla ilgili olan sorularımızı yazılı olarak yanıtlamıştınız.
Şimdi Hüseyin Gazi Metin’in yaşantısını kendi dilinden dinleyeceğiz; nerede doğmuş, nasıl yetişmiş, kimlerin yanında yetişmiş, hangi dedeleri tanımış, nasıl bir eğitimden geçmiş, bunları öğrenmeye çalışacağız. Biraz dedelik konusu üzerinde duracağız. Daha sonra ezilmişliklerin üzerinde duracağız ve daha sonra da esas konumuz olan dedelik müessesinin günümüzde ki görünümleri, problemleri, sıkıntıları dedenin bu yönde ki fikirlerini alacağız.
Evet dedem hoş sefa geldiniz, güzellikler getirdiniz, gözlerinizi nasıl bir ortamda açtınız, nasıl bir dünyada açtınız? Köyünüzden, bölgenizden, ananızdan, babanızdan biraz bahsedelim bakalım?
Şimdi sevgili can, ben Sivas’ın Divriği kazasının Çamşıhı yöresinden Şahin köyündenim. Nüfus cüzdanımda 1941 yazsa da 1939’da dünyaya gelmişim. Efendim Mahmut Dededen, Hatice anneden doğma sekiz çocuktan biriyim.
Bizim soyumuzda geleneksel olarak mı dersin ne derseniz deyin bu kültürün birinci taşıyıcısı olan saz sanki bizim ocağımızla da ilgili bir şeydi. Köyümüzde ilkokul vardı. Uyandım ki başımda bir saz asılı. Sorduk kimin sazı, diye. Dediler ki bu saz, deden Hüseyin Ağa’nın sazı. Hüseyin Ağa derlermiş Seyit Hüseyin aslında asıl ismi. Çok müthiş saz çalarmış Âşık Ali Metin’den de o iyice. Sanki böyle diyorum ki saz benden doğacak torunlarım kalksınlar, bizim bu kültürümüzü yürütsünler, bunu eline alsınlar, yerde koymasınlar, garip koymasınlar gibi bize sesleniyordu sanki. Biz de o sazı aldık elimizi başladık pirin himmetiyle hizmetlere. O zamanın behrinda Âşık Ali Metin ile aynı evin çocuklarıydık, amcamın oğlu olduğu için sazımı o düzenliyordu, en çok da, Battal Karababa vardı, rahmetli oldu ondan büyüktü, o düzenliyordu. Diğer bir Âşık Hüseyin vardı o ara sıra düzenliyorlardı halamın oğlu Feyzullah Çınar aynı zamanda kaynım o benden yaşça büyük olduğu için o biraz düzenliyordu. İşte Mahmut Erdal o da akrabam, yakınım onlar bizim sazı ufak tefek düzenliyorlardı.
Biz çalmaya başladık önce onlardan aldığımız parçalardan meydana çıktık yöresel parçalarla başladık. Yine bizim yöreyle ilgili olan, Âşık Veysel biliyoruz ki Çamşığıyla ilgili olan, Sivrialan, Emlek yöresi ve birçok yerde bulunuyor. Onunda ustası yine bizim büyük dedemiz Ali Ağa diye geçer onun kitabında da geçer Çamşıhlı Ali Ağa diye geçer, o da bizim yakın akrabamız, amcamızdır. Onun hocası da Çamşıhlıdır. Kalktık; bana deden gibi bir saz çalan yok, deden gibi söyleyen yok, sen de onun adısın dediler, bundan tabii ki biz etkilendik. Sazımızı elimize aldık bu üstatların manilerini çalmaya başladık, ayrıyeten biraz büyüyünce yöresel şiirler yazmaya başladık azda olsa. Askere gidenlere işte ne bileyim aman yaman işte sevda şiirleri ufak tefek bir şeylerimiz oldu. Köyümüzde çobanlık da yaptım, babam orta yollu bir ailenin çocuğuydu, beş on parça tarlası vardı, çiftçilik de yaptım, tırpan da vurduk… Velhasıl zamanı gelince askere gittik. Askerlikte jandarma onbaşı olarak görev yaptık. Oradan da askerlik dönüşümüzde Divriği’de demir madenlerine işe çağırıldık ve işe girdik. İşe girince bizim bu dünyamız birazcık daha değişti. Elbette herkesin olduğu gibi bizim de hasımlarımız vardı. Madende emeğin ne demek olduğu, yemeğin ne demek olduğunu, ezilenin ne demek olduğunu, işverenin ne demek olduğunu bu kutsal maden ocağından öğrenmiş olduk. Öğrenince de burada bir sınıfa katılmış olduk. Bunu öğrendikten sonra hepimizin ortaklaşa bir düşmanın olduğunu; memleketi sömürenlerin, fakir fukarayı ezenlerin, insanları ırka şuna, buna bölerek çıkarını sağlayanların bizim gerçek hasmımız olduğunu o kutsal maden ocağında anlamış olduk. Bu arada da şiirlerimiz birazcık daha gelişti.
Ondan sonra sağ sol kavramını orada kavramış olduk. Bizim yerimizin de nerede olacağı zaten belli, tarihten belli ezilen kimse onun yanında bizim yerimiz var. Hayatta hemen hemen kimseyi ayırmayı hiç bilmeyen bir toplumumuz var, bana öyle geliyor. Sınıfımızı bu maden ocağında tayin etmiş olduk. Burada işçilerin, insanların Alevi, Sünni demeden, sağ, sol demeden bir araya geldikleri zaman sevgili Ayhan, haklarını aldıklarını gördüm ve bunları yaşadım, grevler yönettim sazımla sözümle. Ne zaman ki işveren oyununa geldikleri zaman ya sen bizdensin, Elhamdülillah sen çok Müslümansın onun peşine niye gidiyorsunuz, dediğimiz zaman, bölündüğümüz zaman o zavallının da hakkının kaybolduğunu gördüm, benim de hakkımın kaybolduğunu gördüm. Ve söyledim o zaman işveren sana mükâfat verdi mi? Yok. Derdin neydi kurban olduğum, bak hak bir, ezen belli, ezilen belli hepimizin bir olması gerekiyor diye o insanları ikna ettik. Sendikalaşmayı savunduk, bunu da başardık.
Çağdaş Sünni dediğimiz o kökenden ılımlı adamlarından en azından sosyal demokrat adamlardan sendikayı aldık ve iyi bir sendika yönettiğimize inanıyorum ve insanları da takdir ediyorum. Buradan sendikamız Türk-İş’e bağlıydı o zaman işte Türk-İş’in biraz düzen yanlısı olması ortaya çıktı. Şura bura derken mücadele verdik sendikamızı Türk-İş’ten daha doğrusu Sarı Sendika’dan, devrimizi sendikayı yer altı madenine geçirmeyi başardık. Tabi ne başaracaksın orada seni dürbünle görüyorlar yukarıda biliyor musun birileri seyrediyor sizi. Seyrettiler haydi babam bir de 12 Eylül darbesi çıkarttılar karşımıza. Yerimiz de vardı, yurdumuz da vardı, geçerliliğimiz de vardı sendika işçi alımlarında üç sendika heyeti giriyordu üç de giriyordu, disiplin kollarında 12 Eylül darbesi geldi güzelce sendikamızı, yerimizi, yurdumuzu hepsini elimizden aldı ve bizi de sorguya çekti. Suçumuz ne? Hak aramak. Başka bir suçumuz da yok. Yargıdan sonra velhasıl zorunlu emekli ettiler bizi. Bakıyorlar kimler bu işin elebaşları onları görüyorlar tabi kendileri not etmişler. Onların not defterlerinde yazılı zaten herkesin kim olduğu. Hani nasıl insan adam ahirete göçtüğü zaman diyorlar ya işte birileri din adamları, solcuların sol tarafına koyacaklar defterleri, sağcıların da sağ tarafına koyacaklar defteri bizim orada defterimizi bu tarafımıza koydular demek ki, bizi sildi çıkardılar.
Ankara’ya geldim, Ankara’ya geldiğimde 1991’de bir kiralık ev tuttuk orada oturduk. Onun dışında fazla bir gelirim yoktur, emekli gelirim var. Pir Sultan Abdal Derneği Dikmen’deydi gittim hemen ona üye oldum, Halk Ozanları Derneği’ne üye oldum, 1968 kuşağının kurmuş olduğu derneğe üye oldum, başından beri yaşamım bu benim. Sevgili Ayhan sivil örgütlenmeye çok değer veririm ben.
Nedir sivil örgütlenme size göre?
Sivil örgütlenme şudur Sayın Ayhan Aydın Bey, şimdi bir insan hakkını alabilmesi için, kimliğini ortaya koyabilmesi için, varlığını meydana koyabilmesi için, kültürünü sürdürebilmesi için kurulan örgütler. Bunun illegal örgütleri de vardır, legal örgütleri de vardır ve mevcuttur. Adamına göre nereye kafan sarıyorsa gider oraya üyeliğini yaptırırsın. Şimdi örgüt olmadığı zaman her şeyi bir zaten hâkimiyetin eline bıraktığınız zaman düzenin adamına bıraktığınız zaman ebet ananız ağlar. Birileri yanlış görürler, yanlış yorumlarlar, şudur budur derler ama ben yanlış yorumlamıyorum. Biz de bir atasözü vardır; öküz öküzün boynunda çamur görmezse rahat durmaz. Mecbur eğer ki baskı varsa, eğer ki zulüm varsa, eğer ki işsizlik varsa, eğer enflasyon varsa, eğer ki faşizm varsa bak bunun altında faşizm de var tabi ki, birilerinin bir tarafta adam gibi örgütlenmesi gerekiyor. Bananecilik dünyadaki en büyük kötülüktür, kalleşliktir, adam işi değildir. Bana ne, diyen adamların çoluğuna çocuğuna geleceğine büyük zararı vardır. Sivil örgütlenmede demin belirttiğim gibi aklı başında örgütlenmelere değer veririm. Ben de bu örgütlere kaydımı yaptırdım. Seçim oldu bizi uygun görmüşler Pir Sultan Abdal Derneği’ne seçtiler zatıâliniz de biliyorsunuz. Halk Ozanları Vakfı yönetim veriyorlar hala veriyorlar. Seçildik burada iyi bir mücadeleye girdik biliyorsunuz. Örgütlenme nedir? Maraş’ta niçin yandık örgütsüzlüğümüzden, Malatya olaylarını biliyorsunuz, Hamitoğlu olaylarını biliyorsunuz. Niçin o kadar evler yıkıldı, insanlar vuruldu, kırıldı, yandı? Örgütsüzlüğümüzden. Erzincan’da defalarca, Sivas’ta defalarca, Çorum’da Gül Sazak olayları oldu. İnsanlarımız zarar gördü, efendim buna benzer İstanbul’da Gazi olayları oldu. Bunlar belli ki bizim örgütsüzlüğümüzden ileri geldi.
Devamını oku: Hüseyin Gazi Metin Dede'yle Gelenek Üzerine Bir Söyleşi
OSMANLI ARŞİV BELGELERİNİN ALEVİLER BEKTAŞİLER AÇISINDAN ÖNEMİ
Araştırmacı - Yazar Ayhan Aydın:
"Alevi-Bektaşi konusunu ilgilendiren Osmanlı arşivlerine ulaşmalıyız’
PİRHA- “İnsan yetiştirmezsek geleceğimiz karanlıklar içerisinde kaybolup gider. Bizi kurtaracak olan bilimsel çalışmalardır.”
Araştırmacı yazar Ayhan Aydın, Alevilik-Bektaşilik çalışmaları alanında önemli eksikliklerin olduğunu vurguladı. Alevi-Bektaşi çalışması yapacak yetişmiş tarihçilerin olmaması, Osmanlıca ve Farsça’nın bilinmemesi ve Osmanlı arşivlerinin etkin kullanılamamasının önemli bir sorun olduğunu dile getirdi. Alevi-Bektaşilerin ilgili bu eksiklerin üzerinde durup bilimsel anlamda kurumsallaşmasına dikkat çekti.
OSMANLI ARŞİVLERİNİN ÖNEMİ
PİRHA’ya konuşan Araştırmacı Yazar Ayhan Aydın, Osmanlı arşivlerinin önemine dikkat çekerek şunlara değindi:
“600 yıl boyunca bizi sürgün eden ve bize kıyan Alevi-Bektaşi katliamlarının da yaşandığı en zorlu dönemlerimizin geçmiş olduğu tarih Osmanlı İmparatorluğu tarihidir. Bu imparatorluk içerisinde uzun yıllarımız geçmiş ve geleneklerimiz, ritüellerimiz bu zaman dilimi içerisinde var olmuş ve değişime uğramıştır. Bu sebepten Osmanlı belgeleri dünyanın en önemli arşiv belgelerinden ise bizim de bu önemli kayıtlara ulaşmamız ve yararlanmamız gerekiyor. Osmanlıca yazılmış yüzlerce eser içerisinde Alevi-Bektaşi konusunu doğrudan ilgilendiren başlıklar var.”
“YETİŞMİŞ BİLİM İNSANLARI OLMALI!”
Yetişmiş bilim insanlarının eksikliğine değinen Ayhan Aydın, özellikle akademik alanda yoğunlaşıp Alevilik-Bektaşilik çalışması yapacak tarihçi, sosyolog ve antropolog adaylarının teşvik edilmesi gerektiğini vurguladı. Bu alanda kurumsal adımların atılması, yüksek lisans ve doktora yapacak öğrencilerin motive edilmesi gerektiğine değindi.
Ayhan Aydın, Alevi-Bektaşi yazılı kaynaklarının mevcut olduğunu ancak Osmanlıca’nın bilinmemesi sebebiyle önemli sorunların oluştuğunu vurguladı.
“YANLI BAKIŞ AÇILARINA KARŞI AKADEMİLER KURMALIYIZ”
Araştırmacı yazar Ayhan Aydın sözlerini şöyle sürdürdü:
“Alevilerin-Bektaşilerin aslında tarihi bir kitap koleksiyonu, kütüphanesi var. Bugün çok iyi biliyoruz ki önemli Alevi-Bektaşi ulularına ait velayetnameler vardır. En önemlisi Hacı Bektaş Velayetnamesi olduğu gibi; Abdal Musa Velayetnamesi, Seyid Ali Sultan Velayetnamesi, Kolu Açık Hacım Sultan Velayetnamesi, Demirbaba Velayetnamesi, Otman Baba Velayetnamesi gibi sayısız eren ve evliyanın yaşam öykülerinin anlatılmış olduğu tarihi kitaplar elimizde mevcuttur. Fakat biz ne yapıyoruz? Bunları başkalarının çevirileri üzerinden okumak zorunda kalıyoruz. Dolayısıyla yanlı bakış açılarına maruz kalarak okuyoruz. Devletin bazı dayatmalarına boyun eğmek zorunda kalıyoruz. Peki bize düşen görev nedir? Kendi insanımızı yetiştireceğiz, akademimizi kuracağız, enstitümüzü kuracağız, gençlerimiz okuyacak, Osmanlıca, Farsça bilen gençlerimiz bu orijinal kaynakları arşiv ve vakıf belgelerine inerek, çalışma azmiyle onları bizlerin anlayacağı şekilde kitaplaştıracaklar.”
PİRHA/İSTANBUL
PİR VAKFI ÇALIŞTAYI, PİR HABER AJANSI
‘Binlerce Osmanlı arşiv belgesinde Alevilerin- Bektaşilerin tarihi saklı’
PİRHA- Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı’nın düzenlediği Osmanlı Arşivi Belgeleri Işığında Alevilik Bektaşilik Çalışmaları çalıştayına ilişkin konuşan Araştırmacı Yazar Ayhan Aydın, “Alevi- Bektaşi, Kızılbaş topluluklarına yönelik baskıcı yaklaşımlara, sürgünlere, dergahlara, tekkelere, ocaklar ile ilgili alınan kararlara değin çok geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır” dedi.
Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı’nın düzenlediği Osmanlı Arşiv Belgeleri Işığında Alevilik Bektaşîlik Çalışmaları 1. Çalıştayı, 2-3 Şubat tarihlerinde Ankara’da yapıldı.
Çalıştayda vakfın yaklaşık dört yıldır sürdürmüş olduğu çalışmalar çerçevesinde Osmanlı arşivlerinde Alevilik- Bektaşilik belgelerinin araştırılması, incelenmesi, toparlanması ve vakfın bu konudaki ileriye dönük çalışmalarıyla ilgili akademisyenlerin görüşlerinin alındığı iki günlük bir toplantı gerçekleşti. Toplantıya akademisyen ve yazarların da içinde olduğu 40’ın üzerinde kişi katıldı.
Etkinlikte vakfın bundan sonra akademik, bilimsel, kalıcı eserler ortaya koyma düsturu taşıyan bir sistem uygulanacağı belirtilerek, bu konuda katılımcılardan destek istendi.
Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı’nın gerçekleştirdiği bu çalıştaya katılan Araştırmacı Yazar Ayhan Aydın PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu. Aydın, bu çalıştay ile Alevilik- Bektaşilik konularında çok da üzerinde durulmayan konulara eğilme fırsatı bulunduğuna dikkat çekti.
“ALEVİLİK İLE İLGİLİ BELGELERİN TOPLANMASI ANLAMINDA BİR İLK”
Aydın, çalıştayın önemine değinerek şöyle konuştu:
“Binlerce arşiv belge içerisinde Alevilerin- Bektaşilerin tarihi saklı. Köy yerleşim yerlerinden, Alevi- Bektaşi, Kızılbaş topluluklarına yönelik baskıcı yaklaşımlara, sürgünlere, dergahlara, tekkelere, ocaklar ile ilgili alınan kararlara değin çok geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır. Çünkü 600 yıllık bir imparatorluk içerisinde farklı yüzyıllarda da değişen devlet anlayışı ve sistemini bu belgeler ışığında yorumlamak mümkün.
Osmanlı arşiv belgeleri birçok ulusun tarihinin yazılması açısından önemli olduğu kadar Alevi Bektaşi tarihinin yazılması açısından da önemliydi. Bu vesile bu bir başlangıç oldu. İlgili belgelerin derlenip toparlanması ile ilgili bu çalıştayı yaparak bir ilki başarmış oldu.”
“BİLGİLER HALK VE ARAŞTIRMACILAR İÇİN PAYLAŞILMALI”
Bu konuyla ilgili çalışmalar yapılması gerektiğine dikkat çeken Aydın, “Farklı bakış açıları olabilir, devlet hakkında farklı yaklaşımlar olabilir, bu arşiv belgelerini farklı şekillerde okumak da mümkün olabilir. Ama hepsinden önemlisi bu belgelerin öneminin idrak edilmesi ve bu konuya bütçe ayrılması, ekibin çalışmalar yapması, yayına döndürülmesi ve halkın ilgisine sunularak kamuoyunun ilgisine sunulmasıydı. Ama benim izlenimim istisnasız tüm katılımcıların söz alarak, görüş ve ifadeleri ile birlikte ne kadar güzel bir işe imza atıldığı, bu çalıştayın devamının gelmesi gerektiği ve elde edilen bilgilerin mutlaka halk ile araştırmacı yazarlar ile paylaşılması zorunluluğu gündeme gelmiş oldu” diye konuştu.
PİRHA/İSTANBUL
Veli Asan Hakk'a Yürüdü
Tahtacıların Büyük Değeri Veli Asan
Isparta’da Toprağa Sırlandı
Ayhan AYDIN/PİRHA
PİRHA- Isparta’da kırk gün önce Hakk’a yürüyen Araştırmacı-Yazar Veli Asan vasiyeti üzerine Isparta’da Hakk’a uğurlandı. Birçok kitabı bulunan Asan, bir öğretmen olarak binlerce öğrenci yetiştirdi, Alevi geleneğini yaşattı ve bu yola büyük hizmetleri oldu.
Araştırmacı -Yazar Veli Asan, kırk gün önce Hakk’a yürüyüp vasiyeti üzerine Isparta’da sırlandı.
1932 Isparta doğumlu Veli Asan, uzun süredir rahatsızlığı nedeniyle tedavi görüyordu. Asan, Tahtacılar konusunda Türkiye’nin önemli uzman isimlerinden biriydi.
Günümüzde Tahtacı Türkmen Aleviliği konusunda en yoğun çalışmalardan birini yaparak, Tahtacı Türkmen köylerini gezen; Tahtacıların gelenek, görenek, görgü, dedelik, ocak vb. çok önemli konularında geniş araştırmaları olan Veli Asan, yaşam öyküsünü anlattığı söyleşimizde “Ben Isparta merkezde doğmuşum ama kırkım çıkmadan dağa gitmişiz” demişti.
Bir tahtacı Türkmen olarak onların tüm geleneklerini adım adım gözlemleyen ve bunları kayıt altına alan Veli Asan, Tahtacı Türkmen Alevilerinin bugünkü belleği konumundaydı. Ama benzeri birçok örnekte olduğu gibi değeri az anlaşılmış bir yazarımızdı.
Birçok kitabı bulunan Veli Asan, bir öğretmen olarak binlerce öğrenci yetiştirdi, yüreğiyle, özüyle Alevi geleneğini yaşattı ve bu yola büyük hizmetleri oldu.
Veli Asan, yaşam öyküsünü şöyle anlatmıştı:
Ben 1932 yılında Isparta’nın içinde doğmuşum. O zaman benim dedem, annemin babası 15-20 yıl önce yerleşmiş oraya. Annem de Isparta’nın içinde doğmuş. Babam annemin halasının oğludur yani annem babamın dayısının kızıdır. Birisi şehre yerleşmiş, babamlar dağda kalmışlar. Demişler ki “senin dayının kızı var Isparta’da git onu al.” Neyse o da annesiyle gelmiş, annemi Isparta’dan kaçırmış. Sonra tabii Isparta’ya gelmişler. Bizde kız kaçırılınca sonra gelir, barışır biter.
Benim dayım P.T.T. müdürüydü Afyon’da. “Gel Veli ben seni okutacağım” dedi. Babam da büyük anlayış gösterdi. Onun yanına gittim. Afyon Lisesi’nin birinci sınıfında 3 ay okudum. Benim babam cura çalardı. Kulağım saf, tertemiz Anadolu müzikleriyle dolu. Artı müzik dersinde ne gördüysem o var. Yani kulağımda hiçbir bozukluk yok. Koroda öğrendiğim okul şarkıları ve tertemiz nefesler daha doğrusu. Yani bizde babamın halk müziği olarak çaldıklarının % 90’ı nefesler, ağıtlar.
Bir okul açıldı, İstanbul’da müzik ve resim semineri diye. Bu okul ortaokul öğrencileri arasından sınavla öğrenci alacak. Resim ve müzik konusunda yetenekli öğrenci toplayacak. Türkiye çapında sınav açtılar. Beşiktaş’ta parasız yatılı okulun bilgileri geldi. Biz de onu arıyoruz zaten. Parasız olsun da nerede olursa olsun. Öyle müzik öğretmenliği falan değil neresi olursa. Biz de parasız yatılı denilince hemen dilekçe verdik. Ben trenle tek başıma sınava gittim İstanbul’a. Lise birdeydim. Yani yaş 15-16. Uzatmayalım büyük bir mücadele, o okulu ikincilikle kazandım. Yani süper yetenekli çocukları aldılar. Bir yıl o okulda okuduk. Tahsin Bankoğlu diye birisi Milli Eğitim Bakanı oldu. Dedi ki “resim, müzik, beden eğitimine gerek yoktur bu memlekette, tarih, coğrafya, matematik lazımdır” bizim okul lise. Gazi Eğitim Enstitüsü’nün resim, müzik eğitimi bölümlerini kapattı. O güzelim müesseseler depo oldu. Gazi Eğitim’in diğer sınıflarının deposu oldu. Tutup bizim okulu kapattılar. Bizim okul aynı anda kolej gibi, lise derslerini görüyoruz orada. Fazla olarak müzik dersini görüyoruz. Ben orada Ekrem Zeki Ün’den keman dersleri aldım. Yani elek üstü müzisyenler geldi bize. Büyük ilerleme kaydettik ama ne yazık ki okul sürmedi. Bize birer yazılı kağıt “okulunuz kapatılmıştır, isteyen parasız yatılı lise, isteyen öğretmen okuluna geçebilir.” Öğretmen okulu benim arayıp bulamadığım şey. Benim ailem beni üniversitede okutamaz. Bir an evvel öğretmen olup hayata atılmak en güzel şeydi. Hemen dilekçe verdik öğretmen okulu diye. Bolu Öğretmen Okulu’na geçtim ikinci sene. Sene kaybetmedim. Bolu Öğretmen Okulu’nu pekiyi ile bitirdim. İlkokul öğretmeni oldum. Adana Koza’nın Tepecik Ören Köyü’ne tayinim çıktı. Şimdi gibi hatırlıyorum. Tam oraya gideyim diye hazırlık yaparken gazetede ilan “Gazi Eğitim Enstitüsü burslu hale getirilmiştir, öğrencilere 100 lira burs verilecek”. Devletin yatılı yüksek okuluydu orası. O sene burslu hale getirilmiş.
1954 yılında Türk Yurdu Dergisi’nde ilk yayınlanan yazısının “Isparta Tahtacılarına Dair Notlar” olduğunu belirten Veli Asan, “Yani hiçbir zaman “Tahtacılar” demedim. Çünkü ben Isparta dışındaki Tahtacıları tanımıyordum, incelemiyordum. Ne zaman bu çizgiyi aştım, ondan sonra yavaş yavaş “Tahtacılar” daha da büyüterek “Tahtacı Türkmenler” sözcüğünü kullanarak girdim işe” ifadelerini kullanmıştı.
Kutluay Erdoğan, Şahkulu Dergahı’nda Anıldı
Araştırmacı-Yazar Kutluay Erdoğan, Şahkulu Dergahı’nda Anıldı
PİRHA – Kars-Sarıkamış’a bağlı Asbuğa Köyü’nde 1935 yılında dünyaya gelen ve geçtiğimiz sene İstanbul’da Hakk’a yürüyen araştırmacı-yazar ve eğitimci Kutluay Erdoğan, 20 Şubat Çarşamba günü Şahkulu Sultan Dergahı’nda yapılan bir etkinlikle anıldı.
AYHAN AYDIN/İSTANBUL
Köklü Alevi Ocaklarından Seyyid Garip Musa Ocağı’na mensup, aynı zamanda eğitimci ve CHP’de milletvekilliği yapmış birçok önemli simanın da mensubu olduğu bir aileden gelen Kutluay Erdoğan, Milli Eğitim Bakanlığı’nda başmüfettişlik yapmış, birçok kitabı bulanan bir yazar.
Özellikle Seyyid Garip Musa Ocağı’nın Cumhuriyet dönemindeki serüvenini kaleme alarak uzun süre Cem Dergisi’nde bu konuda yazılar yazan Erdoğan, aynı zamanda Atatürk devrimi, laiklik, laik eğitim, Alevilik konularında da kitaplara imza atmıştı. Kutluay Erdoğan, Anadolu Müslümanlığı, dediği Aleviliğin kendi yol ve erkanına göre farklı yapı oluşturduğunu belirtip ocaklar, dedeler konusunda da makaleler kaleme almıştı.
Onun anısını yaşatmak amacıyla; Çarşamba günü saat: 14.00’de Şahkulu Sultan Dergahı’nda bir anma programı düzenlendi. Ayhan Aydın’ın sunumunu yaptığı programda ilk önce birlik, beraberlik, aydınlık aşkıyla çerağlar yakıldı. Şahkulu Sultan Dergahı adına Başkan Yardımcısı Hüseyin Taştekin’in gelenleri selamlamasından sonra araştırmacı yazarlar Ayhan Aydın, Şah Hüseyin Şahin, Dursun Gümüşoğlu (Bektaşi Babası), Süleyman Zaman, Kutluay Erdoğan’ın çalışmaları, yaşamı, kişiliği ve Aleviliğe bakışı hakkında konuşmalar yaptı. Ressam ve Kureyşan Ocağı’ndan Gülizar Filiz Tonkuş onunla ilgili bir anısını paylaştı.
Bektaş Özcan’ın söylediği üç nefesle birlikte hayır ve dualarla, Kutluay Erdoğan’ın Alevi erkanına göre anması tamamlandı.
Anmaya Kutluay Erdoğan’ın ailesi başta olmak üzere, sevenleri, tanıyanları, okuyucuları katıldı.
Etkinlik sonrasında Şahkulu Sultan Dergahı’nda Kutlay Erdoğan için lokma sunumu yapıldı.
Can Tv Etkinliği kayıt altına aldı.
KUTLUAY ERDOĞAN KİMDİR?
Kutluay Erdoğan, 1935 yılında Kars’ın Sarıkamış ilçesine bağlı Asbuğa Köyü’nde dünyaya gelmiş. Annesinin adı Hamide Hanım, babasının ası Süleymen efendidir. Seyyid Garip Musa Ocağı’na mensup olan Erdoğan, ilk ve orta okulu Kars’ta, liseyi Ankara Atatürk Lisesi’nde bitirmiş. yüksek öğrenimini Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde yapan Erdoğan, Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nin Tarih bölümünü bitirmiş. Kars Alparslan Lisesi, Eskişehir Atatürk Lisesi, Erzurum Kazım Karabekir Eğitim Enstitüsü, Eskişehir Eğitim Enstitüsü ve Eskişehir Yabancı Diller Yüksek Okulu’nda öğretmenlik ve idarecilik yapan Erdoğan, 1978-1997 yılları arasında MEB Teftiş kurulunda başmüfettiş olarak çalıştıktan sonra emekli olmuş. Emekliliğini yazı yazarak geçiren Erdoğan, Atatürkçü Düşünce Derneği’nde çalışmış. Nefes Dergisi, Karaca Ahmet Sultan Dergisi’nde makaleler yazan Erdoğan’ın İletişim yayınları ‘Cep üniversitesi’ kitapları serisinden Alevilik-Bektaşilik adlı kitabı yayınlanmış. Bu kitap daha sonra Yeni Yüzyıl gazetesince 24 Nisan 1995 yılında promosyon olarak verilmiş. Yine bu gazetenin Yeni Yüzyıl Kitaplığı serisinden ‘Türkiye’de Alevilik’ adı ile ikinci bir kitapçık da gazete ile birlikte verilmiş.
KİTAPLARI:
- Türkiye’de Alevilik
- Alevi Bektaşi Gerçeği
- Asbuğa
- Atatürkçü Düşüncelerimde Atatürk İlke ve Türk Devrimi
- Alevi Bektaşi Gerçeği (Yeni Baskı)
- Anadolu Müslümanlığı (Son Eseri, 2015, Milenyum Yayınları)
P.S.A. 2 Temmuz Eğitim Ve Kültür Vakfı’ndan Tarihi Çalıştay
Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Eğitim Ve Kültür Vakfı’ndan Tarihi Çalıştay
Pir Sultan’ım der gözümde
Hiç hata yoktur sözümde
Eksiklik kendi özümde
Darına durmaya geldim
Ulu Alevi Bektaşi ozanlarından ve Anadolu’da ozanlar piri olarak nitelendirilen Pir Sultan Abdal adına kurulan köklü Alevi kuruluşlarından Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Eğitim ve Kültür Vakfı tarihi bir toplantıya öncülük yaptı.
Çok değerli akademisyen ve araştırmacıların katıldıkları, "Osmanlı Arşiv Belgeleri Işığında Alevilik Bektaşîlik Çalışmaları 1. Çalıştayı", 2-3 Şubat tarihleri arasında Ankara'da yapıldı.
Alevi kurumları içinde belki de alanında ilk kez yapılan bu çalıştayda; Vakfın yaklaşık dört yıldır gerçekleştirmiş olduğu Osmanlı Arşivinden belgeleri derleme ve bunları değerlendirme konularıyla birlikte Osmanlı Arşiv Belgelerine farklı bakışlar gündeme geldi.
Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı Başkanı Muharrem Yılmaz, açılışta vakfın çalışmaları, hedefleri ve bu konudaki düşünceleri üzerine bir konuşma yaptı.
Vakıf adına bu çalışmaları sürdüren gurup olarak Murat Alandağlı ve Muhammed Ceylan bugüne kadar yaptıkları çalışmalar hakkında bilgi verdiler.
İki gün boyunca, çalıştaya katılan akademisyen ve yazarlar konuyla ilgili bilgi, görüş, düşünce ve eleştirilerini aktardılar. Dile getirilen ortak nokta ise; bu çalışmaların çok önemli olduğu, böylesine bir konuya bu kadar önem verilerek bir çalıştay yapılmasının çok yararlı bulunduğu ve bunların devamının gelmesi yönünde oldu.
Katılımcılar; konunun en iyi şekilde ele alınıp araştırılması ve elde edilen ve edilecek verilerin en iyi şekilde, ilgili kişi ve kurumlara, kamuoyuna nasıl aktarılacağı konusunda görüş ve düşüncelerini aktardılar. Çalıştaya konuyla ilgili yaklaşık 40 kişi katıldı.
Toplantı sonunda Vakıf yönetimi adına söz alan Muharrem Yılmaz, tüm katılımcılara Vakfı adına teker teker teşekkür ettikten sonra, imkânlar olduğunca bu çalışmaların sürdürüleceğini, katılımlarından dolayı herkese şükran duygularını dile getirdi.
Ayrıca Muharrem Yılmaz, iki gün boyunca konukların ağırlanmasını ve konaklamalarına imkan sağlayan Çankaya Belediyesine ve başkan Alper Taşdelen’e de teşekkürlerini sundu.
Bu tarihi toplantı bu alanda yapılacak çalışmalar için ufuk açıcı ve halkımıza hayırlı olsun.
Ayhan Aydın
Devamını oku: P.S.A. 2 Temmuz Eğitim Ve Kültür Vakfı’ndan Tarihi Çalıştay
Diğer Makaleler...
- KONYA EREĞLİ ÖZGÜRLER CEMEVİ’NDE HIZIR CEMİ
- Metiner Orhan Dede'yle Bir Söyleşi, 2016, Şahkulu
- Avrupa Gezisi İzlenimleri (6 Eylül - 16 Ekim 2018)
- Alevi Akademisi’nin Almanya’da Düzenlediği 6. Ocakzadeliler Buluşması (24-26 Aralık 2018)
- Avrupa'daki Can Dostlara Derin Minnet Duygularım Vardır...
- Avrupa'ya Gezi...
- KERBALA, MATEM, AÇMAZLARIMIZ
- ARNAVUTLUK TOMOR DAĞI ALİ ABBAS ETKİNLİĞİ
- Kemal Akgün: İnternet Günümüzün Vazgeçilmezi
- HARABATİ TEKKESİ'NDE DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK

