• Ana Sayfa
  • Ayhan Aydın
    • Özgeçmiş
    • KENDİMLE İLGİLİ KISA BİR DEĞERLENDİRME
    • Ayhan Aydın Arşiv Listesi
    • ŞAHKULU SULTAN DERGAHI GÖRSEL ARŞİVİ
    • Hakkındaki Yazılar
    • Hakkındaki Şiirler
    • Hakkındaki Haberler
  • Şiran
  • Söyleşiler
    • Dedeler
    • Babalar
      • BABAGAN (BALIM SULTAN ERKANI) KOLU
      • ÇELEBİLER KOLU
      • SULTAN SÜCEATTİN VELİ OCAĞI (DERGAHI) KOLU
      • ALİ KOÇ KOLU
    • Ozanlar
    • Yazarlar
    • Aydınlar Gazeteciler
    • Bilim İnsanları (Akademisyenler)
    • Kanaat Önderleri
    • Kurum Temsilcileri
    • Sanatçılar
    • Hocalar Mürebiler
    • İzzettin Doğan
  • Gezi Notları
    • Anadolu
    • Avrupa
      • Batı Avrupa Gezi Notları
    • İran
    • Suriye
    • IRAK
  • Yazılar
    • Basındaki Yazılar
    • Denemelerim
    • Etkinlik Haber Yorum
    • Cem Vakfı Yazıları
    • Kitapların Dünyası
    • Şiir Denemelerim
  • Kültür Sanat
    • Kültür Dünyası Söyleşileri
    • KÜLTÜR SANAT YAZILARI
  • Ahmet Hezarfen
    • Ayhan Aydın Kitap Yazıları
    • Osmanlı Arşivinde Aleviler Bektaşiler
    • Diğer Çeviri Belgeleri
    • Yazıları- Anıları - Görüşleri
    • Ahmet Hezarfen'le İlgili Yazılar
    • Ahmet Hezarfen Balkanlar(Rumeli)
    • Dergahlar Türbeler
      • Balkanlar Rumeli
        • Bulgaristan
          • Otman Baba
          • Demir Baba
          • Akyazılı Sultan
          • Ali Koç Baba
          • Elmalı Baba
          • Hüseyin Baba
          • Dallı Ali Baba Türbesi
          • Yunus Abdal
          • Saçlı Koçlu Babalar
          • Alan Mahallede Ali Baba Türbesi
        • Makedonya
          • Sersem Ali (Harabali) Baba
          • Sarı Saltuk
          • Hıdır Baba
          • Cafer Baba
          • Üsküp Halveti Tekkesi
        • Yunanistan
          • Seyyid Ali (Kızıldeli) Sultan
          • Ece (İce) Sultan
          • Nefes Baba
          • Atatürkün Evi Selanik
      • İran
      • Suriye
      • Diğerleri
      • Anadolu
        • Hacı Bektaş
        • Sultan Sucaettin Veli
        • Abdal Musa
        • Kolu Açık Acim Sultan
        • Seyyit Garip Musa
        • Haydar Sultan
        • Diğer
      • İstanbul
        • Şahkulu Sultan
        • Kurucu Ahmet Sultan
        • Garip Dede Türbesi
        • Erikli Baba Türbesi
        • Nafi Baba (Şehitlik)
        • Karaağaç
        • Karyağdı
        • Duvar Baba
    • Semahlarımız
      • Rumeli Semahları
      • Anadolu Semahları
      • Sultan Sucaettin Veli Ocağı-Dergahı Semahları
    • Atatürk Fotoğrafları
    • Etkinlik Fotoğrafları
      • Türkiye
      • Balkanlar
      • Avrupa
      • Diğer
    • İnanç Önderleri
      • Dedeler
        • Fetfi Erdoğan Dede
        • Aşık Ali Metin Dede
        • Hüsamettin Aydın (Seyyid)
        • Nevzat Demirtaş
        • Musa Küçük
        • Veli Akkol
        • Hüseyin Orhan
        • Celal Arslan
        • Dedeler Diğerleri
      • Babalar
        • Hakkı Saygı
        • Abidin Harman
        • Mehmet Şilli
        • Reşat Bardi Dedebaba
        • Babalar Diğerleri
      • Zakirler
      • Çelebiler
      • Dervişler
    • Cemlerimiz
    • Yazarlar
      • Abidin Özgünay
      • Baki Öz
      • Cahit Tanyol
      • Mehmet Yaman Dede
      • Mehmet Yardımcı
      • Refik Engin
      • Şevki Koca
      • Ahmet Hezarfen
      • Yazarlar Diğer
    • Ozanlar
      • Adil Ali Atalay (Vaktidolu)
      • Ahmet Akar
      • Ali Ekber Çiçek
      • Aşık Durmuş Günel
      • Aşık Veysel
      • Hüseyin Çırakman
      • Hasan Papur
      • Hüseyin Yorulmaz (Seyfili)
      • Aşık İhsani
      • Mahzuni Şerif
      • Muharrem Yazıcıoğlu
      • Murtaza Şirin
      • Müslüm Sümbül
      • Telli Suna Gölpek
      • Ozanlar Diğerleri
      • Ozanlarla İlgili Simgeler
    • Gümüşhane-Şiran (Kırıntı-Yeniköy
      • Yeniköy (2010) Sayı Sayma Oyunu
      • Yeniköy Kış - Güssün Aydın Cenaze 2000
      • Kırıntı Yeniköy Düğün 2003
      • Kırıntı Yeniköy
    • Ayhan Aydın
      • Hısım Akrabalarım-Arkadaşlarım
      • Cem Tv Proğramlarım
      • Ayhan Aydın Resimleri
      • Ayhan Aydın'ın İstanbulu
      • Ayhan Aydının Manzaraları Şehirleri
  • Önemsediklerim
  • Konuk Yazarlar
  • Site Haritası
  • Balkanlar (Rumeli)

KENDİLERİNİ ÜVEY EVLAT YERİNE KOYDURDUKLARININ FARKINDA BİLE OLMAYAN ALEVİ KURUMLARININ

Pazar, 01 Kasım 2026 22:36 tarihinde yayınlandı. | Ayhan AYDIN tarafından yazıldı. | Yazdır | e-Posta | Gösterim: 7

KENDİLERİNİ ÜVEY EVLAT YERİNE KOYDURDUKLARININ FARKINDA BİLE OLMAYAN

ALEVİ KURUMLARININ TEMSİLİYET VE SİYASET KARŞISINDAKİ ZOR ZAMANLARI

 

Hepsi Alevi Kurumu, hepsi Alevi kurum temsilcileri; bir gün dedikleri ikinci gün dediklerini tutmayan, kurumsal olarak asıl yapmaları gerekenleri sürekli savsaklayarak günlük politikalara rahatlıkla alet olan…  “Sen oraya gittin, ben gitmedim;” derken birbirinden rol çalıp hepsi de devletin, belediyelerin, siyasi partilerin, kimi güç odaklarının yer yer yanında yer almaktan mutluluk duymaya başlayan… Alevi yoluna gerçekten bağlı olarak iş üretmekten çok taşeron müteahhitler gibi kim kendilerine biraz bir şey verse koşup onun yanında yer alan, başkalarının alkışçıları olan… Bin yıllık barış- kardeşlik- dostluk- insanlık yolu’nu, Hakk Muhammed Ali ocağını basit çıkarlar için çok ucuza harcayan insanlar olduk…

Yazık biz yazık bize, yazık bize…

 

Değerli dostlar;

23 Ekim 2026 tarihinde Şahkulu Sultan Dergâhı Kültür Birimi’nde çalışan birisi olarak Kültür Bakanlığı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın İstanbul’da, İstanbul Valisi başkanlığında yaptığı bir kahvaltılı toplantıya katıldım.

Arkasından yine aynı şekilde 31 Ekim 2026, Cumartesi günü yani dün de, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Sayın Nuri Aslan’ın başkanlığında İBB.’nin Saraçhane’deki merkez binasında belediye meclis salonundaki toplantıya da katıldım.

Sizler biliyorsunuz; olabildiğince tarafsız bir şekilde tüm meselelere sadece Alevi – Bektaşi Yol değerleri açısından bakmaya çalışan bir insanım.

Bunca yıllık çeşitli çaba ve üretimlerim yanında son zamanlarda ise; Alevilik –Bektaşilik konusunda devletin, partilerin, Alevi kurumlarının, dedelerin, babaların, yazarların kendimce gördüğüm kimi eksik, hata ve yanlışlarını eleştirdiğim için de artık faklı bir gözle bakılan insan oldum. Olsun, ne bu dünyadan, ne de Alevi – Bektaşi toplumundan bir beklentim olmadığı için çok umursamıyorum açıkçası, Yolun aşkı bize yeter, üç beş dost ve ozanların, pirlerin sevdası ve onların kurdukları yol bize kâfi gelir…

Son kırk yıllık süreçte, (her zaman söz verip yapamadığım şekliyle kısa kesmeye çalışacağım), Alevi kurumları gerçekten Alevilik çalışmalarında büyük adımlar attılar, bu topluma faydaları çok oldu. Ama son on yılda, özellikle beş – altı yıldır Alevi – Bektaşi kurumlarının Alevi toplumunun sorunlarını çözme konusunda nedense basiretlerinin kapandığını, yürekli ve samimi bazı dostların dışında, uzun erimli değil de, kısa zaman süreçlerinde bazı sonuçlara ulaşmak için aceleyle ve çok yanlış yol ve yöntemler izleyerek bazı çabalar içine girdiklerini gördüm.

Türkiye gibi aydınını, düşünenini, gerçeklerin peşinde koşanını hapishanelere doldurup mevcut siyasi iktidarını isterse de ülkeye zarar versin, her pahasına, yapmadığı kalmayan bir tek adam rejiminde elbette sorunları çözmek daha da güç oluyor. Darmadağın edilen bir siyaset sahnesinde, yetişmiş dürüst devlet adamlarını teker teker devlet yönetiminden atıp partizanlıkla işin ehli olmayan yandaşların tüm devlet kurumlarına yerleştirildiği, halkın siyasi tercihlerinin darbelerle gasp edildiği bir ülkede elbette demokrasiden bahsetmek mümkün değildir. Bu konuyu sürekli yazan bir insanım.

Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi Bektaşi Kültür Ve Cemevi Başkanlığı’nin ise Bolu’da diri diri yanan çocukların çığlıkları karanlıkları yırtarken, yine sözde devlet bürokrasisinden kimsenin cezalandırılmadığı, her alandaki gibi karanlık, çıkar odaklı ve talan üzerine kurulan Kültür ve Turizm Bakanı’nın bir turizmci işletmeci olması zaten her şeyi açıklar niteliktedir.

Başından beri çok net, ağır eleştirilerim olan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı bir nevi iktidarın Alevilik – Bektaşilik politikalarını yürüteceği bir birim olurken, cumhuriyet döneminde aslında devletin bakışında hiçbir şeyin değişmediğini söylemek gerekir.

Devletin Alevi – Bektaşi toplumunu bir toplumsal yapı, tarihi arka planı olan bir inanç toplumu, bu toprakların asli unsurları olarak görmesi gerekirken; her zaman bir üvey evlat gibi kapının kenarında bekletilen gözü yaşlı mazlum, bir ekmeğe muhtaç bir çocuk gibi muamele gördüğü gerçeği değişmemiştir.

Aleviler kültür ve turizm unsurları olarak görülmüş, onlara böyle muamele yapılmış; devlet başından beri bunu inkâr etmeden çalışmalarını sürdürmüşlerdir.

Alevilik – Bektaşilik “Türk Kültürünün Ayrılmaz Bir Parçasıdır…” deniyor…  Eyvallah birileri bunu savunabilir. Bilmiyorum bunca tarihçi, yazar, akademisyen var belki de doğruluk payı da vardır bu görüşün.

Ama bakıyorsunuz bu görüş devletin olduğu kadar Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın da resmi görüşünü yansıtıyor.  Ama kurum en çok Aleviliğin inanç kimliği üzerinden Alevi Bektaşi toplumunda varlık gösteriyor. Evire çevire senin kimliğini, bin yıllık geçmişini kendi ideolojisine göre bir yere koyuyor, kurum olarak seni avucunun içine alıp kendi kalıbına döküyor, seni isimlendiriyor, tanımlıyor, etkinliklerine el atıp kendi konuşmacısını, sanatçısını getiriyor seni kendisi yapıyor.

Sen ise şuursuzlaşmış bir kitle olarak buna fazla ses çıkarmadan, bazen korkma uykusuna yatıp, çıkarın neyse öyle hareket ediyorsun, her denilene şapka çıkarıyorsun. Böylece yapman gereken asli işlerin boyunduruğundan kurtuluyorsun. Abdal Musa Etkinliğini, Onar Dede Etkinliğini ve tüm Türkiye’deki etkinlikleri devlete havale ediyorsun, sen de onların yanında bir figüran olarak bayramlarda bayramlık elbise giymiş çocuklar gibi sevinçle protokollerde yer almanın, “başkanımmmm…” denilince ağzının kulaklarına varmasının mutluluğunu yaşıyorsun.

İşte bu sözlerim çok inciticiymiş!

Bin yıllık Alevi – Bektaşi Yolu’nu kuranların kemiklerini incitmenin sesi senin kulağını sağır etsin… Protokol erbapları…

Yani Alevi – Bektaşi Yolu dediğimiz yol, inanç, erkân, yapı bugüne kadar gelmiş, nefesi kesilen, çıkara satılan kesim ise kim güçlüyse onun önünde diz çöküyor, düzene, sisteme teslim oluyor.

Sistem bin yıldır bu topraklarda seni ya demir yumruğuyla başını ezerek, derini yüzerek, ilden ile sürerek yok ediyor; ya da şu veya bu şekilde yanına çekmesinin planlarını ustaca kullanıyor.

Ulu ozanların ruhuna işleyen dirençli deyişleriyle senin atan, başı taştan taşlara çalınsa da “Sizde Şah Diyeni Öldürseler De Ben De Bu Yayladan Şaha Giderim” diyor, yeni yeni çözümler peşinde koşuyor, sana umut veriyor, direnç veriyor… Sen ise protokole teslim oluyorsun…

Ya da o sistem seni yumuşak karnından yakalıyor, şahımın itlerini yemediği menfaat lokmalarından sana yediriyor. Sen de yiyorsun işte. Örneğin birer turist oluyorsun… Turizmci bakanının da he demesiyle, devletin imkânlarıyla Umreye gidiyorsun, başını bu yolda feda eden İmam Hüseyin’in kabrini ziyaret ediyorsun, Evliyalar Şahı İmam Ali’nin huzuruna çıkabiliyor hatta kellebaş gibi sırıtıyorsun da… Daha ne olsun…

 

Gelirsek Sayın Vali beyin toplantısına…

 

Kendi sosyal medya hesabımda hiçbir yazım silinmez “okullara mescit yapılamasını isteyen gerici vali…” diye yazım vardır. Alevi kurumları toplantısına ben de gittim. Bir sosyal tesislerde kahvaltılı bir toplantı. Yine onu da yazmıştım, çok tepki çekti. Niye bunları yazıyorsun, diye. Olanı yazmak suç oluyor. Neyse, özetle oraya Alevi kurumlarını temsilen gelen kişiler, saygısızlık yapmak istemem; bin yılın Alevi özünden de, son kırk yıllık Alevi – Bektaşi yol hizmetinden de gerçekten çok uzaktılar. Devlet ve sistem yapacağını yapmış, yıllardır söylediğim ve çoğu kurum başkanı, hatta kendilerine yazar, aydın diyenlerin bile bana yan gözle bakmalarına neden olduğu gibi, basit isteklerle Alevi – Bektaşi Yolu’na hizmet etmeyen insanları avucuna almış, söyleteceğini söyletiyordu. 

Cem Vakfı her türlü eleştiri (en ağır eleştirileri orada en büyük kahrı çekip, en uzun süre çalışanlardan birisi olarak ben yazıyorum zaten) ötesinde Alevi toplumunun haklarının alınması konusunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne olayı taşımış ve o mahkeme Türkiye’ye Alevlerin haklarını vermemesi nedeniyle mahkûm etmişti.

Gerçi tek adam rejiminde adam Anayasa mahkemesini, kanunları, hukuku ortadan kaldırdı, hangi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları denebilir. Bu da bir kolaycılıktır. Bu konularda direnen tek bir insan kaldı Doğan Bermek. Kazanılan hakların ısrarla korunması ve elde edilmesi konusunda çaba harcanması gerektiğini ısrarla söyleyen tek kişi.

Düşünebiliyor musunuz? Çok büyük emek, çaba, cesaret ve mücadeleyle Cem Vakfı konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıyor, davayı kazanıyor. Ama sürece takip etmeyen yine Cem Vakfı’nın yönetimi. İşi gücü bırakmışlar, öz güçlerine inancını bırakmışlar, şimdi Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevleri Başkanlığı ve İBB. veya siyasi partiler bizlerin bazı sorunlarını nasıl çözebilirler’in derdine düşmüşler.

Olayı kökten çözmek yerine, haklarını almak yerine, iradeyi ortaya koymak yerine, tarihi bir adım atmak yerine, bir dilim ekmek için Aleviler adına gidip kapılarda ağlayan bir zavallı olmak…

Uzatmayayım; bilim insanlarından destek almayan, hala bir hukukçu bürosu, basın bürosu oluşturmamış, Mekke, Medine, Balkanlar turizm acenteliğinden gezmeyi, protokollerde yer alıp adam yerine konulmanın mutluluğunu yaşamak isteyen bu kurumların devlet nezdinde Alevi – Bektaşi toplumunun sorunlarını çözmeleri mümkün değildir.

Doğruyu söylemek gerekirse, uydurma isteklerle karşısına gelen sözde kurum temcilerine Sayın İstanbul Valisi onlar anlarlarsa iyi bir ders verdi: “değerli dostlar daha yapıcı, mantıklı, kalıcı isteklerle bizlere gelirseniz, bizler sizlere her konuda yardımcı olmak istiyoruz.” Dedi. “Biz halılarımızı yıkadık, onları kurutamıyoruz, bu konuda bize yardımcı olur musunuz sayın valim? Bize Alevlilik konusunda ders verir misiniz sayın valim? Diyenlere karşı ne desen sayın vali.

 

Gelelim İBB.’ye…

Hiçbir kimsenin, hiçbir partinin, hiçbir siyasi görüşün tapıcısı, propagandacısı değilim. 57 yaşındayım, hiçbir siyasi partiye üye değilim. Bunu övünç olarak söylemiyorum. Her insan birçok sivil toplum kuruluşuna üye olmalı, çeşitli görüşler çerçevesinde çaba göstermeli. Ben de kendimce kültür – sanat – edebiyat alanında bazı gayretler içindeyim. 35 yıldır Alevi – Bektaşi kurumlarının, yapısının içindeyim. Bu yolun aşkı bana yetiyor.

Birçok kişinin niyeyse çok fanatiği var Türkiye’de. Baktık ki, Alevi – Bektaşi toplumunda da epey bir fanatikler tayfası var… Şunun adamı, bunun adamı… Canını bazı siyasi görüşler, kişiler için verecek yığınlar büyüdükçe büyümüş… Bir zamanlar Alevi toplumu içinden çıkan okumuş gençlerimiz kimi devrimci önderleri çok severlerdi, bu da doğaldır; ezene karşı, ezilenden yana olmak güzeldir. Ama inanıyorum ki, bu toplum hiçbir zaman da tümüyle gözünü kapatıp birilerine tapmamıştır. Yolda olan yolun değerlerinin bir sistem içinde insanı bağladığını, yol aşkının, insanlık sevgisinin her şeyini üzerinde olduğu bilincini insanlara öğretmiştir.

Tümüyle farklı bir yapı olan devrimci – sol – sosyalist sistem içinde yer alsalar da Alevi gençlerde de bir sağduyunun olduğuna inanırım. Bu birilerine abartı geliyor, bırak ya, hem her şeye karşıyım diyorsun, bir de duygusal konuşuyorsun, eskinin solcuları şimdi sermayedar oldular, Ayhan bey, boş ver bu lafları, diyenler var. Bilmiyorum ben belki kıyamıyorum kendi insanıma, ne bileyim işte.

Neyse ne, şimdi olmuş Aleviler, Alevi kurum temcilerinin bir kısmı işi gücü bırakmışlar sarılmışlar siyasete.  

Aleviler ve Siyaset… Yaz yaz bitmez bir konu. Bunun da bir geçmişi var. Yazan yazsın, belki ben de sonra kendimce bir şeyler yazarım. Gelelim bugüne…

 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi…

Başı dumanlı, bin bir sıkıntısı var her konuda, her alanda. Zaman zaman ciddi mağduriyetler yaşıyor, haksızlığa uğruyor. Şu anki başkan vekili Sayın Nuri Aslan’ın konuşmalarına bakınca insan tam umutsuzluğa kapılamıyor, bizde para var, diyor. Çoğu işimizi yapıyoruz, diyor. Güzel… Açılışlar, etkinlikler, temel atmalar… Devam ediyor. Bir yanda baskı, hapis, bir yanda alabildiğine etkinlikler… Şaşırtıcı ama gerçek… Hayırlısı olsun…

Elbette İBB. Bir belediye ama siyaset var, devlet var.

31 Ekim 2026 Cumartesi günü İstanbul’daki birçok kurum başkanını İBB.’nin Saraçhane binasında toplayan Nuri Aslan üç – dört kez “devletinize sahip çıkın” dedi. Bizlerin parası bol, bizlerin her şeyi yapmaya gücümüz var, dedi. Umutsuzluk yok, her şeyi çözeceğiz, dedi. Teker teker bunları, biriken sorunları çözmek beni dünyanın en mutlu insanı yapar, dedi. Ben sadece yer tahsis edemiyorum, bu konuda bana gelmeyin ama onun dışında çözemediğim, çözemeyeceğim hiçbir şey yok, dedi. 

Oldukça yoğun katılımın olduğu Alevi Cemevileri – Kurumlar toplantısı yaklaşık iki saat sürdü.

Sayın Nuri Aslan en az yarım saat giriş konuşması yaptı.

Söylediklerinden anladığım; cemevlerine, camilere çok yardımlar yaptık, ben inançlı insanım. Ben de aynı kültürdenim, dedi. Cep telefonunu teker teker söyleyerek herkes bunu yazsın, her konuda bana yazın, her konuda ben sizlere yardımcı olacağım, dedi. Ben kimseden şefaat beklemem, benim şefaatim Türbelerdir; İstanbul’daki tüm türbeleri zaman zaman ziyaret ederim, dedi. Diz çökeceğim, secde edeceğim Allah’a sığınır, dedi. 

Toplantıda olan aynı zamanda Garipdede Cemevi Başkanı olma vasfını kullanan DEM milletvekili Celal Fırat’a gel abi, sen vekilsin, senin benim yanımda oturman gerekir, dedi.

Dört beş kez Garipdede Cemevi’nden, oradaki çalışmalardan bahsetti.

 Diğer kurumları zaman zaman aklına geldikçe sıraladı.

Nuri Aslan insanları dinlemesine dinledi ama sık sık sözlerini kesip aynı şeyleri onlar (belki haklıdır) bir şey anlamamışlar gibi tekrar tekrar söyledi.

Sonuçta herkesten çok konuştu.

Bana en itici gelen ve düşünülmesi gereken önerisi ise; bundan sonra tüm kurumları böyle belediye meclis salonunda toplayalım, kurumların ne ihtiyaçları varsa onları burada oylamaya sunalım, görüşü oldu. Aklın durduğu bir yerdi. İBB. O anda gözümün önünde tam bir siyasi yapı olarak görüldü. 

Ne diyeyim, ne söyleyeyim, elbette toplantı sonrasında dayanmadım, söz alıp bazı eleştirilerimi yaptım, elbette. Bilmiyorum pek memnun olmadı sayın başkan.

Yıllar yılı söylediğim, yazdığım şeyleri üç dakikada özetledim; İBB. Alevi Masası denen kurumun bu toplunun sorunlarını çözemediğini, şu anda başkanın yerinde bu kurumun çalışmaları anlatması gerektiğini, bunca yıl profesyonel bir kadro oluşturamayan Alevi Masası’nın cemevlerinde çalışan personelinin de işlere ehil olmadıklarını, Alevi masasının cenaze hizmetleriyle ilgilenmek yerine canezalere sanatçı götürmekle meşgul olduğunu, festivallerin Alevilere bir şey katmadıklarını dile getirdim.

Gözlemlerim

İstanbul Valisi Sayın Davut Gül ve Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Sayın Esma Ersin’in yaptığı toplantıya katılım daha azdı. Katılımcılar eleştiri yerine sadece istekleri sıraladılar.

İBB. Başkan Vekili Sayın Nuri Aslan’ın başkanlığındaki toplantıya katılım daha fazlaydı. Katılımcılar gerek İBB.’ye, Alevi Masası’na, gerek yol ve yöntemlere ciddi eleştireler yönelttiler. Nuri Aslan Bey ne kadar uğraşsa da benim her zaman söylediğim gibi İBB.’nin sözde Alevi Masası’nın döküntülü halini savunmaya gücü yetmedi.

Sonuç:

Yazıların çok uzun oluyor, dedikleri için, daha önce de sayısız yazı yazdığım için; Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve İBB. Alevi Masası, Sözde Çözüm Sürece sayısız yazım var saten.

DEM. Partisi’nin Alevi kurumlarını hedefine koyduğu ve kimi kişileri aparat olarak kullandığı sözde “Barış Açılım Süreci” boyunca Alevi kurumları ilkeli davranmamışlar, bin yıldır bu topraklarda barış insanları olarak her türlü zulmü yaşasalar da Alevi toplumunun siyasetin bir öznesi olarak kimsenin içeriğini bilmediği sözde bir sürece dâhil edilmesi oyununa ciddi bir tavır alış geliştirememişlerdir.

Avrupa’da, İstanbul’da şimdi de Anadolu “demokratik açılım, anayasa” adı altında toplumsal bir değerleri olmayan, kurumların ismini kullanan kimi siyaset için çırpınan aymazlara toplumun tepki göstermesi gerekir.

Devlet eliyle, Kültür Bakanlığı içindeki Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı devletin, AKP.- MHP. İktidarının da çizgisinde Alevi kurumlarında çok etkin bir şekilde çalışmalarını sürdürmekte; adım adım Anadolu’da cemevleri, dedeler, türbe, ocaklar ziyaret edilip etkin bir politikayla kişi ve kurumların kültür bakanlığına bağlanması gayreti sürmektedir.

İBB.’nin Alevi Masa’sı tam anlamıyla içi bomboş bir yapı olarak çuvallamıştır. Günübirlik ve bazı Alevi kurumlarının doğrudan müdahaleleriyle yürüyen çalışmalardan Alevilerin çok az bir kemsi memnun kalmıştır. Bunun nedeni de harcamalar, çabalar ve çalışmalar net olarak ortaya konulunca anlaşılacaktır ki; İBB. Alevi Masası belli kurumlara ayrımcı bir şekilde çok daha fazla destek olurken, bazı köklü kurumlar da dâhil, hiç destek olmamıştır.

Kişiler üzerinden yürüyen bir işten fayda gelmesi mümkün değildir. Kadrosunu bilinçli bir şekilde oluşturmayan bu festival kafası, kurumlardaki boşluklardan yararlanmış, kimilerinin gönlünü hoş etme adına Alevilik, siyaset, bürokrasi, belediyecilik anlayışının çok ötesinde bir yapı sergilemiştir. Bugün belediye başkanının bile savunamadığı bu yapı Alevi toplumuna güven vermemiş, Vedat Kara denilen kişiyle özdeş bir şekilde onun seçtiği, atadığı, yer değiştirdiği hiçbir profesyonelliği olmayan ilkel bir kabile anlayışıyla hareket etmiştir.

Bizim paramız çok, diyen anlayış Aleviler adına ayrılan paraları festivallerde çarçur ederken, Alevi kurumlarının köklü sorunlarına zerre kadar bir çözüm üretememiştir.

Yıllardır bunları yazmamıza rağmen çoğu kurum başkanı, sözde yazarlar, dedeler bize düşman olmuştur.

Bu kuruma belediye ne kadar para ayırmıştır, bu paralar nerelere harcanmıştır bunun yanıtını İBB. vermek zorundadır.

Gerek DEM, Gerek Kültür Bakanlığı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Gerek İBB. Alevi Masası Aleviler – Bektaşiler üzerinde politikalar yürütmektedir.

Sonuçta siyasetle, makam ve mevkiyle işi olmayan birisi olarak sadece şunu söylemek isterim; Alevi kurumları ve kurum başkanları ve Alevi toplumunun ileri gelenlerinin Aleviliği, Alevi yapısını, Alevi kurumlarını siyasetin öznesi yapmaları bu topluma çok büyük zararlar vermektedir. Her insanın bir siyasi görüşü ve gayreti olabilir. Tüm siyasi partiler, kurumlar, devlet birimleri Alevi kurumlarını ziyaret edebilirler, onlar da davetlere katılabilirler ama bugün iş çığırından çıkmıştır. Bir kurumun başkanı bir milletvekili olarak bağlı olduğu siyasi partinin politikalarını kendi kurumunun yanında diğer Alevi kurumlarına taşıyıp, buna Aleviliği alet ediyorsa burada büyük bir tehlike vardır. Alevi kurumları birer inanç kurumlarıdır, bu kadar siyasetin öznesi olan Alevi kurumu Alevi kurumu olmaktan çıkmış demektir. Tüm çalışmalarını faaliyetlerini Alevi –Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı üzerinden yürüten bir kurum bağımsız, özgün bir Alevi kurumu olmaktan çıkmış demektir. Varını yoğunu belediyelere, İBB.’ye bağlayan bir kurumun, çalışan personeli belediye personeli olan, aşure erzağını belediyeden alan bir kurum Alevi kurumu mudur? Bunu yanıt verin sesi soluğu kesilen Alevi aydınları?

Bana göre; tarafsız olarak söylemek gerekirse, Alevilik devlet, siyasi partiler karşısında, kurumlar karşısında en güçsüz dönemini yaşamakta, kurum başkanları, sözde aydınlar, dedeler, babalar bu konuda tarafsızlıklarını yitirmektedirler.

Değerli Dostlar;

 

Alevi kurumlarındaki gerileme, çözülme, parçalanma, birlikte hareket etme isteğinin bizzat kurumlarca yok edilmesi tüm bu sonuçları doğurmuştur. Bunun temel nedeni benciclliktir. Kurumların başına çökenler, kendi kurumlarının yeryüzündeki eşi benzeri bulunmaz bağımsız bir kale, bir devletçik olarak görmüşler, kendilerinin güçlerini çok abartmışlardır. Bencilleşen kibere batan kimi Alevi kurum başkanları tüm Alevlerin temsilci olarak kendisini görmüş, siyasi partilerde, devlet kurumlarında, belediyelerde kendisin bulunmaz hint kumaşı olarak pazarlamış, pazarlık gücü artınca da diğer kurumları yok saymıştır. Federasyonların anlamlarını yitirdiği bir ortamda hangi birlikten, örgütlenmekten, Alevilik’ten bahsediyoruz. Bakıyoruz herkes her yerde, kimin eli kimin cebinde amiyane tabirle. Bu çıkar odaklı yapıyı devlet de, siyaset de, belediyeler de çok iyi görüp bu toplumun çözdükleri için, ki kahin olmalarına gerek yok, her şey ortada, işte bu kurum başkanalarını kullanarak, Alevi kurumlarını, birliği, beraberliği darmadağın etmiştir. Herkes bir paye verilmiş, danışmanlardan ortalık geçilmez olmuştur.

Döndük dolaştık kimilerinin “boş ver kafayı yemiş zaten, manyağın birisi” dedikleri Ayhan Aydın’ın laflarına…

Yola Birlikte Gidilir, Yol Cümleden Uludur diyen ulu erenlerimiz, pirlerimiz, ozanlarımız bizler büyük bedeller ödeyerek çok güzel, insanlığın örnek alacağı öğretileri olan benzersiz bir inanç, kültür ve benzersiz bir yol bırakmışlardır.

Biz Alevi – Bektaşi toplumu olarak atalarımıza layık olamıyoruz, yolumuzu yaşatamıyoruz, günlük basit çıkarlar için yolumuzu ucuza satıyoruz.

Ama bu işin büyük bir vebali olduğunu da lütfen unutmayalım, yarınlar bizlerden hesap soracaktır.

Cümlenize sevgi, saygı ve muhabbetlerimle…

 

Ayhan Aydın

1 Kasım 2026

 

Kategori: DENEMELERİM

Bizlere Abdullah Öcalan'ı Dayatanlara...

Cuma, 18 Eylül 2026 06:59 tarihinde yayınlandı. | Ayhan AYDIN tarafından yazıldı. | Yazdır | e-Posta | Gösterim: 315
Bizlere Abdullah Öcalan'ı Dayatanlara...
 
Sözde "süreç"te Apo açıklama üstüne açıklama yapıyor...
Her seferinde sözde dahiyane görüşlerini ortaya saçıyor...
Kişiliğini, şuurunu kaybedenler ise sorgulamadan, düşünmeden hemen onun avukatlığına soyunuyorlar...
Apo'nun nasıl bir katil, nasıl bir NATO - ABD. uşağı, nasıl bir mervan olduğunu biz çok iyi biliyoruz.
Şimdi de "barış" adı altında Kürt oylarının ve Kürt varlığının bir kısmını AKP- MHP Tek Adam Zorba Rejiminin - İktidarı'nın devamını sağlama adına, kendisine devlet eliyle bir villa yaptırma ve adam yerine konulma karşılığı, bugünkü iktidarın ömrünü uzatmak adına çalıştığını, bugünkü iktidarın nasıl bir piyonu olduğunu bizler çok iyi görüyoruz.
Şimdi de; toplumsal bir dayanak bulamayınca tarihler boyunca bazı kesimlerin, devletin, işlerine gelince bazı güç odaklarının, saf gördükleri, güçsüz, sahipsiz gördükleri, "birliğin, beraberliğin, hoşgörünün sigortaları" dedikleri Alevi toplumuna çullandılar.
Bazı konularda aciz kalan, kendilerini güçsüz gören cumhuriyetçiler bir zamanlar bunu yapıyorlardı; "Türkiye'de laikliğin, cumhuriyet'in sigortaları Alevilerdir" diyorlardı. Bu ülkede sadece Aleviler mi yaşıyor? Hem bedel ödeyen, hem hakları verilmeyen, hem de adice sözde sırtları sıvazlanan bu ülkenin gerçek madurları Aleviler...
Şimdi de aynısını Apo'nun, Tayyip Erdoğan- Devlet Bahçeli'nin ipine sarılıp kendilerini bu toplum üzeinden var ermek, aklamak isteyen Kürtçüler yapıyorlar...
Asılan ben, kesilen ben, sürülen ben, "anasıyla yatan pis Kızılbaş" denilen ben, inancı, kültürü, öğretisi tarihler boyunca yok edilmek istenen ben...
Eeee?
Devletin kolluk güçleriyle terörist PKK militanları ve onların katilbaşı Apo'nun, içeriğini hala bilmediğimiz çalışmalarının, görüşmelerinin yaması yapılmak, yandan destekçisi yapılmak istenen yine ben...
Her seferinde sigorta yapılıp ateşlere, alevlere verilip, Sivas illerinde yakılan ben...
Sazı kırılıp ozanları ve ozanların heykelleri bile parçalanan ben, Maraş'ta anamın karnında şişlenen ben, Çorum'da ekmek fırınında diri diri yakılan ben, evleri işaretlenen ben, ötekileştirilen, bu topraklarda kimliğini gizleyen ben, boynu bükük gezen ben...
Bunu görmek istemeyen tarihler boyunca Alevi toplumunun gördüğü en ucuz adamlar olan, sözde bugünkü bazı kurum başkanları ve onların şakşakçıları.
Siz bu inancı, bu öğretiyi, bu kültürü, bin yıllık bu ulu yürüyüşü, ozanların - erenlerin- bilgelerin bedeller ödeyip bugünlere getirdikleri bu yolu çok mu sahipsiz sandınız?
Bazı gerçekleri söylemeye çalışan bizleri tetikçilerinizle susturabileceğinizi mi sandınız?
Şimdi de emperyalist güçler, katilbaşı Apo'yu bize ulema olarak dayatıyorlar...
Başımıza tarihçi kesilen Apo güya adam yerine konulmanın rahatlığıyla bizlere dersler, akıllar veriyor.
Kanlı ellerinizi artık Aleviler üzerinden çekin.
Bu topraklarda bin yıldır var olma mücadelesi veren barış insanları, hoşgörü timsali Alevilerin yeryüzünde hiç kimseden barış, tarih, inanç, vicdan dersi almaya ihtiyaçları yoktur...
Bizler tarihler boyunca ve şimdi de; insanlığın yüce değerleriyle yoğrulmuş; eşitlikten, kardeşlikten, özgürlüklerden, demokrasiden, laiklikten yana hakça üretip, hakça pay edilen bir dünyadan yanayız.
Biz Aleviler; bin yıldır barış merkezleri olan, ilim, fazilet, irfan yurtları olan ocaklarda, tekkelerde, dergahlarda hakça üretip, hakça pay ettik... Bizler; 72 milleti bir nazarda gördük; Türk - Kürt- Arnavut- Rum - Ermeni ayırmadık, darı didar olduk, güvencin kanadında gelen saflığıyla gerçek pirler einde yunduk, yıkandık...
Ozanların nefesleriyle arındık...
Bizlerin ellerine hiç kan bulaşmadı...
O yüzden Kerbela'da İmam Hüseyin, Hallac-ı Mansur, Seyyid Nesimi, Bedreddin, ozanlar piri Pirim Pir Sultanlar gibi nice erenlerle bedeller ödedik...
Ser verdik sır vermedik, yolumuzdan asla dönmedik...
Aleviler bu topraklarda tarihler boyunca çok büyük katliamlara uğradılar, çok büyük hainlikler gördüler, egemen güçlerin oyunlarıyla çok darmadağın edildiler.
Uluslararası güçlerin sadece kendi çıkarları için tüm dünyada din, inanç, mezhep, ırk, sosyal yapı gibi farklardan savaşlar çıkarıp milyonların kanını akıttığı gerçeğini sürekli yaşayarak ezberlemek zorunda mıyız?
Ortadoğu'yu paramparça eden yağmacı güçlerin emrindeki, Suriye'de İŞİT lideri Coloni eliyle kanlı çeteler binlerce Alevi'yi daha yeni katletmedi mi?
Bizim Mazlum Abdi'miz, deyip katilbaşı Apo gibi kahramanlaştırdığınız ucuz adam, ABD. oyunuyla yine bir başka katilbaşı Coloni'ye satılmadı mı, onunla masaya oturmadı mı?
Barış adı altında sonra büyük bir oyunda kendinizi kurtarırken, mazlum Alevileri kurban vermeyesiniz, kanlı planlarınıza bizi alet etmeyesiniz?
Mevcutlarını gördüklerimiz gibi, DEM'in bugünkü ortamın karanlık dehlizlerinden yararlanıp milletvekilliği vaadiyle yanına çektikleri,
Apo'nun sıçtığı bokta mavi boncuk arayanlar,
Bir zamanlar "faşist katil" derken şimdi, "büyük devlet adamı" deyip Devlet Bahçeli'yi kurtarıcı önder görenler,
Alın Apo'nuzu, alın Bahçeli'nizi, alın içerini kimsenin bilmediği sözde sürecinizi tepe tepe kullanın...
Ama bu pisliklere, bu düzenbazlıklarınıza bizi bulaştırmayın, uluslararası büyük güçlerin Büyük Ortadoğu Projeleri'ne bizleri alet etmeyin.
Sonra telefisi mümkün olmayan girdaplara Alevi toplumunu sürükleyip, bizi yeni karanlık kanlı vadiye sokmayın...
Devletin, Kanlı PKK'nın paralı maşaları olmayın...
Bugünün Hızır Paşa'ları olmayın...
Yeter, yeter, yeter...
Bıkıp usandık sizin gibi hokkabazlardan.
Bi def'olup gidin başımızdan.
Muhabbet ehline aşk ile...
 
Ayhan Aydın
17 Eylül 2026
Kategori: Etkinlik Haber Yorum

Hasan Hüseyin Yalvaç Ağabey'in Aziz Hatırasına...

Cuma, 18 Eylül 2026 06:55 tarihinde yayınlandı. | Ayhan AYDIN tarafından yazıldı. | Yazdır | e-Posta | Gösterim: 165

Şair- Yazar-Yayıncı

Hasan Hüseyin Yalvaç Ağabey'in Aziz Hatırasına...

 

Hep böyle mi olacak bu

Hep böyle mi gidecek bu gidiş

Hep böyle sonu bir çaresizlik,

Sesi bir yetim ağıtı,

Öfkesi dinmemiş bir yaşam kavgasında

Bozkırda bir kesat harman döveninde

Dost beklenen bir kapı aralığında mı

Kalacak bu kederli gözler?

Sevgi deren eller

Hep havada asılı mı kalacak

Öykülerimiz hep yarım

Türkülerimiz hep gözyaşıyla ıslanmış

Soğuk gecede titreyen bir dal parçası gibi mi olacak

Çaresizlikten yalın ayaklarımız?

Hep böyle özlemle mi bitecek ayrılıklar,

Uzaklarda kalan hasret dolu puslu anılar,

Sızısı hiç bitmeyen yitik kavim gardaşlar

Ya dert ortağım sigaramın dumanı

Sılada gayri tütmez bacalara inat

Kahvelerden çınarlara hep böyle yükselecek?

Bekar odaları

Fakirlik sallanır pencereden, çamaşır iplerinden

Yarılmış elleriyle harç taşır

Ömür törpüsü gibi

Duvar ören yaşam ustalarına

Dağ başında çoban olmak mı

Amele pazarında açlıktan yutkunmak mı

Daha zordur

Sorar zaman zaman bunu da kendi kendine

Deniz kenarında mutlu insanları izlerken uzaktan

Poyrazın vurduğu göhsünde acı bir sızıyla

O kervanının yolları kesilmiş yağız delikanlı

İstanbul

Seni neye vermeli

Seni neyle satın alıp da dört kıtaya salmalı

Göz ağrım, kaderim, dert ortağım, Çingene alazım

Mengene oldun çok sıktın beni,

Kaldırımlarında pek yordun, pek üzdün beni

Beni al dedim almadın, sal dedim salmadın

Efsunlu şehir, karanlık kuytularında

Çok oyunlar oynanan namussuz bezirganlar şehri

Sevdim seni

Ama hiç benzetemedin beni kendi düzenine

Geçiremedin beni

Kendi düzenin kanlı çarklarına,

Nüfus cüzdanına bile

Dost dedik

Abi bildik

Yarenlerle dertleştik

Gözyaşı döktük

Böyle mi çağlamalı

Böyle mi yanmalı

Anadolu'nun, Rumeli'nin öksüz, bağrı delik

Mechul askerlerine bakanlar

Çanakkale kahramanlarını ananlar

Böyle mi içlenmeli

Böyle mi sövmeli ağız dolusu

Ülkeyi satıp, vatan toprağında

Derebeylik, saltanat kuran

Kapitalist ağa babalarına?

Söyleyen diller, bir an gelir söylemez olur

Kınalı kuzuların ardından meleyen anaların Yürekli hep efkarlı olur

Sarmaş dolaştır tüm doğayla, çiçekle, börtü böcekle

Evrenin tüm gümbürtüsünden habersizmiş gibi Çalışmaya devam eden Karıncalar

Her çiçeğin değerini en iyi bilen doğa mucizesi Arılar

Şarkılarını mutlulukla söyler dururlar

Göğe bile bakmadan

Ne kadar silah yaparlarsa yapsınlar

Çocukların masum bakışlarında

İnadına sevda, inadına aşkla büyür

Bir bakışı dünyalara bedel Ak barış güvercinleri

İnadına gayrettir bizi yarınlara çıkaracak

Tüm dünya da ve de

Bu erenlerin, şehitlerin, ozanların yurdundaki

Umut

Umut

Şiirle, öyküyle, anılarla, bilgelerle sulandıktan,

Çevremiz

Yar bildiğimiz

Yalansız dostlarla dolu olduktan sonra

Bizim hiç kurumayacak

Hep yemyeşil kalacaktır tarlamız

Yüreğimize gömdük seni

Bağrımıza bastık

Memleket sızısı gibidir, içimizdedir acın

Barış Türküsü gibi yol gösterir

Alnında parlayan dürüstlük nişanı

Sen bir Zöhre Yıldızı

Pusulamızsın sen

Sen değerlerin değerini bilensin

Ekmeğimizde, aşımızda, sohbetimizde

En güzel aşklarımızda

Söylenmemiş en güzel Pir Sultan deyişlerinde

Devrim marşlarımızda

Hep bizlerle var olacaksın Sen

Sen de yaşayacaksın

Aristo'larla, Homeros'larla, Mustafa Kemal'lerle, Fikret Otyam'larla, Uğur Mumcu'larla, Enver Gökçe'lerle

Bu topraklarda sonsuza değin

Senin de adın anılacak şairler, yayıncılar,

En dürüst insanlar arasında

İnsan olma ve insan kalabilme okulu

Hasan Hüseyin Yalvaç

Ağabey

Seni çok sevdik ve çok seviyoruz

Bunu hiç unutma

Hiç yalnız değilsin

Hep bizlerlesin...

 

Ayhan Aydın

24 Ağustos 2026

 

Kategori: Şiir Denemelerim

BİZİ APO'Y, PKK.'YA YEM ETMEK İSTEYENLER

Pazar, 30 Ağustos 2026 12:07 tarihinde yayınlandı. | Ayhan AYDIN tarafından yazıldı. | Yazdır | e-Posta | Gösterim: 219
Bu karektersizleri bize kahraman diye yutturanlar...
Üç kuruşun ve rahat bir koltuğun, makamın sevdalısısınız...
Gerekirse her kucağa oturursunuz.
Ama çok sevinmeyin ne insanlık biter, ne de insanlık için canını verecek gerçek devrimci yiğitler susar...
NATO - ABD emperyalizminin kulu olabilirsiniz ama tetikçileriniz ve paralı şakşakçılarınızın size bir faydası olmaz...
Yalanlarınızla dünyanın bir ucuna gidebilirsiniz ama geri dönemezsin.
Aciz birer zavallısınız...
Ne de çabuk şımarıyorsunuz...
Eli kanlı PKK - katilbaşı APO...
Şimdi varınız yoğunuz bunlar...
Bir de Apti'niz var...
Belki de katilbaşı Coloni'yi de "değerli bir devlet adamı" diye selamlayacaksınız.
Çünkü öyle bir yapınız var.
Bu yurtta yaşıyorsunuz ama Atatürk'ü, ulusal Kurtuluş Savaşı'nı, cumhuriyetin temel değerlerini anamıyorsunuz.
Bugünkü karanlık rejimin zorbalıkla, vicdansızlıkla, hukuksuzlukla zindana doldurduğubu ülkenin cumhuriyetçi - devrimci insanlarını, aydınlarını bir kez anmazsınız...
Tümünüz bir emir almış gibi PKK. - DEM'in sözcülüğünü yapıyorsunuz.
Ama Alevi kurum başkanıyım, diyorsunuz... Şakşakçılarınızla bizim adımıza ötüyorsunuz...
Bizim adımıza kararlar alıyorsunuz...
Meydan bomboş, diyorsunuz...
Cumhuriyet düşmanı Tayyip Erdoğan'a, bir zamanlar faşist, şimdi büyük devlet adamı dediğiniz Devlet'e, Devlet Bahçeli"ye güveniyorsunuz herhalde...
Ama bu toplum size iyi bir ders verebilir...
Bu günler gelip geçer...
Tetikçileriniz de bir yerlere gider...
Onursuz duruşunuzla bir gün halkın sağdusuyla iyice yargılanırsınız elbette...
Bir gün o karanlık dünyanızdan, rüyalarınızdan sizi uyandıranlar olur...
Ulu ocaklarımızı, dergahlarımızı, Alevi kurumlarını kullanmayı bırakın, def olup gidin hangi partide siyaset yapacaksanız orada yapın...
Gidin Apo'nuzla, Abdi'nle, Devlet Bahçeli'nizle birlikte olup çizginizin rengine boyanın.
Karanlık renklerinizle Aleviliği, Alevi kurumlarını kirletmeyi bırakın artık...
 
Yeter oldunuz...
 
Muhabbet ehline...
 
Ayhan Aydın
30 Ağustos 2026
Kategori: Etkinlik Haber Yorum

Alevi Nefreti

Pazar, 30 Ağustos 2026 12:05 tarihinde yayınlandı. | Ayhan AYDIN tarafından yazıldı. | Yazdır | e-Posta | Gösterim: 234
Alevi Nefreti...
 
Tarihler boyunca Kızılbaş - Alevi - Bektaşi toplumu büyük zulümlere, katliamlara, sürgünlere, hakaretlere uğramıştır.
Egemen güçler kendilerini besleyen, var eden, kendi emirlerine aldıkları dini yapıları her zaman iktidarlarını sürdürmek için kullanmışlardır.
Kendi egemenlik anlayışı dışında kalan dinler, inançlar, kültürler her zaman büyük baskı altına alınmış, bu farklı inanç ve kültür mensupları ise, her türlü yol ve yöntem kullanılarak, çoğunlukla zorbalıkla, ceberrut yöntemlerle kendi benimsedikleri ve siyasallaştırdıkları, emirlerine alıp yönetimlerinin bir payandası haline getirdikleri resmi din ve inanç sistemine dönüştürmek istemişlerdir.
Onların inancında buna göre; "Tanrı buyruğu gerçek din, mezhep ve inanç" kendi benimsedikleri dini yapılar, diğerleri de "din dışı, gerçek olmayan, gerçekten sapmış mülhit ve zındık olmuş", "putperet kalıntılar" dır.
İşte Emeviler'den Selçuklulara, Osmanlılara hatta Cumhuriyet Türkiye'sinde Sağcı iktidarların emrindeki Diyanet Ve Tarikatlar aracılığıyla aynı hastalıklı ruh devam etmiştir.
Buna göre Sünnilik o da Emevi - İslam anlayışındaki Vahabi düşüncesi yani "Ulu'l Emre İtaat Tanrı Emridir" diyen yani tam da egemenlerin istedikleri "yöneticilerin buyruğuna koşulsuz uymak Allah ve İslam emridir", anlayışı bu topraklara yerleştirilmek istenmiştir.
Osmanlı Devlet yönetim bürokrasisinde Kızılbaş düşmanlığı devlet politikası olarak kabul edilmiştir.
Bu yapı tarihler boyunca dini müesseleri de kullanılarak topluma yerleştirilmeye çalışılmıştır.
Kızılbaşlar, Aleviler, Bektaşiler, devlet bürokrasisi ve onun emrindeki dini kurumların ve onların etkisi altındaki toplumsal yapı tarafından, "kendileri dışında, ehil olmayan, İslam olmayan, gerçek din sistemlerine uymayan, sürekli sorun çıkaran, öteki olan, eksik olan" bir kitle olarak nitelendirildi.
Cumhuriyet dönemindeki kimi yazarlar, aydınlar ve siyasiler de bu önyargılardan kurtulamadılar.
Türkiye'deki siyasiler her zaman toplumdaki inanç farklılıklarını kullanıp zaman zaman Alevi nefretini desteklerken, zaman zaman da sadece Alevilerin oylarını almak için hamaset nutuklarıyla bu toplumun hoşuna gidecek sözler söylemişlerdir.
Çorum, Maraş, Sivas toplu kıyımları bir ölçüde Türkiye'de yükselen devrimci muhafeleti sindirmek için NATO- ABD. ve Batı Emperyalizmi tarafında; Rusya'nın Türkiye'deki etkisini kırmak, Türkiye'yi daha fazla kendi sistemlerine entegre etmek için kullanılsa da da burada da devletin göz yummasıyla bir Kızılbaş- Alevi kırımı yapılmıştır.
Bugün bazı tetikçi kalemlerin Alevi nefreti söylemleri kesinlikle sıradan, anlık konuşmalar, yazılardan ibaret değildir.
Burada tarihler boyunca hiç bitmeyen bir kin, bir nefret, bir bilinçli yok etme yönetim zihniyeti vardır.
Bugünkü karanlık AKP. tek adam yönetiminin temelinde Emevi - İslam anlayışında bir ümmetçi toplum yaratma siyasetin emrinde Siyasi bir İslam birliği "İslam Ümmeti Kurma" hedefi yatmaktadır.
Zaman zaman "Siyasal Alevilik" söyleminin ortaya sürülmesi bir plan dahilinde yapılmaktadır.
El - Kaide, Hamas, İŞİD çetelerine bile kapı açan AKP. karanlık rejiminin bir oyununu olan bu anlayışta; düşman bir kitle görüp asimile etmek için her türlü yol ve yöntemi kullandıkları Alevileri, "Siyasi Aleviler- Haşhaşinler'ler" vb. sözlerle hedef haline getirme zihniyeti vardır.
Halbuki "Siyasi İslam"ı var eden, yaşatan ve de en çok kullanan kesim Muaviye'den bu yana kendi ideolojileridir.
Bugün Siyasal İslamcı çizgide hareket eden mevcut iktidardakiler kendi karanlık rejimlerinin oyunlarını örtmek için Aleviler'i hedef alıp, hedef gösterip kasıtlı ve düşmanca bir anlayışla "Siyasal Alevilik" kavramını ortaya attılar.
Nihayetinde Suriye'de "Nusayri Alevisi Katil, Sünni Soykırımcısı dedikleri bahane ettikleri Eset Rejimine karşı zamanla Türkiye'dekileti de içine katarak bir cihatçı anlayışla, "Siyasi Alevilik" kavramı türetüldi.
"Siyasal Alevilik" kavramı devletin karanlık güç odaklarınca ortaya atılmış, bu konuda Türkiye'de binlerce yazı ve videolarla korkunç Alevi düşmanlığını içeren yazı ve videolar yayınlamıştır.
Çok net söylüyorum; o dönemde 5- 6 namuslu gazeteci dışında bu kalkışmaya hemen hiçbir Alevi kurumu, Alevi yazarı, Akevi dedesi tepki göstermemiştir.
Suriye'deki Alevi Katliamlarına ise yine ciddi bir tepki gösterilmemiş, bir kaç yüz kişinin katıldığı gösteriler dışında o dönemde mübarek Alevilerin sesleri solukları kesilmişti.
Tarih affetmez, o güne dönerseniz Türkiye'de ve Avrupa'daki yürekli Alevilerin, Köln, Berlin gibi şehirlerde daha kitlesel, diğer şehirlerde birer avuç insanla yürüyüşler yaptıklarını görürsünüz.
Değerli dostlar; bugün PKK.'ya af getirirken, mazlum insanları zindanlarda tutan kafalardan gerçek bir barış beklenemeyeği gibi, devlet desteğiyle DEM'in Alevi toplumuna dayadığı aktörlerle de bu topluma barış gelmez.
Suriye'de eli kanlı, Alevilere zulmeden katilbaşı Coloni'nin şimdi koluna giren, ona danışman olan sözde özgürlük savaşcısı satılmış Abdi, aynen katilbaşı Abdullah Öcalan gibi bu toplumun da, Alevilerin de kurtarıcısı olamaz...
Şuurunu kaybedip, bu sene Hacı Bektaş'ta siyasi bir oyun sergileyip sözde Alevi kurum temsilcisi olan yapılarca planlanıp uygulandığı şekliyle DEM eşbaşkanı Hatimoğlu'na; "Aleviler bu sürecin tam merkezinde olmak zorundadırlar" gibi hadsiz bir konuşma yaptırdılar.
Aleviler bin yıldır bu topraklarda en büyük zulmü yaşamalarına rağmen hiç bir zaman hoşgörüden vaz geçmemiş mazlum bir toplumdur.
Barışı her zaman savunan bu barış insanlarının kimseden bu konularda ders almaya ihtiyaçları yoktur.
Devletin kolluk güçleriyle elleri kanlı PKK arasında PKK ve Abdullah Öcalan denen katilbaşını kurtarma projesine Alevileri alet etmeyin.
Bu toplum artık devletin de, gerici tarikatların da, terör örgütlerinin zulmünden de çok bıktılar.
Kendi siyasi ikballeri için Aleviliği kullanıp PKK- Abdullah Öcalan- AKP / MHP karanlık rejiminin NATO / ABD emperyalizminin son oyunları içinde Alevileri kurban vermek isteyen namussuz, karektersiz insanlar; artık Aleviler'in sırtından inin...
İBB. - DEM'in desteğiyle beslenen bu oyunlara alet olan sözde akademisyen, yayıncı, yazar, dede artıkları...
AKP.'nin şu anda Alevileri asimile etmek için kullandığı yol ve yöntemlerin aynısını sizler de uygulıyorsunuz.
Bu yolu çok sahipsiz, kendinizi bizim adımıza kararlar alacak kadar çok kudretli varlıklar olarak görüyorsunuz anlaşılan.
Siz ucuz politikalara satılmışlar; bir zamanlar ip atıp "Apo'yu asacağız" diyen, sonra yine aynı Katilbaşı Apo'ya "kurucu önder" diyen Devlet Bahçeli'den kuvvet almayasınız sonra.
Bir zamanlar katil dediğiniz Devlet Bahçeli'ye şimdi "büyük devlet adamı" diyen sözde "Kürt önderi" denilen ucuz politikacılar emperyalizmin bir oyunu olarak Alevileri hedefinize almış olmayasınız.
Suriye'de binlerce Alevi katledildi uluslararası emperyalist güç odakları kıllarını kıpırtdatmadılar.
İran'da karanlık bir zorba rejim binlerce insanı idam etti fazla sesiniz çıkmadı.
Şimdi ise; çıkarları için savaşlar çıkarıp milyonlarca masum / mazlum insanın canına kıyan savaşlar çıkaran batı emperyalizminin yeni oyunlarının sizler maşası olmayasınız...
Uluslararası güç odaklarının kontrolünde yürüyen Büyük Ortadoğu Projesi'nin bir parçası da siz olmayasınız.
Eyvallah yeryüzünde tek bir insanın burnu bile kanamasın ama sizler, Büyük İsrail, Ortadoğu'da bir Özerk Kürdistan için kollarını sıvayıp ağızlarından salya, ellerinden kan akanların yanında yer almayasınız...
İran'ın parçalanmasına yardımcı olmayasınız.
Evet anlayacağınız artık bizden uzak durun...
Aleviler'in canı bugüne kadar çok yandı...
Bu toplum çok oyunlar gördü, Ali bildikleri Mervanlar'ın, İdris- i Bitlisi'ler Yavuz Sultan Selim birlikteliklerinde en büyü bedeli bu toplum ödedi.
Şimdi de Alevilikle bir ilgileri olmadan çıkar için bu kurumları ele geçirenlerle işbirliği içinde bize ölümcül darbeler vuracak tertiplerin içinde olmayın.
Sizin gibi pisliklerden bu toplum kurtulmazsa Devlet destekli Alevi Nefretiyle mücadele edemeyiz.
Selam ve sevgilerimle...
 
Ayhan Aydın
29 Ağustos 2026
 
Kategori: Etkinlik Haber Yorum

UĞUR MUMCU ÖLÜMSÜZDÜR...

Pazar, 23 Ağustos 2026 23:29 tarihinde yayınlandı. | Ayhan AYDIN tarafından yazıldı. | Yazdır | e-Posta | Gösterim: 329

Cumhuriyetimizin devrimci, yiğit gazetecisi Uğur Mumcu (22 Ağustos 1942- 24 Ocak 1993) iyi ki doğmuşsun...

Kaleminin gür sesi, bilginin gücü, cesaretin her zaman önümüzü aydınlatmaya devam ediyor...

 

UĞUR MUMCU ÖLÜMSÜZDÜR...

 

Bir bombalı saldırı sonucu alçakça katledilen, yaşamdan koparılan Türk toplumunun büyük değeri, çağları aşan gazetecisi, örnek aydını Uğur Mumcu ölümsüzdür...

O; fikirleri, değerleri, kitapları, ilkeleriyle devrimci cumhuriyet ideallerini yaşatan milyonların kalbinde yaşıyor, sonsuza kadar da yaşayacaktır...

Bu barış, bu dostluk, bu laiklik, bu çağdaşlık, bu demokrasi bayrağı hiçbir zaman yere düşmeyecektir...

Bunu hiçbir güç başaramayacaktır...

Çok ama çok sevdiğim çok değerli büyüğüm Uğur Mumcu,

Bugün Türkiye; cumhuriyet ve demokrasi düşmanlarının, laikliğe kast edenlerin, eğitimi din devleti kurallarına göre şekillendirenlerin yönettiği bir ülke oldu...

Türk yurdunun birliğini, toplumsal bütünlüğünü, dinamizmini dinamitlemek isteyen emperyalist güçlerin ülkemiz üzerindeki oyunları hiç bitmedi.

Anadolu'muzun güzel Türkiye'mizin en büyük zenginliği olan kültürel, sosyal, inanç ve köken farklarını hümanist, evrensel değerlerimiz olarak görenleri yok eden, ülkeyi ırki köken, din, mezhep, tarikatlar aracılığıyla parçalayıp birbirine düşürme oyunları hiç bitmeden devam etti.

 

Sevgili Uğur Mumcu;

Bizleri aydınlatan kaleminle senin yıllar yılı bıkıp usanmadan, korkmadan yazdığın gibi;

Bu ülkede tüm sağcı iktidarlar, "Milli Değerler" adı altında bu halkın kendi öz değerlerini var edip, yaşatmak yerine, "din" adına, tüm dini değerleri kirli siyasetlerine alet edip, kapitalist sistemi kökleştirmek için, kendi gerici, baskıcı, tektipçi, kafa yapısına göre tasarladığı dinbazlıkla bu ülkeyi sürekli geri götürmüşlerdir.

Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk ve cumhuriyet aydınlarının başlattığı şekliyle; yüz yıllık cumhuriyetimiz, her daim bilimin- sanatın- eğitimin olduğu çağdaş medeniyetler birliğine yönelmişken bugünkü iktidar Türkiye'nin yönünü aldığı yıkıcı kararlarla Doğu'ya, Afrika'ya, Ortadoğu'ya hatta Uzakdoğu'ya çevirtmiştir.

 

Çok sevgili Uğur Mumcu;

Bugün de Emperyalizmin yani NATO - ABD- AB.'nin, Ortadoğu'da "Büyük Ortadoğu Projesi"nin eş başkanlığını yapanların Türkiye'nin 50 yılını çalıp ülkeyi yarı sömürge durumuna düşüren, çoğu ülkenin yasalarında olduğu gibi, uluslararası terör örgütü kanlı PKK. ile bu ülkenin yöneticileri masaya oturuldu.

Katil başı Apo bugünkü iktidar tarafından bu ülkeye bir umut olarak dayatıldı.

Önceleri bizler de demokrasi sevdalıları olarak bağımsız bir siyasi parti olarak hoşgördüğümüz DEM'in gerçekten PKK'nın, katilbaşı Apo'nun emrinde olduğunu gördük.

Ey çok sevgili Uğur Mumcu;

İşte tüm bu karanlık tertiplerle bugün "Gazi" denilen meclisimiz, cumhuriyet tarihinin en yıkıcı barbar kalkışmasını yöneten katilbaşı Abdullah Öcalan'a koşulsuz olarak, "kurucu önder" diyor, ona paye veriyor...

Yeryüzünde böyle ilkelerine hainlik yapan bir başka meclis var mıdır bilemiyorum?

 

Ey sevgili Ugur Mumcu;

Senin de Cumhuriyetçi, laiklikten yana, devrimci insanlar diye çok sevdiğin Alevi kitlesi içinden de tüm bu oyunların parçası olanlar çıktı.

Bugün çağdaş eğimi yok eden, ülkeyi ümmetçi bir toplumsal yapıya dönüştüren, sermaye düzenin daha rahat çalışması için ülkeyi öz kültüründen koparan bugünkü iktidara payanda olan sözde Aleviler, sözde Alevi önderleri, kurumları çoğaldı....

Bölücülere Alevi kurumlarını kullandıran sözde kurum yöneticileri çıktı bu toplumun içinden...

Ama bu ülkede yaşayan milyonlar bu karanlıklara, bu zorbalıkla, baskılara boyun etmeyecektir...

 

Sevgili Dostlar bu vesileyle;

Tüm demokrasi şehitleri ve Uğur Mumcu'nun aziz hatırası önünde büyük bir sevgi, saygı, muhabbetle eğiliyoruz...

Yolları yolumuz, ilkeleri ilkelerimiz, mücadeleci kişilikleri de önümüzde ölümsüz kılavuzumuzdur, pusulamızdır...

Bugüne kadar sevgiyi hiçbir atom gücü parçalayamadı, asla ve asla da parçalayamayacaktır.

Aşk ile...

Muhabbet ile...

Dostluk ile...

Birlik ile...

Beraberlik ile...

Birlikte barış içinde yaşamak ideali ile...

 

Ayhan Aydın

22 Ağustos 2026

 

Kategori: Etkinlik Haber Yorum

Diğer Makaleler...

  1. NEVRUZ - ALİ GÜLÇİÇEK ROMANI
  2. DEM Milletvekili Celal Fırat'a...
  3. Hasan Hüseyin Yalvaç Son Yolculuğuna Uğurlandı
  4. AKP. REJİMİ CUMHURİYET DÜŞMANLIĞINA DEVAM EDİYOR…
  5. Kırıntı’lı Öyküler
  6. PROF. DR. AFŞAR TİMURÇİN (2.) LAİKLİK ÜZERİNE
  7. İNSANLAR NİYE BÖYLE?
  8. KARANLIK BİR GELECEK
  9. Aleviler Yapa'Yalnız Mı?
  10. KÜRT DÜŞMANLIĞIM

Sayfa 1 / 97

BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon

Ayhan AYDIN İnternet Sitesi  erenler@ayhanaydin.info E POSTA

İLKEZGİ SANATEVİ SİTE VE TEMA TASARIMI MUSTAFA KARAÇİFTCİ 0542 559 11 80.