BİZİ APO'Y, PKK.'YA YEM ETMEK İSTEYENLER
Alevi Nefreti
UĞUR MUMCU ÖLÜMSÜZDÜR...
Cumhuriyetimizin devrimci, yiğit gazetecisi Uğur Mumcu (22 Ağustos 1942- 24 Ocak 1993) iyi ki doğmuşsun...
Kaleminin gür sesi, bilginin gücü, cesaretin her zaman önümüzü aydınlatmaya devam ediyor...
UĞUR MUMCU ÖLÜMSÜZDÜR...
Bir bombalı saldırı sonucu alçakça katledilen, yaşamdan koparılan Türk toplumunun büyük değeri, çağları aşan gazetecisi, örnek aydını Uğur Mumcu ölümsüzdür...
O; fikirleri, değerleri, kitapları, ilkeleriyle devrimci cumhuriyet ideallerini yaşatan milyonların kalbinde yaşıyor, sonsuza kadar da yaşayacaktır...
Bu barış, bu dostluk, bu laiklik, bu çağdaşlık, bu demokrasi bayrağı hiçbir zaman yere düşmeyecektir...
Bunu hiçbir güç başaramayacaktır...
Çok ama çok sevdiğim çok değerli büyüğüm Uğur Mumcu,
Bugün Türkiye; cumhuriyet ve demokrasi düşmanlarının, laikliğe kast edenlerin, eğitimi din devleti kurallarına göre şekillendirenlerin yönettiği bir ülke oldu...
Türk yurdunun birliğini, toplumsal bütünlüğünü, dinamizmini dinamitlemek isteyen emperyalist güçlerin ülkemiz üzerindeki oyunları hiç bitmedi.
Anadolu'muzun güzel Türkiye'mizin en büyük zenginliği olan kültürel, sosyal, inanç ve köken farklarını hümanist, evrensel değerlerimiz olarak görenleri yok eden, ülkeyi ırki köken, din, mezhep, tarikatlar aracılığıyla parçalayıp birbirine düşürme oyunları hiç bitmeden devam etti.
Sevgili Uğur Mumcu;
Bizleri aydınlatan kaleminle senin yıllar yılı bıkıp usanmadan, korkmadan yazdığın gibi;
Bu ülkede tüm sağcı iktidarlar, "Milli Değerler" adı altında bu halkın kendi öz değerlerini var edip, yaşatmak yerine, "din" adına, tüm dini değerleri kirli siyasetlerine alet edip, kapitalist sistemi kökleştirmek için, kendi gerici, baskıcı, tektipçi, kafa yapısına göre tasarladığı dinbazlıkla bu ülkeyi sürekli geri götürmüşlerdir.
Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk ve cumhuriyet aydınlarının başlattığı şekliyle; yüz yıllık cumhuriyetimiz, her daim bilimin- sanatın- eğitimin olduğu çağdaş medeniyetler birliğine yönelmişken bugünkü iktidar Türkiye'nin yönünü aldığı yıkıcı kararlarla Doğu'ya, Afrika'ya, Ortadoğu'ya hatta Uzakdoğu'ya çevirtmiştir.
Çok sevgili Uğur Mumcu;
Bugün de Emperyalizmin yani NATO - ABD- AB.'nin, Ortadoğu'da "Büyük Ortadoğu Projesi"nin eş başkanlığını yapanların Türkiye'nin 50 yılını çalıp ülkeyi yarı sömürge durumuna düşüren, çoğu ülkenin yasalarında olduğu gibi, uluslararası terör örgütü kanlı PKK. ile bu ülkenin yöneticileri masaya oturuldu.
Katil başı Apo bugünkü iktidar tarafından bu ülkeye bir umut olarak dayatıldı.
Önceleri bizler de demokrasi sevdalıları olarak bağımsız bir siyasi parti olarak hoşgördüğümüz DEM'in gerçekten PKK'nın, katilbaşı Apo'nun emrinde olduğunu gördük.
Ey çok sevgili Uğur Mumcu;
İşte tüm bu karanlık tertiplerle bugün "Gazi" denilen meclisimiz, cumhuriyet tarihinin en yıkıcı barbar kalkışmasını yöneten katilbaşı Abdullah Öcalan'a koşulsuz olarak, "kurucu önder" diyor, ona paye veriyor...
Yeryüzünde böyle ilkelerine hainlik yapan bir başka meclis var mıdır bilemiyorum?
Ey sevgili Ugur Mumcu;
Senin de Cumhuriyetçi, laiklikten yana, devrimci insanlar diye çok sevdiğin Alevi kitlesi içinden de tüm bu oyunların parçası olanlar çıktı.
Bugün çağdaş eğimi yok eden, ülkeyi ümmetçi bir toplumsal yapıya dönüştüren, sermaye düzenin daha rahat çalışması için ülkeyi öz kültüründen koparan bugünkü iktidara payanda olan sözde Aleviler, sözde Alevi önderleri, kurumları çoğaldı....
Bölücülere Alevi kurumlarını kullandıran sözde kurum yöneticileri çıktı bu toplumun içinden...
Ama bu ülkede yaşayan milyonlar bu karanlıklara, bu zorbalıkla, baskılara boyun etmeyecektir...
Sevgili Dostlar bu vesileyle;
Tüm demokrasi şehitleri ve Uğur Mumcu'nun aziz hatırası önünde büyük bir sevgi, saygı, muhabbetle eğiliyoruz...
Yolları yolumuz, ilkeleri ilkelerimiz, mücadeleci kişilikleri de önümüzde ölümsüz kılavuzumuzdur, pusulamızdır...
Bugüne kadar sevgiyi hiçbir atom gücü parçalayamadı, asla ve asla da parçalayamayacaktır.
Aşk ile...
Muhabbet ile...
Dostluk ile...
Birlik ile...
Beraberlik ile...
Birlikte barış içinde yaşamak ideali ile...
Ayhan Aydın
22 Ağustos 2026
NEVRUZ - ALİ GÜLÇİÇEK ROMANI
Bir Aşiret İki Hikâye
NEVRUZ – Ali Gülçiçek
Lambanın fitili yılların tükettiği zamanları taşıyor üzerinde. (Kitaptan, Sayfa: 275)
Her şeyden önce söylemem gerekirse son zamanlarda beni etkileyen ender kitaplardan birisi oldu Nevruz. Ali Gülçiçek dostumuzu daha önce bilsem de, bu seneki Divriği gezimizde Hüseyin Abdal Etkinlikleri’nde karşılaşıp candan bir sohbetten sonra aldığım kitabını okuyunca kendisini de, onu var eden ortamı da, Anadolu’nun bağrında saklı yüzlerce gizli kültür gözesi coğrafyalarından birisinin de az bilinen yönlerini öğrenmiş oldum.
Nevruz kitabını çok ama çok sevdim, benimsedim bu kitabı. Yazarı bu kitapta birçok roman yazarı gibi farklı olayları, farklı zaman dilimlerinde kitap boyunca aralara serpiştirerek size aktarırken kitabın öz ruhundan sizi koparmadan bunu başarabiliyor. Tarih ve coğrafya içinde, kişilerin farklı yaş aralıklarındaki duygu dünyalarını başarılı bir şekilde veriyor yazar, hem sizi yormuyor tüm anlatılanlar, hem de ana öyküden kopmadan çok farklı bilgileri de sizi sıkmadan size aktarıyor, dahası her seferinde ilginizi koparmadan sürüklüyor tüm roman boyunca yazarın kalemi, benzersiz dili.
Koçgiri coğrafyasında geçiyor roman; Zara’ya bağlı Hargün Köyü (Eski Hargün Köyü – Eski Murat Paşa Köyü / Paşaköy) yeni ismiyle Belentarla ve çevresinde geçiyor.
Koçgiri aşiretinin bulunduğu yaman coğrafyada kimlik buluyor tüm karakterler, olaylar, yaşananlar. Yöre ve kültür; Zara, İmranlı, Divriği, Çetinkaya, Sivas yöresi kültürü.
Ama Arkasında Dersim var, bir yol uzanıyor Ankara’ya, Urfa’ya, İstanbul’a da…
Gınıli Paşa, Gınıli Murat Paşa muktedir bir Alevi ağası. Törelerin, geleneklerin şekillendirdiği yaşamının derinliklerinde aslında bir mazlum, bir sevgi, bir insanlık damarı da var Murat Sabri’nin. Ama insan benliği bu, ağalık, beylik, paşalık, makam – mevki sahibi olma istediği, muktedir olma istediği saklı bir yerlerinde. Bazı insanlarda yeri ve zamanı gelince, zemin oluşunca açığa çıkıyor bu damar da.
Dağlara, taşlara, ovalara yayılıyor yaşam, anılar, gelenekler, inançlar, umutlar…
Kitapta geçen yöredeki; Yılanlı Dağı’ndan, Gürlevik Dağı’na, Çengel Dağı, Ağubaba Tepesi, Düzgün Tepesi’, Keysi Kalesi, Gerşe Tepesi’den başlayarak cümle yöredeki her uçan kuşun eğlendiği vadi diplerine kadar kendisinden sorulsun istenen, bitip tükenmez bir hırs var Gınıli Paşa’da.
Orası Ağa’nın köyü, yöresi, dağı olabilir ama insanlar yaşıyor orada, kederleriyle, özlemleriyle, açmazlarıyla, tertemiz yürekleriyle insanlar ve muazzam bir büyülü coğrafya var karşınızda.
Benzersiz bir konak yaptırması, konağını yapan mazlum Ermeni ustasının onun sırlarını bildiği, gizli altınlara sahip olduğu, belki de böyle bir ustalıkta başka bir eser yapmasını istemediği için bir dere kenarında onun canını alması, ahde vefasızlık etmesi gibi olaylarla kendinden çokça söz ettiriyor Gınıli Murat Ağa roman boyunca.
Her ne kadar kendince doğru olsa da töreye, köklere, ikrara ihanet etmesi, en yakınlarını iktidar hırsıyla kendi elleriyle zalim düzen teslim edebilmesi…
Gınıli Ağayı sevilirken bazen korkulan, bazen nefret edilen bir karaktere dönüştürüyor.
Zaman zaman alçalması, alçaldıkça kendisini güçlü görmesi, göstermesinin öyküsü var kitapta.
Ama yaptığı zalimliklerin karşılığını da canıyla ödemesi bir acı sonu hatırlatıyor bizlere. Yine mazlum suçsuz bir cana kıydığı için kendisinin en yakınında bulunanlar tarafından en çok sevdiği askerlerin kılığına girenler tarafından öldürülmesi.
Kendisini canlıyken el üstünde tutan sistemin, onun ölümünden sonra ona değer vermemesi dile getiriliyor…
Roman boyunca beni en çok etkileyen unsurlar; kitaptaki doğa ve insan anlatımlarıdır.
Ali Gültekin, yöre insanın kullandığı dili (Zaza’ca) roman boyunca yörede kullanılan kelimelerle kitap içinde vererek bu dilin kültür öğesi olarak varlığını okura gösteriyor. Roman dili Türkçe ama romanın geçtiği coğrafyada konuşulan ana dil Türkçe değil, Ali Gültekin şovenizme kaçmadan kendi toprağının, tarihinin, kültürünün dilini de okurlara aktararak, bir başka kültür hizmeti veriyor bizlere.
Yerel kelimelere, terimlere, söz öbeklerine sık sık romanında yer veren yazarın doğa betimlemeleri benzersiz. Kendinizi o anda o coğrafyada hissediyor, o anlatılan yerlerde geziniyor, oraları görüyor ve kokluyorsunuz.
Her zaman yokladığım gibi söz öbeklerinden bizim Gümüşhane Şiran Yeniköy – Kırıntı yöresinde de kullanılanlar var mı? Dediğimde çok ortak kelime yakalayamıyorum: merek, peg (peğ), aprik (nisan) birkaç kelime ve “kulak asma rahatsız biraz”… dışında.
Roman yazarının hafızası çok kuvvetli. Gülali ilk çocukluk günlerinden itibaren her şeyi ama her şeyi çok iyi hatırlıyor. Roman kahramanı olan yazar aslında benzersiz bir dil ustalığıyla kendisini tümüyle romandan yalıtıp roman kahramanın diliyle olup biteni, hem de her yaşta, her farklı coğrafyada yetkin bir şekilde bizlere anlatabiliyor.
DEM Milletvekili Celal Fırat'a...
Sayın Celal Fırat;
DEM İstanbul Milletvekili
Sayın Celal Fırat,
Sahtekarlıklarla bu ülkeye barış gelmez...
Sayın Celal Fırat,
Meydanlarda sizin gibilere ip atıp, bunları meclisten sürün, diyenlerden bu ülkeye barış gelmez...
Sayın Celal Fırat,
Mazlum insanları zindanlarda çürütürken, ümmetçi iktidarlarını sürdürmek için sizin gibileri kullanan muktedirlerden bu ülkeye barış gelmez...
Sayın Celal Fırat,
Alevilik- Bektaşilik'te en kutsal değer insan canıdır, insan kanı eline bulaşmış karanlık güçlerin maşası olanlardan bu ülkeye barış gelmez...
Sayın Celal Fırat,
Gar Katlimanın, Kobani Katliamının düzenini hazırlayan AKP. - MHP. tek adam karanlık rejiminden bu ülkeye barış gelmez...
Sayın Celal Fırat,
Sivas'ta insanları diri diri yakanları affeden, onların avukatlığını yapanlardan bu ülkeye barış gelmez...
Sayın Celal Fırat,
Bu ülkede demokrasi ve cumhuriyetin temel değerlerini dinamitleyen Şeyh Sait'in torunlarından bu ülkeye barış gelmez...
Sayın Celal Fırat,
Kendi iktidarını, dahası kendisinden sonraki İran tipi bir rejimin inşasını yaparken sizin gibileri kullanan, uluslararası rejimin, NATO - ABD- BATI emperyalizminin emrinde sermayenin halkını ezdiği, halkı fakirlikle kavrulurken, yanarken, bir avuç azınlığın rahatını gözeten iktidardan bu ülkeye barış gelmez...
Sayın Celal Fırat,
Türkiye'yi monarşik, üniter yapısı yok edilmiş, ülkeyi bir Ortadoğu ülkesi yapmayı amaçlayan, halkları birbirine düşürüp uluslararası savaş sanayinin varlığından başka bir amacı olmayan, insan kanıyla beslenen ABD. tezgahlı bu tür düzenlemelerden bu ülkeye bir barış gelmez.
Sayın Celal Fırat,
Çocukları okullardan koparıp onları ucuz işçi yapan bu namussuz sermaye düzeninden bu ülkeye barış gelmez...
Sayın Celal Fırat,
Sözde kadın cinayetleri politiktir, derken bu konuda ciddi bir adım atmayan sizin partinizin ataerkil ağalık sisteminden bu ülkeye barış gelmez...
Sayın Celal Fırat,
Laikliği gün be gün yok eden bu molla kafalılardan, okullara mescit yapılacak, diyen zihniyetlerden bu ülkeye barış gelmez...
Sayın Celal Fırat,
Sen bir partinin milletvekilisin, bugüne kadar seni çılgınca alkışlayanların tesirinde kalmış olabilirsin.
Bir siyasi partinin temsilcisi olduğun andan itibaren yöneticisi olduğun Alevi kurumundan vicdanen, ahlaken, hukuken ayrılmış olman gerekirdi.
Bunu yapmayanları en ağır şekilde sen ve seni çok desteleyenler hep dile getiriyorlardı.
Ama o kurumu işgal etmeye ısrarla devam ettin.
Şimdi oturduğu koltuktan kalkmayan birisi olarak, muktedir Tayyip Erdoğan'ın izinden gitmeyi sürdürüyorsun.
Sen bunu isteyebilirsin.
Sayın Celal Fırat,
Ama unutmaki Alevi - Bektaşi kutsal değerlerini, Alevi varlığını her türlü siyasi oluşumların üstünde tutan hala Alevi kalabilen, Alevi- Bektaşi değerlerini yaşatan bir kitle var.
Sayın Celal Fırat,
Sen Alevileri, bir güzide Alevi kurumunu kullanarak milletvekili seçilmiş olabilirsin.
Ama asla unutma ki sen Alevilerin temsilcisi değilsin, sen kendinin, seni oraya sürükleyenlerin temsilcisisin ve o partinin milletvekilisin.
Sen bizim temsilcimiz değilsin...
Sayın Celal Fırat,
Senin gibilerin bu çıkar hesapları ve tutarsızlıklarından bu ülkeye barış gelmez...
Sayın Celal Fırat,
Ne kadar çırpınırsan çırpın Hakk divanında , Alevi - Bektaşi Yol ve erkanında, erenler meydanında doğru yolda değilsin...
Sayın Celal Fırat,
Bizler senden razı değiliz.
Bizler adına konuşma, bizler adına kararlar aldığını sanma...
Muhabbet ehline aşk ile...
Ayhan Aydın
11 Ağustos 2026
Hasan Hüseyin Yalvaç Son Yolculuğuna Uğurlandı
ŞAİR – YAZAR – YAYINCI
HASAN HÜSEYİN YALVAÇ
TEKİRDAĞ SARAY’DA SON YOLCULUĞUNA UĞURLANDI
Edebiyatımızın değerli isimlerinden, emektar yayıncımız, şair ve yazar Hasan Hüseyin Yalvaç İstanbul’dan sonra göç ettiği ve ailesiyle yaşadığı Tekirdağ’ın Saray ilçesinde dün yaşamını yitirmişti.
Yayınlanmış otuz kadar esiri olan, Sone Yayınları’nı kurarak birçok değerli yazar ve şairin kitaplarının basımını sağlayan, dergi ve gazetelerde deneme ve eleştiri yazıları yazan şair Hasan Hüseyin Yalvaç 1951 doğumluydu.
Saray’da evinin önünde helallik alınan Hasan Hüseyin Yalvaç, cenaze namazından sonra çok sevdiği eşinin de bulunduğu Büyük Yoncalı Mezarlığı’na getirildi ve eşinin yanında Toprak Ana’nın bağrına sırlandı.
Hasan Hüseyin Yalvaç’ın cenazesine birçok seveni, aile üyeleri, Saray’dan dostları katıldılar.
Cenazeye İstanbul’dan; Berfin Bahar Dergisi Yayın Sorumlusu İsmet Arslan, Yazar Kaan Polatlar, Yazar Ayhan Aydın, Yazar Veysel Boğatepe, Yazar Murat Arı, Halk Ozanı Veysel Bayram (Ozan Çağdaş) katıldılar.
Cenazede ayrıca; Saray eski Belediye Başkanı Nazmi Çoban, Çorlu’dan Şair – Yazar Seyyid Nezir, Yazar Hüseyin Kenan Gören, Yazar Mustafa Sancar, Gazeteci Nazmi Metin, Gazeteci – Yazar Mustafa Aydınlı, Yazar Ertuğrul Sağdıç, Silivri’den Yayıncı Fetih Kişioğlu gibi nice değerli isim katıldılar.
Türkiye Yazar Sendikası (TYS) üyesi olan Hasan Hüseyin Yalvaç için Sendika adına Seyyid Nezir bir konuşma yaptı.
Seven dostlarının konuşmalarıyla anılan, yeri doldurulmaz değerli büyüğümüzün önünde saygıyla eğiliyor, tüm yakınlarına ve sevenlerine tekrar baş sağlığı diliyoruz.
Saray’da bizleri sevgiyle karşılayan ve bizlerle ilgilenen Hasan Hüseyin Yalvaç’ın dostlarından çok sevgili Mustafa Gökdemir, Basri Balvan da teşekkür ediyoruz.
Dostlarımıza muhabbetlerimle…
Ayhan Aydın
6 Ağustos 2026
Yaşamı
Şair ve yazar. 19 Kasım 1951, Yalıkavak / Bodrum / Muğla doğumlu. Bazı ürünlerinde Aydın Aydınoğlu imzasını da kullandı. Eski Foça İlkokulu (1962), Karadeniz Ereğli Lisesi (1969), Ege Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tabiî İlimler Bölümü (1975) mezunu. Kars, Gerze, Kurşunlu liselerinde Biyoloji öğretmenliği (1974-79), Kars, Van ve Erzincan’da muhasebecilik (1979-85), sahaflık (1996), redaktörlük yaptı. 2001’de işçilikten emekliye ayrıldı.
İlk şiiri 1964’te Yeniasır gazetesinde, sonraki ürünleri Damar, Şiir Okulu, Çağdaş Türk Dili, Berfin Bahar, Evrensel Kültür, Aydınca, Minerva, Somut, Agora, Öteki-siz, Gerçek Sanat ve Papirüs dergilerinde, Cumhuriyet, Yeniasır, Demokrat İzmir, Aydınlık, Evrensel, Siyahbeyaz, Gazete Ege gazetelerinde yayımlandı. Sabri Akay Şiir Yarışmasında Mansiyon, 1996 Damar Dergisi-Çankaya Belediyesi Ödüllerinde Çocuk Şiirleri Yarışmasında üçüncülük ödülünü, 1997 İbrahim Yıldız Şiir Yarışmasında birincilik ödülünü ve 2005 Ömer Nida Şiir Ödülünü aldı.
Türkiye Yazarlar Sendikası üyesidir.
“Günümüz ozanlarından Hasan Hüseyin Yalvaç, ozanlığının yanında araştırmalarıyla da tanınır. Toplum ve sorunları onun için önde gelmektedir. (...) Beyniyle toplumu, yüreğiyle yaşamını anlatan ozan, Türkçemizi çok güzel kullanıyor.” (Bülent Habora)
ESERLERİ:
ŞİİR: Goca Goca Daşlar (1970), Merhaba Yaşamak (1973), Umudun Şafağı (1979), Sevdadan Yana Yaşamak (1987), Erek Torna Atelyesi (1990), 770 Gün Türküleri (1991), Adı Barış (1994), Ezgi’nin Söyledikleri (1996), Bir İnsan: Yusuf Metin (1997), Herkes Vazgeçti Ya Sen (2001), Sevda ki Hüznü Kalır Bana (2004), “Amerika Katil Katil” (2004), Arpaçay’da Beyaz Üşür (2004), Sonsuza Rüzgârdı 68 (2005, Öner Yağcı, Ahmet Nergiz, Bahrem Yıldız’la ortak).
ANI: Bu Bir Hasan İzzettin Dinamo Kitabıdır (1995), Bu Bir Hasan Hüseyin Korkmazgil Kitabıdır (1995), Bu Bir Rıfat Ilgaz Kitabıdır (1996), Gerze Notları (1997), Bir İnsan: Yusuf Metin (1997).
DENEME: Şair ve Şiir (2004).
KAYNAK: Ferhat İşlek / Hasan Hüseyin Yalvaç’la Söyleşi (Öğretmen Dünyası, sayı: 190, Ekim 1995), Bülent Habora / Hasan Hüseyin ve Türküleri (Minerva, sayı: 1, Mayıs 1995), Hasan Akarsu / Adı Barış (Minerva, sayı: 2, Haziran 1995), Güngör Gençay (İnsancıl, Kasım 1995), Hasan Akarsu / Şiirler Değdi Sevdaya (2000), TBE Ansiklopedisi (2001), İhsan Işık / Resimli ve Metin Örnekli Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi (2. bas., 2009).
Kaynak: https://www.biyografya.com/tr/biographies/hasan-huseyin-yalvac-5a99b685
H. Hüseyin Yalvaç’ın Diğer Bazı Kitapları
- Sevdadan Yana Yaşamak, Şiirler, Özal Matbası, 1987, İstanbul
- “Amerika Katil Katil”, Politik Şiirler, Sone Yayınları, Mayıs 2004, İstanbul
- Sevda Ki Hüznü Kalır Bana, Sone Yayınları, Ekim 2004, İstanbul
- Aşk Rengi Zarflar, Şiir, Sone Yayınları, Kasım 2006, İstanbul
- Kahrolsun Emperyalizm ve İşbirlikçileri, Şiir, Sone Yayınları, Kasım 2006, İstanbul
- Rüzgâr Sesi Aşk, Şiir, Sone Yayınları, Eylül 2007, İstanbul
- Şair Sözü Yalan Değil, Deneme, Sone Yayınları, Ağustos 2008, İstanbul
- İşçi Destanı, Sone Yayınları, Mart 2010, İstanbul
- Şaka, Deneme, Sone Yayınları, Şubat 2011, İstanbul (Hakan Sürsal’la Birlikte)
Saray Üçlemesi…
- H. Hüseyin YALVAÇ, Atatürk Saray'da, Sone Yayınları, Türk Edebiyatına Yolculuk: 023, İstanbul, 2011 (2. Basım)
- H.Hüseyin YALVAÇ, Saray Öyküleri, Sone Yayınları, Türk Edebiyatına Yolculuk: 046, İstanbul, 2012
- H.Hüseyin YALVAÇ, Saray Şiirleri, Sone Yayınları, Türk Edebiyatına Yolculuk: 047, İstanbul, 2011
Diğer Makaleler...
- AKP. REJİMİ CUMHURİYET DÜŞMANLIĞINA DEVAM EDİYOR…
- Kırıntı’lı Öyküler
- PROF. DR. AFŞAR TİMURÇİN (2.) LAİKLİK ÜZERİNE
- İNSANLAR NİYE BÖYLE?
- KARANLIK BİR GELECEK
- Aleviler Yapa'Yalnız Mı?
- KÜRT DÜŞMANLIĞIM
- ŞİMDİ DE SİYASETEN SÖMÜRÜLEN ALEVİLİK
- ESKİLER GİTSİN, YETİŞMİŞ İNSANLARIMIZ GELSİN…
- ŞAHKULU SULTAN DERGÂHI KÜLTÜREL ÇALIŞMALARI (NİSAN 2026)

