Bizlere Abdullah Öcalan'ı Dayatanlara...
Hasan Hüseyin Yalvaç Ağabey'in Aziz Hatırasına...
Şair- Yazar-Yayıncı
Hasan Hüseyin Yalvaç Ağabey'in Aziz Hatırasına...
Hep böyle mi olacak bu
Hep böyle mi gidecek bu gidiş
Hep böyle sonu bir çaresizlik,
Sesi bir yetim ağıtı,
Öfkesi dinmemiş bir yaşam kavgasında
Bozkırda bir kesat harman döveninde
Dost beklenen bir kapı aralığında mı
Kalacak bu kederli gözler?
Sevgi deren eller
Hep havada asılı mı kalacak
Öykülerimiz hep yarım
Türkülerimiz hep gözyaşıyla ıslanmış
Soğuk gecede titreyen bir dal parçası gibi mi olacak
Çaresizlikten yalın ayaklarımız?
Hep böyle özlemle mi bitecek ayrılıklar,
Uzaklarda kalan hasret dolu puslu anılar,
Sızısı hiç bitmeyen yitik kavim gardaşlar
Ya dert ortağım sigaramın dumanı
Sılada gayri tütmez bacalara inat
Kahvelerden çınarlara hep böyle yükselecek?
Bekar odaları
Fakirlik sallanır pencereden, çamaşır iplerinden
Yarılmış elleriyle harç taşır
Ömür törpüsü gibi
Duvar ören yaşam ustalarına
Dağ başında çoban olmak mı
Amele pazarında açlıktan yutkunmak mı
Daha zordur
Sorar zaman zaman bunu da kendi kendine
Deniz kenarında mutlu insanları izlerken uzaktan
Poyrazın vurduğu göhsünde acı bir sızıyla
O kervanının yolları kesilmiş yağız delikanlı
İstanbul
Seni neye vermeli
Seni neyle satın alıp da dört kıtaya salmalı
Göz ağrım, kaderim, dert ortağım, Çingene alazım
Mengene oldun çok sıktın beni,
Kaldırımlarında pek yordun, pek üzdün beni
Beni al dedim almadın, sal dedim salmadın
Efsunlu şehir, karanlık kuytularında
Çok oyunlar oynanan namussuz bezirganlar şehri
Sevdim seni
Ama hiç benzetemedin beni kendi düzenine
Geçiremedin beni
Kendi düzenin kanlı çarklarına,
Nüfus cüzdanına bile
Dost dedik
Abi bildik
Yarenlerle dertleştik
Gözyaşı döktük
Böyle mi çağlamalı
Böyle mi yanmalı
Anadolu'nun, Rumeli'nin öksüz, bağrı delik
Mechul askerlerine bakanlar
Çanakkale kahramanlarını ananlar
Böyle mi içlenmeli
Böyle mi sövmeli ağız dolusu
Ülkeyi satıp, vatan toprağında
Derebeylik, saltanat kuran
Kapitalist ağa babalarına?
Söyleyen diller, bir an gelir söylemez olur
Kınalı kuzuların ardından meleyen anaların Yürekli hep efkarlı olur
Sarmaş dolaştır tüm doğayla, çiçekle, börtü böcekle
Evrenin tüm gümbürtüsünden habersizmiş gibi Çalışmaya devam eden Karıncalar
Her çiçeğin değerini en iyi bilen doğa mucizesi Arılar
Şarkılarını mutlulukla söyler dururlar
Göğe bile bakmadan
Ne kadar silah yaparlarsa yapsınlar
Çocukların masum bakışlarında
İnadına sevda, inadına aşkla büyür
Bir bakışı dünyalara bedel Ak barış güvercinleri
İnadına gayrettir bizi yarınlara çıkaracak
Tüm dünya da ve de
Bu erenlerin, şehitlerin, ozanların yurdundaki
Umut
Umut
Şiirle, öyküyle, anılarla, bilgelerle sulandıktan,
Çevremiz
Yar bildiğimiz
Yalansız dostlarla dolu olduktan sonra
Bizim hiç kurumayacak
Hep yemyeşil kalacaktır tarlamız
Yüreğimize gömdük seni
Bağrımıza bastık
Memleket sızısı gibidir, içimizdedir acın
Barış Türküsü gibi yol gösterir
Alnında parlayan dürüstlük nişanı
Sen bir Zöhre Yıldızı
Pusulamızsın sen
Sen değerlerin değerini bilensin
Ekmeğimizde, aşımızda, sohbetimizde
En güzel aşklarımızda
Söylenmemiş en güzel Pir Sultan deyişlerinde
Devrim marşlarımızda
Hep bizlerle var olacaksın Sen
Sen de yaşayacaksın
Aristo'larla, Homeros'larla, Mustafa Kemal'lerle, Fikret Otyam'larla, Uğur Mumcu'larla, Enver Gökçe'lerle
Bu topraklarda sonsuza değin
Senin de adın anılacak şairler, yayıncılar,
En dürüst insanlar arasında
İnsan olma ve insan kalabilme okulu
Hasan Hüseyin Yalvaç
Ağabey
Seni çok sevdik ve çok seviyoruz
Bunu hiç unutma
Hiç yalnız değilsin
Hep bizlerlesin...
Ayhan Aydın
24 Ağustos 2026
BİZİ APO'Y, PKK.'YA YEM ETMEK İSTEYENLER
Alevi Nefreti
UĞUR MUMCU ÖLÜMSÜZDÜR...
Cumhuriyetimizin devrimci, yiğit gazetecisi Uğur Mumcu (22 Ağustos 1942- 24 Ocak 1993) iyi ki doğmuşsun...
Kaleminin gür sesi, bilginin gücü, cesaretin her zaman önümüzü aydınlatmaya devam ediyor...
UĞUR MUMCU ÖLÜMSÜZDÜR...
Bir bombalı saldırı sonucu alçakça katledilen, yaşamdan koparılan Türk toplumunun büyük değeri, çağları aşan gazetecisi, örnek aydını Uğur Mumcu ölümsüzdür...
O; fikirleri, değerleri, kitapları, ilkeleriyle devrimci cumhuriyet ideallerini yaşatan milyonların kalbinde yaşıyor, sonsuza kadar da yaşayacaktır...
Bu barış, bu dostluk, bu laiklik, bu çağdaşlık, bu demokrasi bayrağı hiçbir zaman yere düşmeyecektir...
Bunu hiçbir güç başaramayacaktır...
Çok ama çok sevdiğim çok değerli büyüğüm Uğur Mumcu,
Bugün Türkiye; cumhuriyet ve demokrasi düşmanlarının, laikliğe kast edenlerin, eğitimi din devleti kurallarına göre şekillendirenlerin yönettiği bir ülke oldu...
Türk yurdunun birliğini, toplumsal bütünlüğünü, dinamizmini dinamitlemek isteyen emperyalist güçlerin ülkemiz üzerindeki oyunları hiç bitmedi.
Anadolu'muzun güzel Türkiye'mizin en büyük zenginliği olan kültürel, sosyal, inanç ve köken farklarını hümanist, evrensel değerlerimiz olarak görenleri yok eden, ülkeyi ırki köken, din, mezhep, tarikatlar aracılığıyla parçalayıp birbirine düşürme oyunları hiç bitmeden devam etti.
Sevgili Uğur Mumcu;
Bizleri aydınlatan kaleminle senin yıllar yılı bıkıp usanmadan, korkmadan yazdığın gibi;
Bu ülkede tüm sağcı iktidarlar, "Milli Değerler" adı altında bu halkın kendi öz değerlerini var edip, yaşatmak yerine, "din" adına, tüm dini değerleri kirli siyasetlerine alet edip, kapitalist sistemi kökleştirmek için, kendi gerici, baskıcı, tektipçi, kafa yapısına göre tasarladığı dinbazlıkla bu ülkeyi sürekli geri götürmüşlerdir.
Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk ve cumhuriyet aydınlarının başlattığı şekliyle; yüz yıllık cumhuriyetimiz, her daim bilimin- sanatın- eğitimin olduğu çağdaş medeniyetler birliğine yönelmişken bugünkü iktidar Türkiye'nin yönünü aldığı yıkıcı kararlarla Doğu'ya, Afrika'ya, Ortadoğu'ya hatta Uzakdoğu'ya çevirtmiştir.
Çok sevgili Uğur Mumcu;
Bugün de Emperyalizmin yani NATO - ABD- AB.'nin, Ortadoğu'da "Büyük Ortadoğu Projesi"nin eş başkanlığını yapanların Türkiye'nin 50 yılını çalıp ülkeyi yarı sömürge durumuna düşüren, çoğu ülkenin yasalarında olduğu gibi, uluslararası terör örgütü kanlı PKK. ile bu ülkenin yöneticileri masaya oturuldu.
Katil başı Apo bugünkü iktidar tarafından bu ülkeye bir umut olarak dayatıldı.
Önceleri bizler de demokrasi sevdalıları olarak bağımsız bir siyasi parti olarak hoşgördüğümüz DEM'in gerçekten PKK'nın, katilbaşı Apo'nun emrinde olduğunu gördük.
Ey çok sevgili Uğur Mumcu;
İşte tüm bu karanlık tertiplerle bugün "Gazi" denilen meclisimiz, cumhuriyet tarihinin en yıkıcı barbar kalkışmasını yöneten katilbaşı Abdullah Öcalan'a koşulsuz olarak, "kurucu önder" diyor, ona paye veriyor...
Yeryüzünde böyle ilkelerine hainlik yapan bir başka meclis var mıdır bilemiyorum?
Ey sevgili Ugur Mumcu;
Senin de Cumhuriyetçi, laiklikten yana, devrimci insanlar diye çok sevdiğin Alevi kitlesi içinden de tüm bu oyunların parçası olanlar çıktı.
Bugün çağdaş eğimi yok eden, ülkeyi ümmetçi bir toplumsal yapıya dönüştüren, sermaye düzenin daha rahat çalışması için ülkeyi öz kültüründen koparan bugünkü iktidara payanda olan sözde Aleviler, sözde Alevi önderleri, kurumları çoğaldı....
Bölücülere Alevi kurumlarını kullandıran sözde kurum yöneticileri çıktı bu toplumun içinden...
Ama bu ülkede yaşayan milyonlar bu karanlıklara, bu zorbalıkla, baskılara boyun etmeyecektir...
Sevgili Dostlar bu vesileyle;
Tüm demokrasi şehitleri ve Uğur Mumcu'nun aziz hatırası önünde büyük bir sevgi, saygı, muhabbetle eğiliyoruz...
Yolları yolumuz, ilkeleri ilkelerimiz, mücadeleci kişilikleri de önümüzde ölümsüz kılavuzumuzdur, pusulamızdır...
Bugüne kadar sevgiyi hiçbir atom gücü parçalayamadı, asla ve asla da parçalayamayacaktır.
Aşk ile...
Muhabbet ile...
Dostluk ile...
Birlik ile...
Beraberlik ile...
Birlikte barış içinde yaşamak ideali ile...
Ayhan Aydın
22 Ağustos 2026
NEVRUZ - ALİ GÜLÇİÇEK ROMANI
Bir Aşiret İki Hikâye
NEVRUZ – Ali Gülçiçek
Lambanın fitili yılların tükettiği zamanları taşıyor üzerinde. (Kitaptan, Sayfa: 275)
Her şeyden önce söylemem gerekirse son zamanlarda beni etkileyen ender kitaplardan birisi oldu Nevruz. Ali Gülçiçek dostumuzu daha önce bilsem de, bu seneki Divriği gezimizde Hüseyin Abdal Etkinlikleri’nde karşılaşıp candan bir sohbetten sonra aldığım kitabını okuyunca kendisini de, onu var eden ortamı da, Anadolu’nun bağrında saklı yüzlerce gizli kültür gözesi coğrafyalarından birisinin de az bilinen yönlerini öğrenmiş oldum.
Nevruz kitabını çok ama çok sevdim, benimsedim bu kitabı. Yazarı bu kitapta birçok roman yazarı gibi farklı olayları, farklı zaman dilimlerinde kitap boyunca aralara serpiştirerek size aktarırken kitabın öz ruhundan sizi koparmadan bunu başarabiliyor. Tarih ve coğrafya içinde, kişilerin farklı yaş aralıklarındaki duygu dünyalarını başarılı bir şekilde veriyor yazar, hem sizi yormuyor tüm anlatılanlar, hem de ana öyküden kopmadan çok farklı bilgileri de sizi sıkmadan size aktarıyor, dahası her seferinde ilginizi koparmadan sürüklüyor tüm roman boyunca yazarın kalemi, benzersiz dili.
Koçgiri coğrafyasında geçiyor roman; Zara’ya bağlı Hargün Köyü (Eski Hargün Köyü – Eski Murat Paşa Köyü / Paşaköy) yeni ismiyle Belentarla ve çevresinde geçiyor.
Koçgiri aşiretinin bulunduğu yaman coğrafyada kimlik buluyor tüm karakterler, olaylar, yaşananlar. Yöre ve kültür; Zara, İmranlı, Divriği, Çetinkaya, Sivas yöresi kültürü.
Ama Arkasında Dersim var, bir yol uzanıyor Ankara’ya, Urfa’ya, İstanbul’a da…
Gınıli Paşa, Gınıli Murat Paşa muktedir bir Alevi ağası. Törelerin, geleneklerin şekillendirdiği yaşamının derinliklerinde aslında bir mazlum, bir sevgi, bir insanlık damarı da var Murat Sabri’nin. Ama insan benliği bu, ağalık, beylik, paşalık, makam – mevki sahibi olma istediği, muktedir olma istediği saklı bir yerlerinde. Bazı insanlarda yeri ve zamanı gelince, zemin oluşunca açığa çıkıyor bu damar da.
Dağlara, taşlara, ovalara yayılıyor yaşam, anılar, gelenekler, inançlar, umutlar…
Kitapta geçen yöredeki; Yılanlı Dağı’ndan, Gürlevik Dağı’na, Çengel Dağı, Ağubaba Tepesi, Düzgün Tepesi’, Keysi Kalesi, Gerşe Tepesi’den başlayarak cümle yöredeki her uçan kuşun eğlendiği vadi diplerine kadar kendisinden sorulsun istenen, bitip tükenmez bir hırs var Gınıli Paşa’da.
Orası Ağa’nın köyü, yöresi, dağı olabilir ama insanlar yaşıyor orada, kederleriyle, özlemleriyle, açmazlarıyla, tertemiz yürekleriyle insanlar ve muazzam bir büyülü coğrafya var karşınızda.
Benzersiz bir konak yaptırması, konağını yapan mazlum Ermeni ustasının onun sırlarını bildiği, gizli altınlara sahip olduğu, belki de böyle bir ustalıkta başka bir eser yapmasını istemediği için bir dere kenarında onun canını alması, ahde vefasızlık etmesi gibi olaylarla kendinden çokça söz ettiriyor Gınıli Murat Ağa roman boyunca.
Her ne kadar kendince doğru olsa da töreye, köklere, ikrara ihanet etmesi, en yakınlarını iktidar hırsıyla kendi elleriyle zalim düzen teslim edebilmesi…
Gınıli Ağayı sevilirken bazen korkulan, bazen nefret edilen bir karaktere dönüştürüyor.
Zaman zaman alçalması, alçaldıkça kendisini güçlü görmesi, göstermesinin öyküsü var kitapta.
Ama yaptığı zalimliklerin karşılığını da canıyla ödemesi bir acı sonu hatırlatıyor bizlere. Yine mazlum suçsuz bir cana kıydığı için kendisinin en yakınında bulunanlar tarafından en çok sevdiği askerlerin kılığına girenler tarafından öldürülmesi.
Kendisini canlıyken el üstünde tutan sistemin, onun ölümünden sonra ona değer vermemesi dile getiriliyor…
Roman boyunca beni en çok etkileyen unsurlar; kitaptaki doğa ve insan anlatımlarıdır.
Ali Gültekin, yöre insanın kullandığı dili (Zaza’ca) roman boyunca yörede kullanılan kelimelerle kitap içinde vererek bu dilin kültür öğesi olarak varlığını okura gösteriyor. Roman dili Türkçe ama romanın geçtiği coğrafyada konuşulan ana dil Türkçe değil, Ali Gültekin şovenizme kaçmadan kendi toprağının, tarihinin, kültürünün dilini de okurlara aktararak, bir başka kültür hizmeti veriyor bizlere.
Yerel kelimelere, terimlere, söz öbeklerine sık sık romanında yer veren yazarın doğa betimlemeleri benzersiz. Kendinizi o anda o coğrafyada hissediyor, o anlatılan yerlerde geziniyor, oraları görüyor ve kokluyorsunuz.
Her zaman yokladığım gibi söz öbeklerinden bizim Gümüşhane Şiran Yeniköy – Kırıntı yöresinde de kullanılanlar var mı? Dediğimde çok ortak kelime yakalayamıyorum: merek, peg (peğ), aprik (nisan) birkaç kelime ve “kulak asma rahatsız biraz”… dışında.
Roman yazarının hafızası çok kuvvetli. Gülali ilk çocukluk günlerinden itibaren her şeyi ama her şeyi çok iyi hatırlıyor. Roman kahramanı olan yazar aslında benzersiz bir dil ustalığıyla kendisini tümüyle romandan yalıtıp roman kahramanın diliyle olup biteni, hem de her yaşta, her farklı coğrafyada yetkin bir şekilde bizlere anlatabiliyor.
Diğer Makaleler...
- DEM Milletvekili Celal Fırat'a...
- Hasan Hüseyin Yalvaç Son Yolculuğuna Uğurlandı
- AKP. REJİMİ CUMHURİYET DÜŞMANLIĞINA DEVAM EDİYOR…
- Kırıntı’lı Öyküler
- PROF. DR. AFŞAR TİMURÇİN (2.) LAİKLİK ÜZERİNE
- İNSANLAR NİYE BÖYLE?
- KARANLIK BİR GELECEK
- Aleviler Yapa'Yalnız Mı?
- KÜRT DÜŞMANLIĞIM
- ŞİMDİ DE SİYASETEN SÖMÜRÜLEN ALEVİLİK

