• Ana Sayfa
  • Ayhan Aydın
    • Özgeçmiş
    • KENDİMLE İLGİLİ KISA BİR DEĞERLENDİRME
    • Ayhan Aydın Arşiv Listesi
    • ŞAHKULU SULTAN DERGAHI GÖRSEL ARŞİVİ
    • Hakkındaki Yazılar
    • Hakkındaki Şiirler
    • Hakkındaki Haberler
  • Şiran
  • Söyleşiler
    • Dedeler
    • Babalar
      • BABAGAN (BALIM SULTAN ERKANI) KOLU
      • ÇELEBİLER KOLU
      • SULTAN SÜCEATTİN VELİ OCAĞI (DERGAHI) KOLU
      • ALİ KOÇ KOLU
    • Ozanlar
    • Yazarlar
    • Aydınlar Gazeteciler
    • Bilim İnsanları (Akademisyenler)
    • Kanaat Önderleri
    • Kurum Temsilcileri
    • Sanatçılar
    • Hocalar Mürebiler
    • İzzettin Doğan
  • Gezi Notları
    • Anadolu
    • Avrupa
      • Batı Avrupa Gezi Notları
    • İran
    • Suriye
    • IRAK
  • Yazılar
    • Basındaki Yazılar
    • Denemelerim
    • Etkinlik Haber Yorum
    • Cem Vakfı Yazıları
    • Kitapların Dünyası
    • Şiir Denemelerim
  • Kültür Sanat
    • Kültür Dünyası Söyleşileri
    • KÜLTÜR SANAT YAZILARI
  • Ahmet Hezarfen
    • Ayhan Aydın Kitap Yazıları
    • Osmanlı Arşivinde Aleviler Bektaşiler
    • Diğer Çeviri Belgeleri
    • Yazıları- Anıları - Görüşleri
    • Ahmet Hezarfen'le İlgili Yazılar
    • Ahmet Hezarfen Balkanlar(Rumeli)
    • Dergahlar Türbeler
      • Balkanlar Rumeli
        • Bulgaristan
          • Otman Baba
          • Demir Baba
          • Akyazılı Sultan
          • Ali Koç Baba
          • Elmalı Baba
          • Hüseyin Baba
          • Dallı Ali Baba Türbesi
          • Yunus Abdal
          • Saçlı Koçlu Babalar
          • Alan Mahallede Ali Baba Türbesi
        • Makedonya
          • Sersem Ali (Harabali) Baba
          • Sarı Saltuk
          • Hıdır Baba
          • Cafer Baba
          • Üsküp Halveti Tekkesi
        • Yunanistan
          • Seyyid Ali (Kızıldeli) Sultan
          • Ece (İce) Sultan
          • Nefes Baba
          • Atatürkün Evi Selanik
      • İran
      • Suriye
      • Diğerleri
      • Anadolu
        • Hacı Bektaş
        • Sultan Sucaettin Veli
        • Abdal Musa
        • Kolu Açık Acim Sultan
        • Seyyit Garip Musa
        • Haydar Sultan
        • Diğer
      • İstanbul
        • Şahkulu Sultan
        • Kurucu Ahmet Sultan
        • Garip Dede Türbesi
        • Erikli Baba Türbesi
        • Nafi Baba (Şehitlik)
        • Karaağaç
        • Karyağdı
        • Duvar Baba
    • Semahlarımız
      • Rumeli Semahları
      • Anadolu Semahları
      • Sultan Sucaettin Veli Ocağı-Dergahı Semahları
    • Atatürk Fotoğrafları
    • Etkinlik Fotoğrafları
      • Türkiye
      • Balkanlar
      • Avrupa
      • Diğer
    • İnanç Önderleri
      • Dedeler
        • Fetfi Erdoğan Dede
        • Aşık Ali Metin Dede
        • Hüsamettin Aydın (Seyyid)
        • Nevzat Demirtaş
        • Musa Küçük
        • Veli Akkol
        • Hüseyin Orhan
        • Celal Arslan
        • Dedeler Diğerleri
      • Babalar
        • Hakkı Saygı
        • Abidin Harman
        • Mehmet Şilli
        • Reşat Bardi Dedebaba
        • Babalar Diğerleri
      • Zakirler
      • Çelebiler
      • Dervişler
    • Cemlerimiz
    • Yazarlar
      • Abidin Özgünay
      • Baki Öz
      • Cahit Tanyol
      • Mehmet Yaman Dede
      • Mehmet Yardımcı
      • Refik Engin
      • Şevki Koca
      • Ahmet Hezarfen
      • Yazarlar Diğer
    • Ozanlar
      • Adil Ali Atalay (Vaktidolu)
      • Ahmet Akar
      • Ali Ekber Çiçek
      • Aşık Durmuş Günel
      • Aşık Veysel
      • Hüseyin Çırakman
      • Hasan Papur
      • Hüseyin Yorulmaz (Seyfili)
      • Aşık İhsani
      • Mahzuni Şerif
      • Muharrem Yazıcıoğlu
      • Murtaza Şirin
      • Müslüm Sümbül
      • Telli Suna Gölpek
      • Ozanlar Diğerleri
      • Ozanlarla İlgili Simgeler
    • Gümüşhane-Şiran (Kırıntı-Yeniköy
      • Yeniköy (2010) Sayı Sayma Oyunu
      • Yeniköy Kış - Güssün Aydın Cenaze 2000
      • Kırıntı Yeniköy Düğün 2003
      • Kırıntı Yeniköy
    • Ayhan Aydın
      • Hısım Akrabalarım-Arkadaşlarım
      • Cem Tv Proğramlarım
      • Ayhan Aydın Resimleri
      • Ayhan Aydın'ın İstanbulu
      • Ayhan Aydının Manzaraları Şehirleri
  • Önemsediklerim
  • Konuk Yazarlar
  • Site Haritası
  • Balkanlar (Rumeli)

ŞİMDİ DE SİYASETEN SÖMÜRÜLEN ALEVİLİK

Perşembe, 28 May 2026 17:40 tarihinde yayınlandı. | Ayhan AYDIN tarafından yazıldı. | Yazdır | e-Posta | Gösterim: 0

 ŞİMDİ DE SİYASETEN SÖMÜRÜLEN ALEVİLİK

Bizler Neler Yaşamadık Ki!

 

Şu anda Sayın Prof. Dr. Fahri Maden’in Şahkulu Sultan Dergâhı Vakfı adına hazırladığı Şahkulu Sultan Dergâhı Tarihçesi kitap taslağını okuyorum. Sayfaları çevirdikçe yıllardır içinde bulunup tümünü bilmeme rağmen bazı gerçeklerle tekrar yüz yüze gelince hala çok şaşırıyor, çok ama çok üzülüyorum. Bundan yüz yıl önce de bir Alevi – Bektaşi Ocağı’nda / Dergâhı’nda yaşananlar beni derin endişelere, düşüncelere sevk ediyor. Bazı babaların dergâhta muktedir olmak için yaptıkları bir yana bir Alevi – Bektaşi Ocağı’nın / Dergâhı’nın başına gelenler insan olanı üzüyor. 1826 yılında Bektaşi Tekkeleri’nin kapatılmasının yaralarını yüz yıl içinde sarmaya çalışan bir köklü kadim inanç bu sefer de 1925 yılında Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunu’ndan sonra âdete bir suç merkezi olarak algılanıp sürekli polis baskınına uğruyor. En hazine de yine 1952 yılında Mısır Kahire Kaygusuz Abdal Dergâhı postnişini burayı ziyareti esnasında bir cem / muhabbet meydanının kurulmasından sonra yaşananlar utanç verici, tarihe bir kara sayfa olarak geçecek türden şeyler. Cumhuriyet, Akşam gibi gazeteler de; “gizli ayin de kadınlar da vardı” gibi ifadelerin yer alması, Alevi – Bektaşi toplumunu yüzyıllar boyunca aşağılayan, dışlayan tek tipçi, ırkçı kafanın cumhuriyet döneminde de hız kesmeden devam ettiğini görüyoruz. 1925’den sonra da bu toplum rahat yüzü görmemiş cemleri basılmış, dedeler, babalar, dervişler, ana sultanlar karakollarda, hapishanelerde sırf Alevi, Bektaşi oldukları için kahır, zulüm ve baskı görmüşlerdir.

Bu toplumun tarihler boyunca yemediği kıyım, zulüm, sürgün, hakaret, ölüm türü kalmamıştır.

Bir sosyolojik gerçek de; yeryüzünde antropolojinin, sosyal psikolojinin bir alanı olabilecek türden bu derece ağır baskı, zulüm, kahır gören kitlelerin davranışlarının tarihler içinde değişimleridir. Konunun uzmanları elbette bu alanlara da girecektir, belki girmişlerdir. Geleneklerin, bazı örf, adet, inanç pratiklerinin, yaşam tarzlarının değişmesi bir yana, sürekli aşağılanan, dışlanan kitleler, toplumlar zamanla tepkisel olarak nasıl bir değişime uğruyorlar, tepkileri nasıl farklılaşıyor, bunlar ortaya konulabilir elbette.

Bir yanda “geleneksel” yapıdan kopan, koparılan, farklılaşan bir yan varken, bir yanda da tüm dünya ve Türkiye’deki karşı konulmaz büyük değişimin, dönüştürülmenin, kapitalist sistemin ağları içinde savrulan, devlet, siyaset, ekonomi yapıları içinde çaresizleşen, bazen ötekileştirilmenin ötesinde yalnızlaşan bir toplumsal kitle.

Anadolu’da Balkanlar’da bu kadim öğretiler, inançlar, kültürler otağının merkezinde olan Alevilik- Bektaşilik, bir iki yönüyle değil her yönüyle saldırı, etkileşim, müdahale, değişimin hedefindedir.

Doğal ağlar, doğal yapılar parçalanmış, “onlar çok eskidendi” denilerek toplum bile kendi öz değerlerine yabancılaştırılarak kök değerlerden uzaklaştırılmış, kök değerler, temel değerler artık “ölmüş, başka bir çağda kalmış, “modası geçmiş”, geçerliliği olmayan, inananı kalmayan” arkaik ve belki de arkeolojik bir alana hapsedilmek istenmektedir.

Bunu bu toplumun, bu öğretinin, inancın haini olan kimi dede, baba, yazar, kurum başkanı, akademiysen adı altındaki sözde öncüleri yanında kendileri dışındaki “dış güçler” de yapmaktadır.

Özellikle son kırk yıllık süreçte “Alisiz, İslamsız Alevilik”, “Devletin Alevisi”, “ Müslüman mısın / değil misin”, “köyden mi, kentten mi?” gibi nice nice ayrım ve dayatmaları…

İşini gücünü kaybetmiş, burayı kimliksizliğini örtmek için kullanabileceği çok elverişli bir alan gören sözde kimi Marksist, sözde kimi aydın bozuntuları…

“Devlet, ülke bütünlüğü” adına kendilerine yeni dayanak arayan ırkçı / milliyetçi kesimler…

Aleviler Tunç Çağı’nda da vardı diyen kendi duygularını tatmin etmek isteyen kimi sözde maceraperest nice nice karaktersizler işgal ettiler.

Evet, Aleviler de, Sünniler de, ama daha çok Aleviler doğdukları, yaşadıkları kırsal alanları, köyleri terk ettiler, terk etmek zorunda kalarak büyük şehirlere geldiler.

Burada bambaşka yapılarla, sorunlarla karşı karşıya geldiler.

Her zaman ki gibi masum Alevi toplumu karşılaştıkları sorunları atlatmak için çeşitli yol ve yöntem arayışlarına giriştiler.

Burada bir düzen kurmak için çabaladılar.

Belki de kendilerinin üzerindeki tarihlerin getirdiği ağır yüklerden biraz kurtulmak istediler.

Kimliklerini biraz gizli bir şekilde şehirlerde sürdürürken, geçinmek için çalışmak, çocuklarını okutmak için şehrin olanaklarından yararlanmak istediler.

Yine de kimliklerini tümüyle örtmek istemediler, bizler de varız, dediler.

Dernekler kurdular, dergiler çıkardılar, yayınevleri bile kurdular.

Sonra Birlik Partisi’ni kurdular. İkinci bir tecrübe Barış Partisi’ni kurdular.

Hatta Birlik Partisi’nden kimi sözde Alevi milletvekilleri parayla Süleyman Demirel’e bile satıldılar.

Alevi kimlikleriyle birçok siyasi yapı içinde oldular.

İçlerinde devletle bütünleşelim, diyenler, devlet zaten bizim düşmanımızdır, deyip devrimci yapılar içinde hatta PKK.’yı desteleyenler bile oldu.

Başı nedense daha çok hep akıl veren birçoğu Sünni kökenli devrimci önderler, Alevi çocuklara önderlik yaptılar. Kimisi iyiydi, kimisi tümüyle ideolojik olarak çoğunlukla Aleviliği ve Alevi gençleri kullandılar.

Öldürülenlerin çoğu emekçi, yoksul, kırsaldan gelen insanların çocuklarıyla. En büyük acıyı Alevi anne – babalar çektiler.

Derken Aleviler Avrupa’ya işçi olarak gittiler. Oralarda da tutundular. Hatta dernekler kurdular.

Türkiye’deki tüm çelişkilerini, zenginliklerini, tüm dünyalarını bavullarıyla oralara götürdüler. Birbirlerini araya araya buldular. Kendileri gibi inançlı insanları toplanıp cemler yaptılar…

Avrupa’da Alevi kurumlarının bir kısmı ise zamanla PKK.’nın yuvalandığı merkezler oldular. Türkiye’den giden bilmedikleri her insan “T.C.’nin ajanıdır” muamelesi görürken, halktan toplanan paralar PKK.’lı teröristleri yıllar yılı beslemek için kullanıldı. Buna bizzat bazı kurumlar öncülük ettiler. (Bir de merak ederim, DEM.’lileri en doğal müsahip ilan eden, siyasetin dibine batan AABF. Niye bir gün Devlet Bahçeli’yi Avrupa’ya davet etmiyor. Katilbaşı Apo’ya siyasi kimlik vermek için yeryüzünde en büyük mücadeleyi veren Devlet Bahçeli’yi DEM.’li milletvekilleriyle neden bir cemevine davet etmiyorsunuz? Neden çekiyorsunuz sizler? Yıllar yılı Türkiye’den giden herkes Devlet ajanıydı hani. İyi ya yıllar yılı PKK’yı beslediniz, şimdi de Devlet Bahçeli Apo’nun en büyük destekçisi, sözcüsü, arkadaşı olmadı mı? Onu niye davet etmiyorsun sizler? Yazarı, akademisyeni, sazcısı halkın paralarını akıtıp bin bir türlü etkinlik yapıyorsun, bir etkinliğinizde Devlet Bahçeli de arada kaynar gider yahu, PKK.’ye hiç mi bir diyet borcunuz yok sizin!?)

İnançlı Alevilerin bir kısmı “siz Müslümansınız, Atatürk’ü seviyorsunuz, bizim İslam’la, katil Ali’yle, katil Atatürk’le, katil T.C.’yle işimiz yok” denilerek dayakla derneklerden atıldılar.

O dışlananların bir kısmı Şiiliğe yaklaştılar.

Bir kısmı çeşitli örgütlerin ağlarına takıldılar.

Avrupa’dan Türkiye’ye uzanan çizgide zamanla bir ağ kuruldu; yönlendirme, biçimlendirme, temsilcilik ağları oluşturuldu. Kendilerine yakın kişi ve kurumları “kardeş”, “eş başkan”, “eşitim” ilan edip, halktan aldıkları paralarla Türkiye’de taban bulmak için ha bre çalışmalar içine girdiler.

Şimdi bile Alevi kurumlarının yapamayacakları etkinlikleri Hacı Bektaş Veli Anma Etkinlikleri’nde yapan Hacı Bektaş Belediyesi’ne karşı, “siz devletin Alevisisiniz” diyen ve kendi besleme horozlarını öttürmek isteyen Almanya’dan AABF. Çanta çanta halkın paralarını getirip Arif Sağ gibi sazıyla milyonların kalbini kazanan ama en sıradan birer siyasetçi kurnazı olan sazcılara para yedirip “alternatif etkinlikler” yapıp yapıp halkı parça parça böldüler.

Barış Partisi’nden aday yaptıkları yandaşları için federasyonun bavul bavul paralarını uçaklar kaldırıp buralara gönderip yediren namussuzlar, bize Alevilik dersi verdiler.

Türkiye’de geleneksel Aleviliği yaşatan dergâh yapıları, inanç temelli “Hacı Bektaş Veli Dernekleri”, devletle görüşerek sorunlarımızı çözeceğiz diyen Cem Vakfı…

Ülkenin sadece Alevilik sorunu yoktur, demokrasi, laiklik, özgürlük sorunu vardır diyen Pir Sultan Abdal Örgütlülüğü…

Biz hep herkesle uyum içindeyiz, diyen ve Dikmen’deki genel merkez binasının temelini Süleyman Demirel’in attığı, bina yapımı ücretini cumhurbaşkanlığı bütçesi ödeneğinden Süleyman Demirel’in ödediği, kurdelesini Süleyman Demirel’in kestiği Hacı Bektaş Anadolu Kültür Vakfı çevresi ve daha niceleri…

Dernekler, vakıflar, cemevleri, yapılar, federasyonlar…

Kırk yılda çok büyük bir hareketlilikle Alevi – Bektaşi toplumu gerçekten de ciddi bir örgütlenme mücadelesi ve sınavı verdi.

Açıkçası bu kırk yıllık süreçte çok önemli, kalıcı, güzel işler yapıldı.

Ama bu toplumun altın değerindeki yılları çalındı, paraları birilerinin egoları için çar çur edildi.

Daha derin, alt başlıklı bir konudur bu konu.

Ama maalesef hem dünyadaki, hem Türkiye’de AKP. Rejimiyle birlikte her şey özellikle son on on beş yıllık süreçte çok değişti.

Sonrasında AKP. Tek adam rejiminden ne menfaatler elde ederiz, diyenler el etek öpmek için sıraya girdiler...

Sayısız yazar, akademisyen, kurum başkanı çeşitli partilerden aday oldular, meclis üyesi, milletvekili seçildiler.

Sözde aydınlar, gazeteciler, kurum başkanları, dedeler, babalar…

Kendisine toplum öncüsü denen hatta bazı sunucular, spikerler, bazı köy muhtarları da biz Alevilerin temsilcisiyiz, biz başkanız, deyip Aleviler adına söz söylediler, yazı yazdılar.

Hatta gidip cumhurbaşkanlarıyla, başbakanlarla, bakanlarla, parti başkanlarıyla, milletvekilleriyle, belediye başkanlarıyla, kurum başkanlarıyla Türkiye’de hatta yeryüzünde ne kadar başkan, danışman, başbaşkan varsa onlarla görüştüler.

Alevilerin haklarını anlata anlata bitiremediler.

Bu arada kendi dertlerini, çocuklarının işsizliklerini vs anlattılar.

Çoğunun Türkiye’deki sosyal – ekonomik- siyasal – insan hakları konularında sesleri bile çıkmaz oldu.

Çünkü Alevilik sayesinde doydular.

Ama en acısı tüm bunlardan Aleviler ve Alevilik bir şey elde etmedi.

Sözde bu kurumların temsilcisi gibi kendilerini gösterilen veya bazı güç odaklarınca gösterilen muhterisler yüzünden; Alevilik adeta kuşatılan, üzerine deneyler yapılan bir sosyal objeye dönüştürüldü.

Bir boks ringinde; sürekli hamlelerle başına inen yumrukların niçin ve nerelerden geldiğini bilemeyen elleri kolları bağlanmış bir mazlum, şaşkın insan gibi çevresine bakar oldu Aleviler.

Çok kaba bir tabirle gelen vurdu, giden vurdu.

Çünkü Alevilik – Bektaşilik ve namuslu Alevi – Bektaşi toplumu sadece ve sadece inancını, kültürünü, öğretisini yaşamak, yaşatmak istiyordu.

Kendi içinden çıkan insanlara güvenmiş, devletten yediği dayaklardan sonra, kurumları birer güvenilir liman olarak görüp, buraları ocağı / dergâhı bilmiş, bu yapıları desteklemişti.

Ama içinden çıkanlar kadar, onu hain bir kurt olarak izleyenler de hiç de masum değillerdi.

Önlerinde yine bir büyük kitle duruyordu.

Demokrasinin, laikliğin, yurt ve dünya değerlerinin değerini bilen topluluklar olarak, kentleşen topluluklar olarak Maraş’da, Çorum’da, Sivas’ta, Gazi ve Ümraniye’de, tüm toplumsal mücadeleler içinde, devrici hareketlerde yer aldıkları için kıyılan, yakılan, yok edilmek istenen bir kitleydiler.

O yüzden emperyalist güçler Türkiye’deki bu yapıyı elbette boş bırakmayacaklardı.

Ne sermaye düzeni, ne tabanını kaybetmiş sözde solcu guruplar, ne devletin içindeki faşist yapılar, ne kendilerinden bildikleri kendi içinden çıkan çıkarcı hainler bu toplumu yalnız bırakmayacaktı.

İşte tüm bu tecrübelerden tecrübe edemeyen bu kurbanlık kesime bıçak sürülmesi de kaçınılmazdı.

Kesilen, boğazlanan, kullanılan tarihler boyunca ne yazık ki hep bizler olduk…

Saf, insanı, doğayı, insanlığı, yurdunu sevmekten başka bir düşünce dünyası olmayan Alevi – Bektaşi toplumu…

Ben niye bu kadar rahatım? 35 yıldır bu dünyanın içindeyim. Kurumlarda; kültür - basın – halkla ilişkiler birimlerinde ücretli olarak çalıştım. Ama çalışmak değil insanüstü bir gayretle, aşkla, sevdayla toplumuma, kurumlara hizmet için ömür verdim. Bugüne kadar olduğu kadar, bundan sonra da, öldüğüm güne kadar ne siyasetle, ne de Alevileri, Aleviliği kendi menfaatlerim için kullanmayacağım için çok rahatım.

 

Tarih En Büyük Arı ve Arıtıcıdır…

 

Evet değerli dostlar…

Tarih en büyük arı ve arıtıcıdır…

Her kimin neye hizmet ettiğini tarih eninde sonunda yazacaktır.

Biz sadece dilimiz döndüğünce gerçekleri yazmaya gayret ediyoruz.

Şimdi yazarı, gazetecisi, kurum başkanı, kurumlara karınlarından bağlı olup menfaat ilişkileri nedeniyle kurumlarda yaşanan yanlışları bir güzel “bilim adına” örten akademisyenleri, sözde bu toplumu düşünüyorlar, bu toplam adına laf ediyorlar ama onlar da aynı ihanetin içindeler.

Bir Alevi – Bektaşi kurumunda emek çekip hiçbir işte yer almayan, bu toplum adına hiçbir özverisi olmayanlar en çok sesi çıkan, çığırtkanlar oluyorlar.

Kaldırım mühendisleri, toplum mühendisleri, ütopya mühendisleri iş başındalar.

Bakıyorsun yarı çıplak kıyafetleriyle, çarpık aile yapılarıyla, birikimsiz, bilinçsiz sefil, birçok kirli halleriyle, topluma akıl, fikir, ahlak dersi veren ve ne hikmetse hiçbir geçim dertleri olmayan kurumlara çökmüş rezil tipler,

Bakıyorsunuz, dilleri akıllarından uzun pazarlamacılar,

Bakıyorsunuz, devlet karşısında, belediye karşısında, bürokrasi ve “önemli bir adam” karşısında saygılı, sevgili birer uşak gibi hazır ola geçmiş, ceplerini doldurmak isteyen muhterisler,

Bakıyorsunuz AKP.’ye yaklaşınca devleti nasıl kerizleriz, diyen zavallı hokkabazlar…

Bu şaşkın toplum, şaşırmasın da ne yapsın…

Güvendiği dağlara kar yağdığını hala kabul edemeyenler dışında, tabanda güvenini, itibarını, etki gücünü kaybeden bir sürü sözde kurum ve kurum başkanı…

Durmuyor bu seferde ihtiyaç olup olmadığı tam bilenmeden yeni yeni cemevleri, yeni yeni dernekler, vakıflar kuruluyor.

Ama niçin?

Hazırları yeteri kadar hizmet veremezken yeni yeni kurumlar niçin kurulur?

Çeşitli menfaatler için mi?

O zaman da işte halkın buralara bakışları değişiyor.

Sonuçta, her kesimden yediği darbelere bu sefer de bizzat kendi kurumlarına hâkim olan çıkar odaklı yaklaşımlar da eklenince halkın şaşkınlığı da, bu kurumlara desteği de, kurum başkanlarına güvenleri de yok oluyor.

 

Aleviler şimdi de bir Kılıçdaroğlu – İmamoğlu çekişmenin ortasına çekilmek isteniyorlar…

 

Kemal Kılıçdaroğlu görevli bulunduğu uzun yıllar boyunca kendi Alevi kimliğine hiç bir vurgu yapmadı.

Şimdi Kılıçdaroğlu'nu sözde Alevi kimliğiyle destekleyenler de biliyor ki, Tayyip Erdoğan, Kılıçdaroğlu'na Alevileri ötekileştiren nefret dili kullanıp saldırınca her kesim Kılıçdaroğlu'nu destekledi.

Yanına sağcıları, mafya bozuntularını aldıkça halkın da, Alevilerin de ona desteği azaldı.

Ona yumruk atıldığında, kurşun atıldığında Tayyip Erdoğan “geçmiş olsun” demedi, iktidar medyası iktidarın sözcüsü olarak, DEM’i desteklediği için onun bu yumruğu ve daha fazlasını hak ettiğini yazdılar. Kemal Kılıçdaroğlu’dan ses çıkmadı.

Geçenlerde de bu zalimliği affettiğini Kılıçdaroğlu açıkladı. Sivas’ta insanları yakanlara benzeyen bu adamları bizzat kendisi kucakladı. AKP.’de Tayyip Erdoğan da Sivas katillerinin avukatlarını birer birer milletvekili yapmıştı. Zorlama yapmayayım da Kılıçdaroğlu hoşgörü adına belki kendisine saldıran adamı da CHP.’ye alabilir. Kim bilir, bu kirli siyasette her şey oluyor.

Ekrem İmamoğlu, Kemal Kılıçdaroğlu'nun getirip bize dayattığı yeniçağın sermaye düzeni için iyi parlatılmış parlak yüzlü yeni tip iyi bir sağcıydı. Yanına aldığı, ekibim, dediği çalışma arkadaşları içinde hiç kimsenin tanımadığı, işini iyi bildiklerini söylediği Turgut Özal’ın prensleri gibi nice nice prensleri vardı.

Sonuçta da, Kemal Kılıçdaroğlu’nun da, Ekrem İmamoğlu’nun da köklü CHP.’de kapı açtığı, CHP.’yle ilgileri olmayan binlerce karanlık insanın varlığını binlerce kez namuslu gazeteciler hep yazdılar.

Açılım, Arınma, Yeni Sistem adı altında “geleneksel” olandan koparılan CHP.’de Kemal Kılıçdaroğlu “laiklik diye bir sorunumuz yoktur”, dedi.

Ekrem İmamoğlu ise en büyük hayranıyım, dediği Adnan Menderes, Turgut Özal çizgisinde kimsenin tanımadığı prenslerle büyük bir hırsla yoluna devam etti, kimseye hesap vermeyerek nice nice AKP.’liyle çalışmaya devam etti.

Ne Kılıçdaroğlu, ne de İmamoğlu Alevilerin sorunlarını çözmek için ciddi, köklü çalışmalar yapmadılar.

Aynen cumhuriyet döneminde hep gözetilen, “devletin temel değerleri” gözetilerek, liberal açılımlar bağlamında, siyaseten sözde Alevilere kucak açıldı.

İBB.’nin köksüz ve inançsız Alevi Masası, başındakilerin marifetleriyle birlikte bir menfaat bürosuna dönüştürüldü. Kimi kurumların başındakilerin yakınları belediyelerde ve Alevi kurumlarında belediye adına istihdam edildiler. Onca yetenekli, okumuş gençler varken, siyaseten birileri işe alındılar. Cemevlerine sosyal yardım adı altında “kültürel etkinlikler” şemasıyla bazı sanatçılara ve kurum başkanlarına İBB.’den paralar aktarıldı. Bu da Alevilere hak veriyoruz, diye halka yutturulmaya çalışıldı.

Aleviler konusunda tipik bir devlet bürokratı, “Türkiye” politikacısı gibi davranan Kemal Kılıçdaroğlu’nun Aleviler ve Alevilik konusunda İmamoğlu gibi hiçbir kalıcı çabası yoktur.

Sonuçta diğer partiler bu konuda ne kadar samimiyse maalesef CHP de Aleviler konusunda o kadar samimidir.

Tüm bunlardan işlerine geldiğince Aleviliğin değerlerini, kişisel menfaatlerine birer kalkan yapan menfaatperest sözde Alevi temsilcileri yararlandılar.

Siyaset için, oy için hem CHP kurmayları, hem Kılıçdaroğlu, hem İmamoğlu tayfası Alevileri kullanmak istediler.

Şimdi de; birer amigo olan sözde kimi kıymetleri kendilerinden menkul kişilerin bir siyasi olayda Aleviler üzerinden yorum yapıp, Aleviliği kalkan olarak kullanmaları iğrenç bir şeydir.

Kılıçdaroğlu'nu eleştirenler onun Alevi kimliğinden dolayı bu eleştirileri yapmıyorlar, tutum, konuşma ve tavırlarından, davranışlarından, aldığı bazı kararlardan dolayı onu eleştiriyorlar.

Tabi ki ona yönelik küfür ve hakaretleri kabul etmiyoruz.

Siyasetçiler, kurumlar, sözde Alevi önderleri Aleviliğin ve Alevilerin sırtından artık bir düşüp, defolun gidin ne yapıyorsanız, yapın.

İster siyasete girin, isterseniz o kadar hak savunucuysanız bir Alevi partisi kurun. Bir sizi de görelim. Sözde Aleviliği savunan demokrasi düşmanları.

Bakıyorsunuz tartışmalara, güya Kılıçdaroğlu Alevi olduğu için ona linç uygulanıyormuş...

Bakıyorsunuz, o bir Pir Sultan’mış…

Kılıçtaroğlu hedefe konularak Aleviliğe saldırılıyormuş…

Tarihsel bir kin ve nefretle Sünni kuşatması Aleviler üzerine yürüyormuş…

Tarihler boyunca Aleviler hep zulüm görmüşler, şimdi de Kılıçdaroğlu Alevi olduğu için ona zulmediliyormuş.

Bu tip yazıları, yorumları her yeri doldurmuş…

Bunu yazanlar; yazarlar, akademisyenler, bazı dedeler v.s. karakterini kaybetmiş tipler.

Tam da burada bazı karaktersiz, kişiliksiz tipler Alevililiği siyaseten kullanmak istiyorlar.

Burada çok mu çok başka mecralarda süren bir dalaşma var.

Kılıçdaroğlu / İmamoğlu – Özel’le süren tartışmalar içinde, siyaseten bu tartışmalar içinde Alevilik yok.

Bunu bu tartışmaların içine sokup Aleviliği değersizleştirmek tam bir namussuzluktur.

Kılıçdaroğlu kendisi de bunu kabul etmiyor zaten. Edemez de…

Size ne oluyor amigolar…

Ezikliğinizi bu tartışma üzerinden yürütürken Aleviliği niye kullanıyorsunuz?

Gidin kimin yanında anırıyorsanız, anırın…

Kimi destekliyorsanız açık açık destekleyin…

Siyasete girin, konvoyun başına geçin…

Kimin maşasıysanız kendinizi iyice gösterin…

Ama Kılıçdaroğlu – İmamoğlu – Özel vs. bu dalaşmalar içine Aleviliği sokmaktan vaz geçin…

Amacınız sözde Kılıçdaoğlu’na Alevi diye saldırıyorlar yaygarası yapıp asıl kendinize alan açmak, sözde Alevi temsilcisi olarak görünmek isteği…

Bu adiliği yapmayın…

Bize bir hançer de siz indirmeyin…

Emperyalizmin oyunları içine Aleviliği sokmayın…

Bu toplum yeteri kadar çile çekti zaten…

Bizi kumpasların, sis bombalarının içine atmayın…

Ne karın ağrısıysanız, işinizi yapın, ya da def’olun bu topluma bir yara da siz açmayın...

Muhabbet ehline aşk ile…

 

Ayhan Aydın

28 Mayıs 2026

 

Kategori: Etkinlik Haber Yorum

ESKİLER GİTSİN, YETİŞMİŞ İNSANLARIMIZ GELSİN…

Pazar, 03 May 2026 18:00 tarihinde yayınlandı. | Ayhan AYDIN tarafından yazıldı. | Yazdır | e-Posta | Gösterim: 76

ESKİLER GİTSİN, YETİŞMİŞ İNSANLARIMIZ GELSİN…

 

Birer siyasi kimlik olarak var olmak isteyen, günü gün eden Alevi kurum başkanlarının boş çırpınışları, Kültür Bakanlığı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı'na yarıyor.

Neredeyse tüm Alevi Anma Etkinliklerini organize edip, dedeleri toplayan kurumun bu başarısı aslında Alevi kurumlarının yeteri kadar çalışmamalarından, şuursuzluklarından, tembelliklerinden, ileriyi göremeyecek kadar görme engelli olmalarından kaynaklanıyor.

Bana devlet çok güçlü, onun parası var, kadrosu var, demeyin...

Kırk yıldır meydanlar bu kurumlarındı.

Kişilerden, devletten, belediyelerden aldıklarını toplasak para yönünden çok da ağlayıp sızlamalarına gerek olmadığını görürüz. Zaten ne hikmetse hiçbir kurum başkanının zerre kadar geçim dertlerinin olmaması, tek bir kere bile bunlardan bahsetmemeleri kamilliklerinden değil, kentlerde fena bir yaşam sürmemelerinden kaynaklanıyor.

Elbette Alevi kurumlarında çok güzel şeyler de yapıldı...

Ama geçen süreyi hesaplarsak Aleviliğin kaybettiğini, kimi otokrat kafaların, kurumlara kazık çakan zihniyetlerin buralarda var olmaları ayrıcalıklarını yaşadıklarını görürüz.

Yani bunca yıl çok şey yapıldı diye, yapılmayanları ne yapacağız?

Bunun hesabını sormayacak mıyız?

Her birisini neredeyse ezberlediğimiz bu yıpranan yüzlerden, bu zihniyetten kurtulmadıkça Alevilik yara almaya devam edecektir. Sayısı hayli fazla olan, Alevilerin okumuş, kendisini ifade edebilecek kabiliyeti olan yeteneklerinin kurumlarda etkin olmalarına çok ihtiyacımız vardır.

Köy kurnazlığıyla kurumlara yerleşip bir türlü gitmeyen, ayda değil sene de bir iki kitap okumayan, kültür yoksunu, izan yoksunu, derinliği olmayan yöneticilerden bıktık usandık gayri...

Hay gayret, ha gayret...

Bakalım Tayyip Erdoğan'ı mı göndermek zor, bu kurumlara çökenlerden Alevileri kurtarıp, Aleviliği özgürleştirmek mi zor...

Muhabbet ehline...

 

Ayhan Aydın

3 Mayıs 2026

 

Kategori: Etkinlik Haber Yorum

ŞAHKULU SULTAN DERGÂHI KÜLTÜREL ÇALIŞMALARI (NİSAN 2026)

Çarşamba, 15 Nisan 2026 08:30 tarihinde yayınlandı. | Ayhan AYDIN tarafından yazıldı. | Yazdır | e-Posta | Gösterim: 133

ŞAHKULU SULTAN DERGÂHI KÜLTÜREL ÇALIŞMALARI (NİSAN 2026)

 

Şahkulu Sultan Dergâhı

Alevi Akademisi

(Alevilik - Bektaşilik Seminerler Dizisi)

4-25 Nisan 2026

 

Rıza Zelyut (Yazar)

Geçmişten Bugüne Alevilik

4 Nisan Cumartesi, Saat: 14.00

 

Prof. Dr. Çiğdem Boz

İnce Memed’in Ali’si: Fakirin Fukaranın Ekmeği Ali

5 Nisan Pazar, Saat:14.00

 

Prof. Dr. Fahri Maden

200. Yıldönümü

Bektaşi Tekkelerinin Kapatılması Sürecinde Gerçekte Neler Yaşandı?

11 Nisan Cumartesi, Saat:14.00

 

Nurdan Arca

Uzun İnce Bir Yol Şeyh Bedreddin ve Şeyh Bedreddin Belgesel Gösterimi

12 Nisan Pazar, Saat: 14.00

 

Dr. Zeynep Oktay - Doç. Dr. Ulaş Özdemir

Alevi Deyişlerinde Aktarım, Özneleşme ve Duygulanım

18 Nisan Cumartesi, Saat:14.00

 

Kahraman Özkök

(Revak Kitabevi Yayın Sorumlusu - Yazar)

Mehmet Ali Hilmi Dedeba: Yaşamı, Mücadelesi, Eserleri

19 Nisan Pazar, Saat: 14.00

 

Doç. Dr. Cemal Salman

Değişen Mekan, Dönüşen Kimlik: "Yeni Alevilikler"

25 Nisan Cumartesi, Saat:14.00

 

Yaşar Seyman (Yazar)

Türkiye'de Kadın Olmak: Yaşam, Mücadele Ve Örgütlenme Bilinci

Tüm dostlarımızı bekleriz.

26 Nisan Pazar Saat:14.00

 

Genel Koordinatör ve Sunan: Ayhan Aydın

 

Yer: Konferans Salonu

 

Şahkulu Sultan Dergahı

Kültür - Sanat - Edebiyat Etkinlikleri

 

(3 Nisan - 24 Nisan 2026)

Halil İbrahim Özcan

(Yazar- Uluslararası PEN Türkiye Başkanı)

Edebiyatın Hayatımızdaki Yeri

3 Nisan Cuma

Saat:14.00

 

Önder Şan

(Sanatçı)

Tiyatro Sanatı ve Drama

10 Nisan Cuma

Saat:14.00

 

Tahir Şilkan

(Yazar - TYS. Yönetim Kurulu Üyesi)

Toplumcu Yazarımız Orhan Kemal: Yaşamı ve Eserleri

17 Nisan Cuma

Saa: 14.00

 

Prof. Dr. Şükrü Aslan

20 Yüzyıldan Günümüze Vatan Arayışları ve Göç: Mübadillik, Muhacirlik ve Sığınma

24 Nisan Cuma

Saat:14.00

 

Genel Koordinatör ve Sunan: Ayhan Aydın

 

Yer: Meydanevi / Muhabbet Salonu

 

Kategori: Etkinlik Haber Yorum

ALEVİLER VE ALEVİLİK NİÇİN SİYASETİN BU KADAR ÖZNESİ YAPILIYOR?

Çarşamba, 15 Nisan 2026 08:21 tarihinde yayınlandı. | Ayhan AYDIN tarafından yazıldı. | Yazdır | e-Posta | Gösterim: 104

ALEVİLER VE ALEVİLİK NİÇİN SİYASETİN BU KADAR ÖZNESİ YAPILIYOR?

 

Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar (Türk Atasözü)

 

Biz müftü bilmeyiz fetva bilmeyiz

Kıyl-ü kal bilmeyiz ifta bilmeyiz

Hakikat bahsinde hata bilmeyiz

Şah-ı Merdan gibi ulumuz vardır

 

Alevi hareketi son yıllarda bugüne kadar hiç olmadığı kadar siyasetin öznesi yapıldı.

Bunu yapanlar çoğunlukla Alevi kurum başkan ve yöneticileri.

Artık öyle anlaşılıyor ki, siyasilerle görüşmeler, kimi ziyaretler, etkinlikler bile bazı insanların siyaset yapmak için Alevileri ve Aleviliği kullanmaları için birer bahane, amaçlarına örtü olarak kullanmaktan öte bir anlam ifade etmiyor.

Peki, neden bu kadar pervasızlaştılar, kimliksizleştiler ve utanmaz oldular bu aktörler?

Bu toplum ve sözde bu toplumun aydını denen kesim sayesinde.

Her konuda uzman olan, her alanda yazan, konuşan toplum; yazarıyla, akademisyeniyle, gazetecisiyle toplum temsilcisi görünümündeki insanlar bu yozlaşmaya ses çıkarmadıkları için bu fütursuzluk çok büyüdü.

Kurum başkanları, yöneticileri; işi gücü bırakmışlar, günlerini siyasilerle, iktidar partileriyle, belediyelerle ziyaret takvimine göre belirler olmuşlar.

Yapılan birçok etkinlik de aslında bu amaca hizmet ediyor.

 

Celal Fırat.

 

Garipdede Cemevi’nin paralarını akıttığı saz arkadaşlarının da desteğiyle sözde milletin vekili seçildi.

O zaten seçilmiş bir insandı, belki dede değil, bir pir değil, bir azizdi.

DEM Partisi onu keşfetti (!)

Onu kendi kadrosuna kattı.

Plan tıkır tıkır işletildi.

Garipdede Cemevi Başkanlığı’ndan istifa etmediği gibi, Celal Fırat bu güzide Alevi kurumunu DEM Partisi’nin bir şubesi gibi rahatlıkla kullanmaya başladı ve buna da devam ediyor.

DEM Partisi’nin birçok toplantısı burada yapılıyor.

DEM Partisi'nin basın açıklamaları burada yapılıyor...

DEM Partisi adına kurumlara, dini önderlere, her yere gidiyor.

Celal Fırat siyasi kimliğini dernek başkanlığı ve inanç önderliği yani “pir” kimliğiyle bir güzel harmanlayıp, kendi yandaşlarıyla birlikte Alevi kurumlarını DEM Partisi adına bir güzel dizayn ediyor, yönlendiriyor.

Bir güzide Alevi kurumu ahlaklı insanların akıllarının almayacağı şekilde siyasetin bir öznesi yapılıyor.

 

Hüseyin Mat.

 

Avrupa Alevi Birlikleri Konfedarasyonu Başkanı.

Her hafta ya kendisi Türkiye’ye geliyor, ya da Türkiye’de kendi yandaşı kimi kurum temsilcilerini Avrupa’ya taşıyor.

Bilmem ne etkinliği bahanesiyle bir araya gelip hep birlikte Aleviler adına sözde kararlar alıyorlar, açıklamalar yapıyorlar. Daha öncekiler gibi; Hüseyin Mat’ın ve Türkiye’deki saz arkadaşlarının harcadıkları uçak paralarıyla, yemek paralarıyla, kimi kendi yandaşı gibi hizmet eden sanatçılara, bilmem kimlere harcadıkları paralarla Alevilik adına bir enstitü bile kurulurdu.

Kendi eksiklerini, yanlışlarını örtmek için sözde milletvekili Celal Fırat’ın ve kıymetleri kendilerinden menkul kurum temsilcilerinin sözde güçlerinden yararlanmak istiyor.

Celal Fırat ve saz arkadaşları da koskoca Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun soluğunu, gücünü ensesinde hissettiği gibi güya bunu herkese hissettiriyor.

 

Vay, vay, vay…

 

Kurumları ele geçirip slogan atmaktan başka bir marifeti olmayan, Alevilikle ilgili kalıcı hemen hiçbir iş yapmayan bir iki afişle, çığırtkanlıkla Alevi temsilcisi olduğunu bize dayatan, Alevi kurumları sayesinde adam olan, adam olduğunu sanan zavallılar yığını…

 

Cem Vakfı.

 

35 yıllık birikimi tüketme noktasına gelmiş bir kurum.

Onca emek, onca çaba…

Hepsi göz ardı edilip, yok sayılıyor.

Yılların birikimi üzerine çöken bir zihniyet… İnsanlar kitap okuyarak ne elde ediyorlar, inanç insanlara yetmiyor mu, diyen bir zavallıyı dedeler kurumu başkanı yapan bu kurumun tek umudu mevcut iktidara yamanmak.

Başka çareleri kalmamış çünkü…

Cem Vakfı’nın kapısından geçmemiş kişileri kurucu üye yapan bu kurum her şeyi yeniden keşfeder gibi işe başlıyor.

Her şey zamanında yapılmış, kazanımlar elde edilmiş, AİHM. Cem Vakfı’nın emektarlarının çalışmaları sayesinde Türkiye’deki haksızlıkları mahkum etmiş, iktidarları hizaye getirmiş bir kurum nihayetinde.

Ama mirasyedi olmak böyle bir şey.

Hiçbir şey olmamış gibi, bugünkü iktidarın temsilcileriyle sabah akşam bir araya gelen, toplantı üstüne toplantı yapan bir yapı.

Düşünün ki Cem Vakfı ismini kaldırsanız, alkışlamaktan elleri parçalanan zavallılar AKP.- MHP. İktidarının bir ferdi olmuşcasına, hangi ülkede hangi haksızlıkları yaşadıklarını unutmuş gibi hareket ediyorlar.

Ülkeyi tarikatlar yurduna çeviren bir iktidarın gerici Milli Eğitim Bakanıyla protokoller imzalıyorlar.

Yeter ki var olsunlar, varlıklarını bu iktidara borçlu gibi, yani dibine kadar batmış bir borçlu müsrif gibi hareket ediyorlar.

Emek sömürüsü üzerine yükselen bir yapı. Bu kurumu var eden değerleri tırpanlayıp, verilen tüm çabaları yok sayan bir kafa yapısı.

Düşünebiliyor musunuz? Yıllar yılı Cem Tv.'ye verilen emekler bir zihniyet bozukluğu nedeniyle yok sayılıyor.

Yıllar yılı Cem Vakfı, Cem Radyo, Cem Tv., Cem Dergisi burada çalışanların emekleri gaspedilirken, nice nice vasıfsız, kendi çıkarı için çalışan müdürlere verelin paralarla bu kurumların bile ömrü daha uzun olurdu.

Adam yetiştirmek değil, yetişmiş, kuruma ve Aleviliğe bağlı çalışanları, değerleri birer birer yok eden şuursuz kafa...

Uyarıları dikkate almayan bir arşiv oluşturmayan, çalışanların paralarını vermeyen, Cem Tv.'nin isim hakkını, logo hakkını bile almamış ama her şeyi bilen narsist kafa...

Ama hiç önemli değil şimdi ise yine başkalarının çalıştırdığı Cem Tv.'yle yine iç içe tutarsızlar bandosu...

Sanki 35 yılda bu Cem Vakfı’nın kendileri var etmemişler, bu emekleri kendileri vermemişler gibi, fütursuzca bir iktidarın bir paravanı gibi çalışmaktan gocunmuyorlar.

 

Vedat Kara.

 

Kendisine tarihçi diyor. Bu konuda ne bir yazısını, ne bir kitabını okuyan, bilen var.

Birilerinin teşvikiyle önü açılmışlardan.

Sevenlerine bakınca, onu alkışlayanlara, büyük hayranlıkla önünde eğilenlere bakınca bu azizi daha önce hiç görmemiştik, ne büyük eksikliğimizmiş diyecek kadar birilerince sevilen birisi yani. Atatürk Kitaplığı’nda yöneticiyken kendisine teslim edilen arşivleri yok eden, benim bundan hiç haberim yok, diyen bu aziz, Garipdede Dergahı’nda kendisi gibi olan Calal Fırat’la ve diğer kurumlarla çeşitli projeler yürütmede çok başarılı bir isim.

Kimi cemevi başkanlarının akrabalarını cemevlerine, belediyeye işe alma konusunda da çok başarılı birisi.

Öyleki birkaç korumaya kadar ulaşan gücüyle, yanında taşıdığı fotoğrafçılarıyla, önünde kimi azizlerin, azizelerin yırtık dondan çıkanların eğilip büküldükleri, cemevlerine aşurelik dağıtarak büyük saygı uyandıran seçkin yetişmişlerden sayılıyor artık.

Geçenlerde kendisini çılgınca alkışlayan ve sözde solcu gören kimi meczupları gerçi biraz şaşırttı. Daha doğrusu şaşırtmış olmalı.

AKP. İktidarının bir kurumu Kültür Bakanlığı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevi Vakıflar Federasyonu ile birlikte düzenledikleri bir etkinliğe katılıp etkinlikte bir de plaket vermiş Vedat Kara.

Siyasetin dibine batmış Vedat Kara için bundan doğal bir şey olamazdı elbette. Ama bu kurumları ziyaret edenleri “hain” ilan eden ve birilerine çemkirmeyi adet edinmiş, yarım beyinlilerden bir sesin çıkmamasıydı asıl şaşırtıcı olan.

Ama hiç önemli değil karekter olmayınca herkes çıkarına göre davranmayı adet edinmiş durumda...

 

Gelecek Bizlerden Hesap Soracak...

 

Vur patlasın, çal oynasın devri…

 

Böyle rezil bir şekilde Aleviliği getirip siyasetin tam ortasında onun değerlerini yok eden zihniyetlere teslim edenlere bu toplum ve bu toplumun sözde aydınları seslerini çıkarmazlarsa, bundan sonra olacaklardan da bizzat kendileri sorumlu olacaktır.

Sonra ağlayıp, zırlayıp, bağırmalarının anlamı kalmayacak…

Hangi parti, hangi siyasi görüş olursa olsun kendi mecrasında anlamlıdır.

Alevilik bir inançsa onun kendi değerleri, öğreti bütünlüğü, özgünlüğü kendi kimliğiyle yaşamalı ve yaşatılmalıdır.

Bu kadar siyaset alkışçısı kurum başkanı, dedesi, Bektaşi babası, sanatçısı olursa Alevilerin zaten bir başka düşman, asimilasyoncu vs. dışarıda aramasına gerek yok.

Faşist- gerici- dinci kalkışmalarla, toplu kırımlarla, katliamlarla, Türk - İslam sentezcileriyle, gerici devlet bürokrasisiyle, Sünni kuşatmayla, tarikatlarla, iş yerlerinde, devlet dairelerinde, okullarda, kışlalarda, yurtlarda Aleviler çok büyük zulümler yaşadılar, çileler çektiler.

Osmanlı'da uğradıkları zulmü, baskıyı ve asimilasyonu cumhuriyet devrinde de yaşayan Aleviler şimdi de kendi içinden çıkanlar tarafından asimile ediliyor...

Şimdi sözde: "öze dönüş" diyerek, "araştırma" adına, "Alisiz Alevilik" safsatasıyla onu köklerinden kopararak ya da; "Gerçek İslam Biziz" deyip, Sünni akidelerle, Şiilik içinde onu eriterek yok ediyorlar.

Kendi özgün yapısı, öğretisi, inancı ve özü yok edilmek istenen Alevilik, asimile edilen bir Aleviliktir.

Kimse Aleviliği tanımlamaya, ona yeni donlar biçmeye çalışmasın.

Yüzyıllar boyunca Alevi - Bektaşi Kadim Yol Ve Öğretisi zaten kendisini var etmiştir.

Onun değerlerini yaşamayıp onu hırpalayanlar bu yola hainlik yapanlardır.

Şimdi çok ciddi bir tehdit ve tehlikeyle karşı karşıyayız...

Aleviliği – Bektaşiliği maalesef bu toplum mensupları en acımasız bir şekilde çıkar için asimile ediyor…

Dert Bizde Derman Ellerimizdedir...

Gün yolumuza sahip çıkma günüdür...

Hiç kimse kendisini geri çekmesin.

Doğru yoldan gidip eğri yola sapmasın...

Cümle yol erenleri, gerçek pirler, gelecek bizlerden hesap sorar.

Gençlerimizin geleceğini yok etmemek için cesaretle yolumuza sahip çıkıp çıkarcılardan hesap sormalyız.

Yanlışın karşısında durmalıyız...

 

Muhabbet ehline aşk ile...

 

Ayhan Aydın

14 Nisan 2026

 

Sorma be birader mezhebimizi

Biz mezhep bilmeyiz yolumuz vardır

Çağırma meclis-i riyaya bizi

Biz şerbet içmeyiz dolumuz vardır

 

Biz müftü bilmeyiz fetva bilmeyiz

Kıyl-ü kal bilmeyiz ifta bilmeyiz

Hakikat bahsinde hata bilmeyiz

Şah-ı Merdan gibi ulumuz vardır

 

Bizlerden bekleme züht-ü ibadet

Tutmuşuz evvelden rah-ı selamet

Tevvella olmaktır bize alamet

Sanma ki sağımız solumuz vardır

 

Ey zahit surete tapma Hakk'ı bul

Şah-ı velayet'e olmuşuz hep kul

Hakikat şehrinden geçer bize yol

Başka şey bilmeyiz Ali'miz vardır

 

Nesimi esrarı fas etme sakın

Ne bilsin ham ervah likasın Hakk'ın

Hakk'ı bilmeyene Hak olmaz yakın

Bizim Hak katında elimiz vardır

 

Kul Nesimi

 

Kategori: Etkinlik Haber Yorum

SADECE İSMAİL ARI’NIN DEĞİL, SİZLER İNSANLIK, DEMOKRASİ DÜŞMANISINIZ…

Pazartesi, 23 Mart 2026 12:22 tarihinde yayınlandı. | Ayhan AYDIN tarafından yazıldı. | Yazdır | e-Posta | Gösterim: 219

SADECE İSMAİL ARI’NIN DEĞİL, SİZLER İNSANLIK, DEMOKRASİ DÜŞMANISINIZ…

 

Artık yeter, yeter, yeter...

 

AKP Rejiminin Zorbalıkları   nı, Hukuksuzluklarını Tanımıyoruz...

 

Faşizme, karanlığa geçit vermeyeceğiz...

Meydanlar aydınlanma, var olma kapısıdır...

Karanlıktan korkmayanlar bu dünyayı kurtardılar...

Yaşasın demokrasi mücadelemiz...

 

Katilleri, tecavüzcüleri, hırsızları çok seven bugünkü iktidar nerede doğruyu yazan, nerede gerçeği dile getiren namuslu yazar, gazeteci varsa cadı avı gibi, kindar kafasıyla onların izini sürüyor...

Yurtdışı yasağı koymak, farklı bir şehirde ise, çok tehlikeli bir insan muamelesi yapıp ailesi yanında, bayram ziyaretinde Hitler zihniyetiyle hareket edip on, on beş kişilik kolluk kuvvetiyle katillere yapmadığını en mazlum insanlara yapmak...

Karanlık rejiminin, hukuksuz düzeninin sözde gücünü tüm Türkiye'ye göstermek...

 

Peh, peh, peh...

 

Karanlık zindanlarına düşünce insanlarını, gazetecileri, yazarları, seçilmiş siyasileri, akademisyenleri doldurmak...

Zalimliğini göstermek için, ne kadar yolsuzluğu,

hırsızlığını, kanunsuzluğunu ortaya koyan varsa onların peşine düşen karanlık rejim yine bir gazeteciyi göz altına aldı...

BirGün muhabiri İsmail Arı, bayramda aile ziyareti için gittiği Tokat'ın Turhal ilçesinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü soruşturma kapsamında gece saatlerinde gözaltına alındı. "Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçlaması yöneltilen Arı, Ankara'ya getirilecek.

Hiçbir baskıya boyun bükmeden gerçeğin peşinden giden gerçek gazetecilerin, Alican Uludağ'ın, İsmail Arı'nın yanındayız...

Demokrasinin, özgürlüklerin, laikliğin, gerçeklerin her daim yanında olduk, her ne pahasına olursa olsun yanında olmaya devam edeceğiz...

 

Ayhan Aydın

22 Mart 2026

 

Kategori: Etkinlik Haber Yorum

Şahkulu'nda Bilimsel, Kültürel Çalışmalar Devam Ediyor...

Salı, 10 Mart 2026 09:40 tarihinde yayınlandı. | Ayhan AYDIN tarafından yazıldı. | Yazdır | e-Posta | Gösterim: 175

Köklü Alevi – Bektaşi Dergâhı Şahkulu Sultan Vakfı’nda

Alevi Akademisi Dersleri Ve Kültür – Sanat – Edebiyat Söyleşileri Devam Ediyor…

 

Kadıköy Merdivenköy’de bulunan ve 650 yıllık bir tarihi kökene dayanan kadim Alevi – Kızılbaş – Bektaşi ocağı Şahkulu Sultan Dergâhı Vakfı, yaklaşık kırk yıldır hem Alevi camiasına hem de bulunduğu bölgeye hizmet vermeye devam ediyor.

Alevi ibadeti olan cemlerin yapıldığı, ayrım yapmadan tüm gelenlere lokmaların sunulduğu, yaklaşık on bin kitaplık kütüphane ve arşiviyle çok önemli bir kültür merkezi olan Şahkulu Sultan Dergâhı’nı her yıl, konuya ilgi duyan dünyanın dört bir tarafından gelen yüz binlerce insan ziyaret ediyor.

Geniş bir bahçe içinde; türbe, cemevi, tarihi aşevi, meydanevi, kütüphane, konferans salonu, yemek salonu, köşk, tarihi çeşmesiyle gelen herkesi etkileyen, kapısı tüm gönül dostlarına açık olan Şahkulu Sultan Dergâhı Vakfı, cumhuriyet değerlerine derinden bağlı, laik eğitimden yana, bilimsel çalışmaların artması için her alanda gerekli desteklerini yapıyor.

Yurt içi ve yurt dışındaki tüm Alevi – Bektaşi kurum ve kuruluşlarıyla bağlantıları olan Şahkulu Sultan Dergâhı Vakfı bugüne kadar binlerce öğrenciye burs vermiş, yüzlerce söyleşi, seminer, dinleti ve anma etkinliğiyle önemli bir toplumsal görevi de yerine getirmiştir.

Bugüne kadar yaklaşık Kırk kitap ve kitapçık yayınlayan, araştırma çalışmalarına destek olan, yazar, edebiyatçı ve sanatçıları ağırlayan, Kadıköy’ümüz çok önemli bir sivil toplum kuruluşu olan Şahkulu Sultan Dergâhı Vakfı, şu anda Hikmet Yılmazkaya başkanlığındaki bir yönetimle bugün de aynı şekilde önemli hizmetlerini yerine getirmektedir.

Şahkulu Sultan Dergâhı Vakfı aynı zamanda kendi alanında da ilkleri başarmış, bu konuda da öncü olmuştur.

Gençlik Günleri adı altında ülkemizin sorunlarını gündeme getiren, sanatçılarla gençleri buluşturan etkinliklere ev sahipliği yapan kurumumuz; kitap fuarı, ozanlar festivali, kültür sanat ve edebiyat söyleşileri yanı sıra Alevilik – Bektaşilik konusunda da alanında uzman isimlerin seminerler verdiği her cumartesi “Alevi Akademisi”ne ev sahipliği yapmaktadır.

Ayrıca vakfımız her Cuma günü, “Kültür – Sanat – Edebiyat” söyleşileri programıyla da ülkemizin değerli yazar, edebiyatçı ve kültür insanlarının halkla buluşmasını sağlamaktadır.

Şahkulu Sultan Dergâhı Kültürel Çalışmalar Sorumlusu Ayhan Aydın’ın koordinatörlüğü ve sunuculuğunda yapılan etkinlikler tüm hızıyla devam etmektedir.

Halkın bilgilendirilmesi ve aydınlatılmasını en büyük toplumsal sorumluluk olarak gören Şahkulu Sultan Dergâhı Vakfı yönetimi periyodik olarak bu çalışmalarını sürdürme konusunda kararlı adımlar atmaktadır.

Halkımızın bilgi, duygu dünyalarına en ufak bir katkıyı en büyük mutluluk sayan Şahkulu Sultan Dergâhı Vakfı yönetimi tüm Kadıköy’lüleri Vakfa davet etmektedir.

Bilimin aydınlığında, demokrasinin varlığında, barış, dostluk duygularıyla tüm Kadıköylülere, İstanbullulara ve sevgiden yana herkese selam olsun.

 

Şahkulu Sultan Dergâhı Vakfı

 

Şahkulu Sultan Dergâhı’nın mart ayındaki etkinliklerinin bir kısmı şu şekilde olacaktır;

 

Şahkulu Sultan Dergâhı Alevi Akademisi (Alevilik -  Bektaşilik Seminerler Dizisi)

(7- 28 Mart 2026)

 

  • Araştırmacı – Yazar Ragıp İncesağır (Çanakkale): “Tarihi Tersten Okumak: Ezilenlerin Ecdadı”,

"Bizim Yunus"

7 Mart 2026, Cumartesi, Saat:14.00

 

  • Prof. Dr. Haşim Şahin (Eskişehir): “Osmanlı'nın Kuruluşunda Sufiler, Babalar, Dedeler, Gazi Abdallar, Anadolu ve Rumeli Erenleri”, Saat: 14.00
  • Akademisyen - Bilişimci – Yazar Kemal Akgün (İtalya): “Alevilik Çalışmaları: Araştırmalar, Kurumlar, Sorunlar, Çözümler”

“Aleviler ve İnternet”, Saat: 16.00

14 Mart 2026, Cumartesi

 

  • Halkbilimci- Şair - Yazar Metin Turan (Ankara): Âşık Veysel Anması; “Güneşin Işıklarını Avuçlayan Çocuk: Âşık Veysel“, Saat: 14.00
  • Hüseyin Elmas Dede (İstanbul): Sultan Nevruz, Saat:16.00

21 Mart 2026, Cumartesi

 

  • Gazeteci- Yazar- Yayıncı Ahmet Koçak (Balıkesir): "Alevi-Bektaşi-Kızılbaş İnancında Sürek Farklılıkları"

"Hacı Bektaş Dergâhı Cem Pratikleri - Zakirlik Geleneği ve 12 Hizmetler", Saat:14.00

 

  • Araştırmacı – Yazar Şah Hüseyin Şahin (İstanbul): “Büyük Alevi Ozanı: Virani Dede” Saat: 16.00

28 Mart 2026, Cumartesi

 

Etkinlikler -  Mekân: Şahkulu Sultan Dergâhı Konferans Salonu

 

Şahkulu Sultan Dergâhı Kültür - Sanat - Edebiyat Etkinlikleri

(6- 27 Mart 2026)

 

  • Şair - TYS. Başkan Yardımcısı Mustafa Köz: Yaşamın Anlamını Edebiyatta Aramak: Duygunun ve Düşüncenin En Lirik Hali Şiir Ve Halk Şairlerimiz

Tarih: 6 Mart 2026, Cuma, Saat: 14.00

 

  • Akademisyen- Araştırmacı – Yazar Kıymet Kına Erzincan: “Thomas More'un Ütopyası Bize Ne Anlatıyor?”

Tarih: 13 Mart 2026, Cuma, Saat: 14.00

 

  • Eğitimci- Araştırmacı – Yazar, Dr. Niyazi Altınya: “Eğitim Hakkı”

Tarih: 20 Mart 2026, Cuma, Saat: 14.00

 

  • Tarihçi- Yazar Mehmet Burak Çetintaş: “Osmanlı’dan Bugüne Kadıköy Tarihine Bir Bakış”

Tarih: 27 Mart 2026, Cuma, Saat: 14.00

 

Etkinlikler - Mekân: Meydanevi / Muhabbet Salonu

 

Koordinasyon ve Sunum: Şahkulu Sultan Dergâhı Kültürel Çalışmalar Sorumlusu Yazar Ayhan Aydın

 

Şahkulu Sultan Dergâhı Mehmet Ali Hilmi Dedebaba Eğitim ve Kültür Vakfı (Şahkulu Sultan Dergâhı Vakfı)

 

Adres: Merdivenköy Mahallesi, Şair Arşi Caddesi, Ayışığı Sokak, No: 56, Göztepe, Kadıköy, İstanbul, 34000

Telefon:  0532 241 87 74 

 

Resmi Sosyal Medya Adreslerimiz:  

    

E-Posta: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.     

YOTUBE: https://www.youtube.com/@SahkuluSultanDergahıVakfı          

FACEBOOK: https://www.facebook.com/SahkuluSultanDergahı

www.sahkulu.com       

 

Kategori: Etkinlik Haber Yorum

Diğer Makaleler...

  1. SURİYE VE ORTADOĞU BATAKLIĞINDA HALKLAR VE ALEVİLER
  2. Yozlaşan Alevi Kurumları
  3. Şahkulu Sultan Vakfı Mart 2026 Kültür Sanat Etkinlikleri
  4. ŞAHKULU SULTAN DERGAHI KÜLTÜREL ÇALIŞMALAR 2025
  5. ECDADIMIZ, RAGIP İNCESAĞIR, KISA BİR MERHABA
  6. Dr. Mehmet Yardımcı’dan Kul Himmet Kitabı
  7. İktidarın Karanlık Hamleleri
  8. Ezeli Doğanay
  9. GAYRET ET ASLA BOZMA GÖNELLER BAĞINI
  10. KARACAAHMET SULTAN

Sayfa 1 / 94

BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon

Ayhan AYDIN İnternet Sitesi  erenler@ayhanaydin.info E POSTA

İLKEZGİ SANATEVİ SİTE VE TEMA TASARIMI MUSTAFA KARAÇİFTCİ 0542 559 11 80.