İmam Yılmaz Hoca
Uzun yıllardır tanıdığım İmam Yılmaz sıra dışı bir insan portresi çiziyor.
Daha önce de söyleşiler, sayısız muhabbet ve sohbetle kendisini daha iyi tanıma fırsatı yakaladığım İmam Yılmaz, günümüzde sayıları maalesef ki azalmaya başlayan “inançlı, geleneği yaşatan, çok itikatlı, bir ocak talibi” özelliği taşıyor.
Yaşının yetmişlerde, seksenlerde olması gerekmiyor.
İnsanın özünde varsa bir arılık, duruluk, doğruluk çok genç yaşlardakilerden de bizler çok yararlanabiliriz.
Benim ısrarla çok yaşlı insanlarla söyleşi yapmak istememin temel nedeni; geçmiş dönemin bilgilerine uğraşma çabasıdır.
Eskiden cemler nasıl sürülürdü, eski dedeler nasıldı, köylerdeki yaşamlar, insan ilişkileri nasıldı? Velhasıl elimizde çok ciddi yazılı veri olmayan yüzyıllık cumhuriyet dönemi köy yaşam
Bir Aşure De Böyle Geçti...
Bir Aşure De Böyle Geçti...
Kanlı Kerbala sahrasında Ehlibeyt analarının feryat eden çocukların karınlarını doyurmak için elde ne varsa bir araya getirip çorba niyetiyle pay ettikleri Aşure aşı; yüzyıllar boyunca ocaklarda, tekkelerde, evlerde matanetle Muharrem orucu sonrasında huşu içinde yenirdi...
Son on - on beş senedir olduğu gibi doymak bilmez bir iştahla birbirini ezercesine bu sene de Alevi - Bektaşi ekranından, yolundan iyice uzaklaşmaya başlatılan, bir yığın haline getirilen bu toplum Aşureyi; özellikle cemevleri yöneticilerinin şuursuzlukları nedeniyle manevi anlamının dışında "Aşure Şöleni" olarak kutladı!
Davullu, zurnalı, sanatçı konserleri, siyasetin kirli elleriyle kaynatılan Aşure Kazanlarında bir yozlaşma unsuruna dönüştürülen "Aşure Tatlısı" çıkar ilişkilerine meze edildi...
Aşure ve lokma kişinin helal kazancı ve gönlünden gelen rızalıklarla az - çok demeden, bir sorgu sual etmeden gönülle kaynatılan aştır...
Her kim ki mazlum halkımızın inancı doğrultusunda erkan yürütüp; Hz. Hüseyin, Kerbela, Muharrem, Alevi yol ve erkanına göre hizmet yürütüp, Aşure aşını nuş eylemişse o güzel canlara aşk ola ...
Her kim ki, fısat bu fırsat deyip; devletten, belediyelerden, iş adamlarından aşurelik erzakı alıp, bunu bir çıkar amacıyla kullanmışsa yedikleri zehir ola...
Dünyanın en dürüst insanı, en iyi Alevisi ben değilim... Ama ben bu topraklarda bin yıllık töreyi, yolu sürenlerin seslerinden birisiyim...
Öldüğümüz güne kadar da kendimizce doğruları söylemeye devam edeceğiz...
Muhabbet ehline aşk ile...
Ayhan Aydın
15 Temmuz 2025
Şahkulu Sultan Dergâhı Kültür – İnanç Gezisi
Şahkulu Sultan Dergâhı Kültür – İnanç Gezisi
En kadim ve önemli Alevi – Bektaşi mekanlarından birisi olan İstanbul Göztepe- Merdivenköy’de bulunan Şahkulu Sultan Dergahı Vakfı tarafından Sivas’a üç günlük bir inanç ve kültür ziyareti gerçekleştirildi. Kangal’da bir cemevi açılışı yanında özellikle Divriği de bulanan Alevi toplumu için önem arz eden kutsal mekanlar ziyaret edildi, dualar yapıldı, yöredeki insanlarla sohbet edilip, halkımız Anadolu’nun güzelliklerini bir kez daha görme şansına ulaştılar.
Bu güzel geziyi düzenleyenlerden, katılanlardan, cemlerde, semahlarda yolu yaşatanlardan Hakk erenler razı olsun.
Ayhan Aydın
Hıdonun Köyü
Çok geç vardığımız Hıdonun Köyü’nde “Şimşek Dede Cemevi”de kaldık.
Sabah Mahmut Aktaş canımızdan yöreyle ilgili bazı bilgiler derledik.
Mahmut Aktaş (52 (Kangal / Külekli Köyü), Hıdonun Köyü'nde çevredeki bazı köyleri, ziyaretleri, dedelerle ilgili bana bazı bilgiler verdi. Bölgede canlı bir Alevi nüfusunu, ziyaretlerin varlığından bahseden Mahmut Aktaş insanların çok inançlı ve itikatlı olduklarını, her sene köylerini ziyarete gelen insanların aynı zamanda mutlaka türbelere de uğradıklarını söyledi.
Çetinkaya
Sonrasında bir zamanlar belde olan ve çevrenin en önemli uğrak yerlerinden Çetinkaya’ya gittik. Tren istasyonuyla, okullarıyla bir yaşam merkezi olan Çetinkaya maalesef şimdi bir köy statüsünde. Konuştuğumuz insanlar da bir zamanlar kiralamak için ev bulunamayan Çetinkaya’nın yalnızlığına terk edildiğini söylediler.
11 Temmuz 2025
Kangal Beko Akgedik Köyü Cemevi Açılışı
Şahkulu Sultan Dergâhı Vakfı Hizmet Ve Kutsal Mekânları Ziyaret Gezisi
İstanbul'daki kadim dergâhımız Şahkulu Sultan Dergâhı Vakfı inanç ve kültür etkinlikleri devam ediyor...
Bugün Sivas Kangal Beko Akgedik Köyü'nde yapılan Mevlüt Dede Cemevi açılışı yapıldı.
Yakın köylerden birçok insanın, dedelerin, ozanların katıldıkları açılış etkinliği çerçevesinde; Şahkulu Sultan Dergâhı Vakfı'nı temsilen başkan Hikmet Yılmazkaya başkanlığında bir heyette hazır bulundular.
Dergâhın Dedesi Ali Doğan, Zakir ve Vakfının müdürü Adnan Kılıç ve emektar canlarımız açılışta hizmet yürüttüler.
Nefesler söylendi, dualar verildi.
Kısa bir muhabbet erkânı sürüldü.
Bu muhabbete kadınlarımızın ve gençlerimiz, çocuklarımızın katılımı yoğundu.
Buradaki canlara yolumuz gereği güzel bir hizmette bulunduk.
Hakk erenler bu birlikten, bu beraberlikten, bu muhabbetten bizleri ayırmasın...
Cümle canlara muhabbetlerimizle...
Köy oldukça güzel bir köy, açılışa civar köylerden birçok canımız da katıldı. Lokmalar sunuldu. Geniş zamanlarda bu yörede bir araştırma gezisi yapmak gerekir.
11 Temmuz 2025
Didar Ana Mekânı
Manevi dünyamızda derin izler bırakmış olan günümüz kadın erenlerden Didar Ana'nın Divriği Zeyve Köyü'nde yaşadığı mekânı bugün ziyaret eden Şahkulu Sultan Dergâhı hizmet erleri duygusal anlar yaşadılar.
Hakk erenler böyle tertemiz canlarımızın yollarından bizleri ayırmasın...
Hüseyin Abdal Ziyareti
Şahkulu Sultan Dergâhı Vakfı tarafından düzenlenen Sivas gezisinde Divriği ozanlar diyarı Çamşıhı yöresinde bulunan Anadolu erenlerinden Hüseyin Abdal türbesi ziyaret edildi.
Geniş bir arazi içinde bulunan ve çevresi çam ağaçlarıyla da yeşillendirilen türbe çevresinde Sivas Şehitleri Anıtı, Cemevi, küçük bir Etnoğrafya Müzesi, Kütüphane, Atatürk Anıtı ve çeşmeler yer alıyor.
Türbe içinde Ali Doğan Dedemiz birlik duası verdi, yörenin bir değeri olan Zakir Adnan Kılıç ise cemevinde yöre ozanlarından şiirler seslendirdi.
Birçok ozanın ve dedenin yetiştiği yöreyle ilgili; 27 Temmuz'da Çamşıh Hüseyin Abdal Kültür Derneği tarafından 24. Hüseyin Abdal Çamşıh Türküleri Festivali gerçekleştirilecek.
Dernek başkanı Mehmet Şimşek ve buraya gönül vermiş tüm dostlarımıza bizlere göstermiş oldukları ilgi için çok teşekkür ederiz.
Hakk erenler bizleri bu birlikten, bu beraberlikten, bu güzellikten, bu yol ve erkandan ayırmasın...
11 Temmuz 2025
Şahkulu Sultan Dergahı'na gönül vermiş canlarımız; Vakfımız tarafından düzenlenen türbe gezileri çerçevesinde Divriği'deki Akmeşe (Ziniski) Köyü'nde bulunan Seyid Baba Türbesi'ni ziyaret ettiler.
Hakk erenler bizleri bu birlikten, bu beraberlikten, bu aşktan, bu güzel yolumuzun değerlerinden ayırmasın...
11 Temmuz 2025
Ülke Yanıyor...
Ülke Yanıyor...
Bizler her daim değerlere saygılı bir toplumuz.
Sahip olduğumuz değerlerden dolayı çok bedeller ödedik. Türlü çileler çektik. Bu ülke demokrasi yarışında epey mesafe kat ettiği halde, son yıllarda bu ülkeye hakim olan iktidar zihniyeti sürekli demokrasiyi, özgürlükleri kısıtlayan, baltalayan adımlar atmaya devam ediyor.
Son yirmi yıllık iktidarı döneminde şiddet dilini bir gün bile bırakmayan Türkiye'yi yöneten rejim açıkça hukuk tanımaz bir sistemle binlerce kanunsuz uygulamasıyla bu ülkeyi yaşanmaz hale getiriyor.
Kendinden olmayanı düşmanlaştıran, yok sayan, yok etmek isteyen bir kafa yapısıyla işine gelmeyen, hoşlanmadığı her kesimi "marjinal" olarak nitelendirip, yaftalayıp, kendi kitlesini bu kesimler üzerine saldırtarak açıkça şiddeti özendiren bir yapı sergiliyor.
Kürtleri, Alevileri, Solcu ve Sosyalistleri, Çevrecileri...
Kendisi gibi düşünmeyen her kesime bir kumpas kurarak, bir kulp takarak kendi tabanında bunların birer "vatan haini, din düşmanı" olduğuna inandırıyor ve kısmen de bunda başarılı oluyor.
Sivas'ta 2 Temmuz 1993'de Aziz Nesin'in "Şeytan Ayetleri Kitabı"nı yayınlatmasını bahane eden on binlerce azılı katil ruhluya müdahale etmeyerek 33 mazlum canın yok edilmesi sonrasında, insanları yakanların avukatlarını kurucu ve milletvekili yapan AKP. o günden bugüne hiç ara vermeden demokrasi düşmanlığına devam etmektedir.
Leman Dergisi'nde yayınlanan bir karikatür bahane edilerek dün Taksim'de gösteriler yapılmıştır. Karikatürü benimsemeyip, eleştirebilir, buna yargıya da taşıyabilirsiniz. Ama yayın sorumlularını teröristlere uygulamadığınız yol ve yöntemlerle baskıyla zulmederek, sindirerek göz altına almanız zihniyetinizi gösterir. 12 Eylül faşist darbesinde de; kitaplar, kasetler, afişler, yazarlar, aydınlar birer silah, bomba gibi öldürücü olarak lanse edilmişti. Şimdi de yapılan şey aynı şeydir. yine aynı şekilde bir karşı gösteri yapılıp, yüzlerce kişilik bir gerici - ırkçı güruh, insanlara, Leman Dergisi binasına saldırmıştır.
Burada atılan sloganlar, Sivas'ta insanları yakanların sloganlarıdır. Buradaki kafa Kemal Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel'e yönelen faşizmin yumruğudur.
Tüm bunlardan hala ders çıkarmayan basit bazı koltuk sevdalılarının, düşleri, hayalleri orman yangınları kadar tehlikelidir ve belki de tüm Türkiye'ye saracak bir yangının habercisidir.
Bugünkü iktidar hukuk ve kanunları yok ederek; devletin gücünü kullanıp, zorbalıkla bu ülkeyi tümüyle teslim almak istemektedir.
Düne kadar terörist, iple asılması gerekenler, meclisten sürülmesi gereken alçaklar denilen DEM.'lileri yanına çekmek için her türlü "karektersizlik" suçlamasını umursamadan adım atan bugün ülkeyi yöneten irade, bugün ülkede en çok oy alıp, seçim şansı olan parti CHP.'ye kumpaslar kurup, bu partiyi yok ederek, önündeki en büyük engeli aşmak istemektedir.
Tüm demokratik kitle kuruluşları, aydınlar, gazeteciler, yazarlar, sivil toplum kuruluşları, basın organları, en ufak bir itirazı olan kişiyi bile silindir gibi ezmek isteyen ve hapishaneleri bir korku silahı gibi kullanan bugünkü iktidarın en silahlarından birisi ırkçılıkla, bir diğeri de dincilik, din sömürüsüdür.
Gerici tüm vakıflara, kurumlara, yandaşlarına, demokrasi düşmanlığı yapıp, insanları hedef gösteren satılmış basınına devletin tüm kaynaklarını aktaran, Diyanet İşleri Başkanlığı'nı Türkiye'nin bir Vatikan'ı yapıp, yoksulluk içinde yaşayan bir Papa'ya karşın lüks ve şatafat içinde yaşayan Emevi zihniyetli, eli kılıçlı bir din baronu yaratan iktidar, dini değerleri kullanmayı, sömürmeyi sonuna kadar sürdürecektir.
Türkiye'nin tüm demokrat, devrimci, ilerici güçleri sonu ne olursa olsun bu karanlığa karşı direnmek zorundadırlar.
Aralarındaki tüm yapay farklılıkları bir tarafa bırakarak, kenetlenmek zorundadırlar.
Yarınlar çok geç olacaktır.
Bugünkü iktidarın temel hedefi din - iman edebiyatı ve hukuksuzluklar, emperyalizmin emrinde bu ülkenin, bu devletin tüm maddi değerlerini yok ederken, manevi değerleriyle oynayıp ülkeyi ırkçı, mezhepçi temelleriyle ayrıştırıp bir Ortadoğu ülkesi yapmaktır.
Bunların cumhuriyetin temel değerlerine dinamit koymaları, tüm cumhuriyet kurumlarını yok etmeleri, laikliği, çağdaş eğitimi tarumar etmeleri, çok ciddi bir projenin uygulanmasından başka bir şey değildir.
Ülke gerçekten yanmaktadır.
Yeryüzünde ülkesini, vatanını, yurdunu, insanını seven hiç bir devlet yönetiminin yapmayacağı şekilde, toplumun güven duygusunu yok edecek kararlarla her gün bir ülkeyi sarsacak eylemler bizzat iktidar tarafından uygulanmaz.
Toplumsal dengeleri, toplumun psikolojisini kesinlikle bilinçli bir şekilde bozup, bu ülkede dilediğini yapabilmek için projelerle hareket eden bir iktidarla karşı karşıyayız.
Bu işin Alevisi, Sünnisi, Kürtü, Türkü, Doğulusu, Batılısı, Solcusu, Sağcısı kalmamıştır.
Cumhuriyetin, demokrasinin değerleri hepimizi bir arada tutmaya yeter.
Ülke yanıyor, eğer bu yangının farkında olmayanlar olursa, ya da bunu umursamazlarsa elbette bir gün onlar da yanacaklar...
Muhabbet ehline aşk ile...
Ayhan Aydın
1 Temmuz 2025
Bir Can İnsan Orhan Kocadağ
Bir Can İnsan Orhan Kocadağ
Çok sevdiğim sevgili büyüğümüz Rahmetlik Yazar Burhan Kocadağ’ın aynı zamanda kardeşi olan Yazar – Şair Orhan Kocadağ ile geçen cumartesi günü Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS.) 24. Genel Kurulu’nda görüştük.
Yalova deyince ilk aklıma gelen isimlerden olan bu gül yüzlü can insanımızla ayaküstü sohbet edebildik. Yalova gelirsen mutlaka bekliyorum seni, dedi. Onun hediye ettiği üç kitabı okumaya hemen başladım.
Gökyüzü Pencerem’deki şiirleriyle beni etkileyen çok sevgili şairimiz Orhan Kocadağ’ın nasıl içli bir insan olduğunu bir kez daha anlamış oldum.
Gönlü var olsun…
Şiirleri, eserleriyle bu yurdun duygu ve sevgi ormanında her daim yaşasın…
Ayhan Aydın
16 Haziran 2025
yüreğim bağlanmaz
çekip gider güneş
sen yüzünü çevirirsen bana
yaram kabuk bağlamaz
taşları sökmüştüm bir bir
yüreğime oturan
gülücüklerin gözlerimde yaş olur
yuvasız kalır kırlangıçlar
sen çekip gidersen
kayalar çöker yüreğime
kalır yerli yerinde
kararır gündüzüm
gecemden beter
begonvil açmaz yaprağından çiçeği
gelmez baharlar bir daha geri
sevmelere yılmayan yüreğim
yanar küle döner savrulur
ağaç kabuk bağlar
yüreğim bağlamaz (Gökyüzü Pencerem – 36)
aranan gölge
düşlerimde örseledim yüreğimi
esrik bir ses tonu belleğimde
yankılanırken tozlu kayalarda
tenimin acısı değil
gözbebeklerime bir mıh gibi saplanan
güne uzak düşen gölgelerde
itiyor beni kapanan göz kapaklarım
dipsiz uykulara dalgıç gibi
yorgun bedenim debeleniyor
bitmeyen karanlıklardan akarak
el uzatıyorum maviliklere
beden uzaklara kaçan
sarı telli gün ışıklarına
yetmiyor ellerim
her yanım boşluk
bir dal yok tutunacak
gölgemi arıyorum sığınacak
uyanıyorum her sabah ürkerek (Gökyüzü Pencerem -63)
zulme direniş
yaz kalemim yaz
mevsim sonbahar
dağılmıştı gecenin karanlığı
ankara’nın kara gününü yaz
kalleş karanlık pusuda
aymazlıklar kol kola
insanlar akın akın yollarda
akıyordu dört bir yandan
türkülerle halaylar çekerek
ankara garında
on ekim’in cumartesi sabahı
yaz yazabilirsen
karanlığın korkusunu
aydınlığın coşkusuna
sızlayan yüreğimle
titreyen ellerimle
o kara anı yaz
gökyüzüne serpildi kanımız
patlayan canlı bombalarla
parça parça savrulan yüzlerce canlarımızla
zulme direnişi
sevgiye barışa kardeşliğe özlemi
akan kanımızla yaz ( Gökyüzü Percerem – 74)
Orhan Kocadağ, Gökyüzü Pencerem, Ubuntu Yayınları, 2. Baskı, Şiir, 2024, Ankara
Orhan Kocadağ
1947 Varto doğumlu. İlk ve orta öğrenimini Varto ve Kırıkkale’de tamamladıktan sonra Erzurum Lisesi’nde öğrenciyken, 1966’da gerçekleşen Varto depremi nedeniyle liseden ayrılıp Van Sağlık Koleji’ne yatılı öğrenci olarak kaydını yaptırdı.
1970 yılında mezun oldu; sırasıyla Samsun, İstanbul, Yalova ve çeşitli sağlık kuruluşlarında sağlık memuru olarak görev yaptı. Bu süre zarfında Anadolu Üniversitesi İş İdaresi Lisans ve Hemşirelik Ön Lisans bölümlerini bitirdi.
Henüz ortaokulda öğrenciyken şiir ve makale yazmaya başladı.
Varto, Van, Yalova yerel gazetelerinde bazı şiir ve makaleleri yayımlandı. Bir süre Yalova’nın bir mahalli gazetesinde köşe yazarlığı yaptı.
Ayrıca bazı dergi antolojilerde şiir ve öyküleri yayımlanmaktadır.
1996 yılında emekli oldu, yazım hayatına hız verdi.
Evli, ikiz kız babası ve Rüzgâr isminde bir torun dedesidir.
2012 yılında ilk şiir kitabı olan Şiir Kokusunu, Can Yayınları, ikinci şiir kitabı Güz Günlüğü 2013 yılında Kanguru Yayınları ve üçüncü şiir kitabı Şiirimi Güneşe Serdim 2014 yılında Kuytu Yayınları tarafından yayımlandı.
2016 yılında dördüncü kitabı olan Hu Erenleri ele 2017 yılında beşinci kitabı olan Şaban Amca, Ceylan Yayınları tarafından; altıncı kitabı Kırk Birinci Gün öykü kitabı İnce Yazı Yayıncılık tarafından, Yedinci kitabı Ak Maske Kara Maske öykü ve mizah kitabı UBUNTU yayınları tarafından yayımlandı.
Kocadağ, 1971 yılından beri Yalova’da yaşamaktadır.
İletişim: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
Baki Bayraktar, Şakir Keçeli... Babalarla Söyleşi, 2016
Bektaşi Babalarıyla Söyleşiler
Ayhan Aydın
Gir de gör, bu aşk teslimiyetle olur, bir mürşit eteğinden tutmakla olur, diyor Bektaşilik. Birçok Bektaşi babasıyla söyleşi yaptım; sayı önemli değil, nitelik önemlidir dediler. Biz tüm dünyayı kurtaramayız ama bir insanı, o insana yolun kurallarını öğreterek, tikenler içinde bir gül bahçesine çevirebilirsek kendi yolumuzu, biz hizmetimizi yerine getirmiş oluruz dediler özetle. Sizde diyorsunuz ki, aşk. Gönülden gönüle yürekten yüreğe akan bir aşk… Teslimiyet… Bu da bir meydan içinde olur..
Bu yolda da çok emekler verildi. Bu yolda çok değerli isimler oldu. Ve her birisi bu gül bahçesinde, her birisi kendine has kokusu ve rengi olarak açtılar…
Pir Balım Sultan ki, 500. Hakk’a yürüyüş yıldönümü, (onu da anmış olalım) onun yolundan (yolun kuralları belli ama) ilkelerinden taviz vermeden, onu güzelleştirerek, zenginleştirerek, yürüyen nice insanlar oldu.
17 Ağustos 2016, Hacı Bektaş
BAKİ BAYRAKTAR BABA, ŞAKİR KEÇELİ BABA, ÖZGÜR SAVAŞÇI BABA,
MAHMUT AYDIN (DERVİŞ), ŞENER YILMAZ (MUHİP)
Evet, sevgili dostlar Hacı Bektaş’tayız. Pirin dergâhındayız. Bu yolu bugün ve yarında sürdüreceklerin umut ışıkları inanç önderlerimizden baba sultanlarla dervişanlarla birlikteyiz. Bayar Göçer kardeşimizin evine mihman olduk. Kısmet olursa biraz muhabbet edelim, sohbet edelim dedik. Ve uzun yıllardan beri ismini duysam da, tanışmak bugüne kısmetmiş dediğim, Baki Bayraktar Baba’yla bir araya geldik. Aynı şekilde uzun yıllardan beri tanıdığım Şakir Keçeli Baba Sultanımız, Özgür Savaşçı Baba Sultanımız, Mahmut Aydın Dervişimiz, Şener Yılmaz Muhibimiz ve Bayar Göçer’le birlikteyiz.
Baki Bayraktar
Baba Sultan bizlere yaşamını anlatsın? Baki Baba Sultan bu yaşlara geldi. Konuşmasıyla, tatlı diliyle, yolun neferlerinden birisi olarak, yola hizmet ediyor. Baki Babamız kaç yaşındadır, nerede doğmuştur, yaşamı nasıl geçmiştir bize anlatsın.
1930 Beypazarı Karaşar doğumluyum. Hayatın gerçek çizgileri, 3 yaşında Babam Hakk’a yürüdü. Beş kardeş, aile ortamı içinde kaldık. 1938 senesinde abeyim Mehmet Bayraktar Baba Ankara’ya geldi. O geldi bizde 38’de yengemle birlikte ailenin en küçük olan ben olarak en büyük yani Mehmet Baba’nın yanında kaldım. Bir yanda halalarımın yanına geldik. 38’de ilk okula başladık. 42’de bir dükkan açtık. Öğlene kadar okula öğleden sonra dükkâna devam ettim. 1944 senesinde ilkokulu bitirdim. Ondan sonra Akşam Sanat Okulu’na gittim. Sanat Okulu’nu bitirdikten sonra ailemizin tesiriyle açmadan solduk, evlendirdiler genç yaşta, amcamın kızıyla. Evlendikten sonra askerlik başladı.
Askerlikten sonra Mürşidi Azam’ım Naci Baykal Dedebaba’dan 26 Şubat 1957’de intisap ettim Turuku Ali’ye, rehberim, Kazım Aslantüre Baba’ydı. Zeynel Uzun’du. Böyle bir başlangıç oldu. Yalnız 55 senesinden sonra Naki Baba’yla ve Turgutlu Dergâhı babalarıyla birkaç kez dergâha geldik, ziyarette bulunduk, merhum İbrahim Turan Baba (eski Nevşehir milletvekili Hacı Bektaş Belediye reisi) bize anlattığına 12 yaşına kadar Dergâha girmiş, buradan askere gitmiş. İbrahim Turan Baba çok kültürlü, dergah hukukunu çok iyi biliyordu. Onunla Ankara’ya geldikçe, hatta buraya (Hacı Bektaş’a) geldikçe görüşüyorduk. Dergâhın elektriklerinin yapılmasında katkım olmadı ama ondan sonra da bu ananeyi, ondan sonra da Dergâha hizmet etme hak ve talebim var. 1964 senesinde açılışında müze olarak açıldığında burada vazifeli müstahdem olarak bitirdik. Ve bu müstahdemlik halen devam ediyor, manen devam ediyor. Müdürler ve tanıştığım memurlar, dergahın müstahdemi olarak şu hususa çok iyi dikkat ediyorum: güvenilir insan olmak. Amacım buydu. Kal ehli değil, hal ehlinde temayül ve tekabül edebilmek. Eğer hal ehlinde, tekamül ve temayül edebilirseniz, inanç ve iman manasında her kapı size açıktır. Çünkü iğneyi kendine, çuvaldızı başkasına… İğneyi kendimize batıramayacağımıza göre herkesin ağzına diken olma, bal ol.
Rehberim ruhu revanı şad-u handan olsun Kazım Aslan Türe Baba Divan-ı Muhasebat’ta (Sayıştay) murakıp (denetçi) idi. Onun evi Konservatuvar’ın yakınında aile bahçesindeydi. Her gün dükkana uğrardı, “zehir olma bal ol, ağzından şeker bal aksın” telkinleriyle biz bugünlere geldik.
Peki, gönüller sultanı, sizin bu ilkelerle yaşadığınıza canı gönülden inanıyorum. Hayata böyle baktınız, aşkla, o zorluklar içinde başlayan yaşamı sürdürdünüz bugünlere getirdiniz. Ama hayat böyle bir şey değil değil mi? Hep dikenlerle dolu. Ama onu güle çevirmeniz, bal tadında sözler söylemeniz sizin dünya sorumluluğunuz mu? Dünya dikenlerle dolu, dünya taşlarla dolu, dünya zorluklarla dolu. Ama siz inadına sizin ilke edindiğiniz yaşamın peşinden gittiniz. Bu kolay olmadı belki fakat siz ondan vazgeçmediniz. Herhalde bu Bektaşi kimliğinizden kaynaklandı. Bu yolun size o öğretilerini getirinler de ordan getirdiler.
Hacı Bektaş ismini duyduğunuzda, Hacı Bektaş felsefesine inandığınızda, girdiğinizde nasıl duygular vardı, o zaman o çağlarda, ne olarak görüyordunuz?
Şimdi de değişine bir şey yok. İlk başlangıç noktam neyse, şimdi de aynı şeyi yaşıyorum.
Onu biraz açabilir misiniz?
Onu tatmayınca bilinmez. Bizde derler ki, Bektaşilik deyince, gir de gör.
Şimdi anlayabildiğime göre, gerek Ali Naci Baykal Dedebaba erenlerin, gerek rehberim Kazım Baba’nın, sonradan Yunus Ölmez Halifebaba’nın ve bu meyanda, İstanbul’dan, İzmir’den, Antalya’dan gelenlerle birlikte, burada her 16 Ağustos’ta Hacı Bektaş törenlerine gelenlere, Ali Sümer Baba’yla birlikte kalıp hizmet gördüm. Ali Sümer Baba’yla birlikte bir yenilik, daime yeni neyi ilave edebiliriz, dergaha nasıl hizmet edebiliriz, bu şekilde çalışmalarımız olmuştur. Onun son demine kadar bu kural devam etti. Son günü, cumartesi günü kendisini ziyaret ettim. Burda bir pano vardı, Hz. Vilayeti Sadrullah Ali Efendimiz, Sedir Suresini muhafaza edecek bir pano yapılacaktı. Değişik şekillerde inkizaya uğradı. Bir gün dükkana uğradı, o kadar uzun zamandır görüşüyoruz, yahu bırak da baba erenler ben bu işi araştırayım, dedim. Peki ne yapacaksın dedi. Anadolu Müzesi’ne gideceğim (dedim). Anadolu Müzesi’nde birçok panolar var. Bunlar içerisinde sizin tarif ettiğiniz, istediğiniz panodan bulabileceğime inancım var, dedim. Olur, dedi. Sonra gittim Anadolu Müzesi’nde üç tane pano seçtim. Sonra ona söyledim. O da hemen sabah gitti, içlerinden birisini beğendi. Ona benzer bir panoyu hemen yaptırdık.
Bu yolda çok inandığım bir konu var: “Öl ikrar ver, öl ikrarından dönme”. “Arı olmayan arıtamaz”. Anlatabildim mi? O zaman burada “Ameli salih olmak” var. Nasip oldu biz o panoları oğlum Rıza’yla beraber, Kamil isminde Ali Baba’nın bir evladı vardı, onla berabar getirdik dergaha. Tam montoj edeceğimiz sırada, Ankara’da rahatsızlanmış, hastaneye yatılırmış, daha sonra da bir saat sonra İnnâİleyhiRâciûn olmuş dediler. (Vefat etmiş).
Tabii ki büyük bir destek, manevi bir beraberlik, arkadaşlık, kardeşlik, biraz evvel evinde ziyaret ettiğimiz hali ahval (Ali Sümer Halifebaba’nın evinde yakınlarını ziyaret etmiştik.), ilk başlangıcımız nasıl o, o hal devam etti, ediyor.
Bir şeyi unutmamaya çok çalıştım; ilk halin neyise, son devrine kadar o halde kal, aşırılığa kaçma, laubali olma, bu konu üzerinde çok güzel bir hobim vardı. Tamam. Fakir böyleyim.
Peki, bu biraz da mizaç dediğiniz, yaratılış, eskiden beri olan şeye..
O kadar inceliklere aklım ermez ama dürüst ol, bu çok önemli.
Ali Naci Baykal Dedebaba’dan o erenlerimizden, geçmişte tanıdıklarımızdan bahsedin. Ali Sümer’in derin etkisindesiniz onu görüyoruz.
Ciddi olmak kolay iş değil. Ali Naci Baykal baba çok büyük bir hal ehliydi. Aile rabıtası üzerinde çok ince düşünürdü, özverisi vardı. Fakir 1950’de askere sonra Akşam Sanat Okulu Radyo Bölümü’ne gitmiştim. Radyo Bölümü’ndeyken rahatsızlandım. O zaman Ankara’nın en kültürlü insanları etrafıma üşüştü. Doktor Ragıp Erensel vardı. Atatürk’ün doktoru, ona götürdüler, başka başka doktorlara götürdüler, bir şey vermediler, istirahat dediler. Hakikaten üç ay sonra o hastalıktan selamete kurtuldum. Orada fakire gösterdikleri Hüsnü Alakanın karşılığını hiçbir zaman ödeyemedim. Benim gibi birçok zorlukların içerisinden gelmiş bir insan, en büyük ilkelerden birisini aldım, “yediğin tabağı çevirme”. “iyilik gördüğün yere na ehil olma”. Bu gibi hasletler içinde bugünler geldik.
Tekkenin kapatılmasından sonra, Ankara var, İstanbul var, İzmir var. Bektaşiliğin yoğun yaşandığı iller var. 25 Kasım 1925’de Tekke ve Zaviyeler kapatılıyor. Bir süreç işliyor. İşte bir kol Balkanlar’a taşınıyor. Türkiye’de de devam ediyor. Bazı sorunlar da var elbette. Ama yaşayan bir inanç Bektaşilik. Meydanlar açılıyor, muhabbetler ediliyor. Sizler bunu demin söylediğimiz isimlerle ve başka isimlerle, bunu Ankara’da yaşadınız. Bu bugüne kadar geldi, yeni aşıklar var, canlar var.
İzmir’de, Manisa Turgutlu’da sizin bu bahsettiğiniz şeyleri yaşadım. Sizi tahlil edebilecek çok insanlar var. Oturuşunuzdan, kalkışınızdan, sohbetinizden, sizdeki aranılan güvenilir hal, bilhassa bacılar çok iyi bilirler. Eğer o güvenilir hal ve tavır varsa, kol kucak açıyorlar. Ama negatif bir hal ve ahvaliniz varsa, bir daha onu pozitife çevirmek imkânı olmuyor. En büyük amacım oydu. Gücüm yettiği kadar bunu yaşadım. Bundan da memnunum. Bu güzellikler, hatta bu Fahri Kainat Efendimiz (Hz. Muhammed Mustafa) ehli muhabbete, Ehlibeyt Katarına katıldığınız zaman, aranılan vasıf Salih Amel’dir. Salih Amel, Salih Amel… Herkese aynı pozitif duyguyla bakarsanız, hiç tanımadığınız bir kişide de onun karşılığını görebiliyorsunuz. Ticarette de aynı şekilde hep dürüst olmaya çalıştık. Bizler ticarette de çok büyük tüccarlarla çalıştık. Nesilden nesile geçmiş, ticaretin erbabıyla çalıştık. Onun için çok laf etmeyi sevmiyorum.
Bizleri elbette başka başka kişiler de izleyecekler (okuyacaklar). Sizler Ankara’da yaşıyorsunuz. Ankara’da Hacı Bayram Veli var. Hani Manevi Dünya Önderleri var, diyoruz ya, Ankara’nın yapısı nasıl, hoşgörüsü, manevi yapısı nasıl? Ankara deyince neler söylersiniz, sizin yaşamınız orada geçti.
Sen sendeki “bed” amelleri temizlemeden başkasına bir şey söyleyemezsin. Gözünün önündeki çapağı silmeden başkasına nasıl bakarsın? Kimsede eksiklik görmemek lazım. Hepimiz birbirimizin aynasıyız. Sizin, nazarımın fakire bakış enerji boyutuyla sizden fakire akan o ilahi şey, sevgidir. Onu tatmadan, yaşamadan anlatamazsın. Aşk yaşamakla olur.
Aşk yaşamakla olur. Yol meydanla açılır. Yani o aşkları meydanda bulacağız diyorsunuz ısrarla?
Şimdi her halü ahvalde, kendinizi mesuliyetli hissederseniz, herkesin ruhtan ruha akması gönülden gönüle akmasıyla enerji boyutuna ulaşırsınız. Amaç o. Şimdi buruk bir bakış başka, sevgi ve saygıyla kucaklaşmak başkadır.
Teslimiyet var. Yolda o aşkı yaşamak için teslim olmak var. Onun kurallarını kaidelerini bilmek lazım ve Hacı Bektaş diyarı da bunun yaşandığı mekânlardan birisi olduğu yer olmalı. Siz yıllar yılı geldiniz, bu kutsal topraklara. Şimdi buranın biraz geçmişini anlatın, bizlere, gençlere. Elli yıl önce nasıldı? Yirmi yıl önce nasıldı? Nereden nereye geldi? Eskiden insanlar gelince ne yapardılar? Eskiden insanlar gelince ne yaparlardı, şimdi ne görüyorsunuz?
Dönüp dolaşıp sadede geliyorum. Sizin Ali Sümer Baba’yla yaptığınız diyaloğu (söyleşiyi) fakir okudum. Ruhu şad olsun. Fakire de verdi. Bunun üzerine fakirin ilave edebileceğim bir şey yok. En yetkili ağızdan buranın ahvalini dinleyip yazıya geçirdiniz. Bu işlerin potasında erimiş sevdiğim bir arkadaşımın sözlerine ilave edebileceğim bir şey yok.
Çok seneler evvel MİT Müşteşarlığı’nda çalışmış birisiyle tanıştım. O o zamanlar dükkana gelir giderdi. Hamamönü’nde o zamanlar devlet ricalinde de olmuş “TurukuAliye”den insanlar vardı. Süzülmüş insanlardı. Askerden geldiğimizde Fakir’e dedi ki, (1952-53’de) o kadar kişilerle tanıştım, sizin de burada önemli bir kariyeriniz var, dedi. Uzun konuşmalarımızdan sonra, genç yaşta bana demişti ki, ille de bir dost, arkadaş bulmak gerek, bu hayat boyu insana lazım olur. Ben o genç yaşlarda bunun pek farkına varmadım. Ama ne zaman ki ortamın içerisinde, dürüst insanların az olduğunun farkına vardım. İşte o kişinin de tavsiyesiyle bir dost buldum. Ben de işte Ali Sümer’i bulmuştum. Onu çok sevdim. O birçok kez bana söylemişti Nevruz muhabbetlerinde, onun evlatları benim evlatlarım, benim evlatlarım onun evlatları oldu. Sevgiyle dolu gönülden gelen duygular devam ediyor.
“Az laf, çok iş”. Bana göre buna uymalıyız. Işık olmalıyız. Ortalığı karartmamalıyız. Nuri İlahi, sizdeki Hakk’ın tecelli ilahisi’nden haberdar olursunuz. Büyük bir enerji boyutu var. Bir enerji küpüsünüz ama bu dünyada kör olan, öbür dünyada da kör olur, demişler. Yani burada kendimizden haberimiz olması lazım. Kendi gönül kapını aç.
Çok teşekkür ederim. Sağ olun var olun.
Doksan yıla yaklaşan bir ömür… Nice güzel anılar, nice nice güzel sohbetler… Hacı Bektaş Pirimizin dergâhında, onun izinden gidilen bir ulu yol… Nice güzel çabalar, çalışmalar… Sizler de “gir de gör, bu aşk teslimiyetle olur, bu bir mürşit eteğinden tutmakla olur” diyorsunuz. Bu doğrudur. Bektaşiliğin ilkesi de budur. Birçok babayla söyleşiler yaptım. Onların da söyledikleri aynıdır. Benim anladığım kadarıyla sayı önemli değil, nitelik önemli dediler benim anladığım kadarıyla. Biz bütün dünyayı kurtaramayız ama bir insanı, bir canı, bir muhibi en azından yolun kurallarını öğreterek, kendi yolumuzu diken bahçesi içinden gül bahçesine çevirebilirsek, biz hizmetimizi yerine getirmiş oluruz, dediler özetle. Sizde aynı şekilde diyorsunuz ki, aşk… Gönülden gönüle, yürekten yüreğe akan bir aşk ve teslimiyet... Bu da bir meydan içinde olur, diyorsunuz. Bu yolda da çok emekler verildi. Bu yola nice nice babalar, mürşitler, ozanlar hizmet ettiler… Ve bu büyük Bektaşi Yolu’nda, bu gül bahçesinde her birisinin ayrı ayrı rengiyle, kokusuyla açtılar.
Pir Balım Sultan ki, 500. Hakk’a yürüyüş yıldönümü bu sene, onu da bu vesileyle analım. Pir Balım Sultan’ın kurduğu yoldan yürüyen, onun ilkelerinden ödün vermeden yürüyün binlerce can insan var…
Devamını oku: Baki Bayraktar, Şakir Keçeli... Babalarla Söyleşi, 2016
Diğer Makaleler...
- Cem Vakfı Anadolu İnanç Önderleri ll. Toplantısı’nın (12-14 Mayıs 2000) 25. Yılı
- Cem Vakfı (30 Mart 2025)
- ÂŞIK DAİMİ BUGÜN KARACAAHMET DERGÂHI’NDA ANILDI
- Şahkulu Sultan Dergâhı’nda Âşık Daimi ve Derviş Kemal Anıldı
- Hallac-ı Mansur Yaşıyor...
- Divriği Kültür Derneği’nde Suriye Konulu Panel Yapıldı
- Şahkulu Sultan Dergâhı Sultan Nevruz ve Âşık Veysel Anma Etkinliği Yapıldı
- Denizde İki Kellebaş...
- Kültür Bakanlığı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Sesi Çıkmıyor
- Ey Türkiye, Ey Dünya Suriye’deki Alevi Katliamına Sessiz Kalma…

