Ezeli Doğanay
EZELİ DOĞANAY
İlk kez yine şiirleriyle ismini duyduğumu hatırlıyorum. Araştırmaları, diğer çabaları dışında Cem Vakfı’nda Kültür – Basın – Halkla İlişkiler biriminde çalışırken dedelerimizin, ozanlarımızın bilgilerini derleme gayretleri içindeki gezilerimizde 2002 yılında İzmir’de kardeşleriyle de tanıştım. Ama babasıyla Varto’nun bir köyünde ağaçların dallarının yere kadar indiği, uğultusu dağları inleten rüzgârlı bir gecede de söylemiş olmuştu sevgili Ezeli Doğanay’ın.
Gezip, sohbet etme, söyleşilerle insanların bilgilerini, duygularını derleme sevdası en büyük sevdam olduğu için diyar diyar Anadolu, Balkanlar ve Avrupa gezilerim bende derin izler bıraktı.
İşte bilgeler yurdu ve benzersiz coğrafyasıyla Anadolu ve Balkanlar dışında Avrupa’da çeşitli söyleşiler bahanesiyle yaptığım geziler de benim için son derece köklü dostlukların ve insanları, yaşamları tanıma şansının doğmasına sebep oldu.
Üç kez Nihal - Ezeli Doğanay çiftine misafir oldum Almanya’da. Öyle bir iki gün değil, en az onar günlük misafirlikler. İnsanı en yalın haliyle birebir o kişiyle yaşadığın anlarda tanırsın.
Bu can parçası insanların her şeyin ötesinde insana insan olarak değer verdiklerini, yapmacıksız, kaçamaksız bir şekilde insanla ilgilendiklerini bu misafirliklerde öğrendim.
Nihal canımız gerçekten dürüst, çalışkan, yaratıcı, kucaklayıcı bir insan olmasının ötesinde çok da yetenekli, aydınlara söyleşiler yapan, resim yapan, mücadeleci, yeni şeyler öğrenip kendisini sürekli geliştiren gerçek bir can dosttur. O dervişleri, erenleri, bilgeleri, yazarları, aydınları gönlüyle sever, onlara saygı duyar, özüyle onları benimser, hizmet etmek ister.
Ezeli Doğanay dostumuz; bir şair, araştırmacı bir yazar, gazeteci, yayıncı kimliği olan çok yönlü bir insan.
Ciddi manada çok yoğun bir şekilde okuyan, okumayı bir tutku, bir alışkanlık vs. değil, betimsiz bir şekilde bir uğraş olarak sürdüren gördüğüm en ciddi kitap okurlarından birisi. Öyle şakası yok saatler boyunca kitap okur, okuduğu kitaplardan notlar çıkarır, her bir kitabının değerini ayrı ayrı bilir, kitaba da her bir kitaptaki bilgiye de çok değer verir bir insan. Avrupa’da gördüğüm kişilere ait en zengin kütüphanelerden birisi de Ezeli Doğanay Kütüphanesi’dir.
İyi bir araştırmacı her şeyden önce kaynaklara ulaşan, onları temin eden, karşılaştırmalı olarak da hangi konuya ele alıyorsa o konuda farklı bakış açılarından onlarca kitabı usanmadan okuyup bir senteze varmak isteyen bir insandır.
İşte ben de bu seyahatler sayesinde bir yazar dostumuzun araştırma serüvenini de canlı canlı gözlemlemiş olan birisi oldum. Yazdığı kitaplar, dergi yazıları kadar, söyleşileri için de hazırlıklarıyla tanıdığım Ezeli Doğanay dostumuz kültür – sanat – edebiyat – tarih konularına eğildiği kadar özellikle halk bilimine ve şiire de çok değer verir.
Kendisi bir ozandır, dillerde, gönüllerde dizeleri vardır ama aynı zamanda Türk ve dünya edebiyatının en önemli simalarının ve de şairlerinin kitaplarını en yoğun bir şekilde okuyanlardan birisidir.
Edebiyatı sadece edebiyat eserleri olarak değil, bir toplumsal yapının da en yalın haliyle dışa vurumu olarak görerek tüm yazın dünyası arasında bir bütünlük kuran Ezeli Doğanay dostumuz da yine bu ciddi bağlantıları ciddi kitap okumalarıyla sağlamıştır.
Türk – Kürt tarihi, edebiyatı, temel aktörleri, hatta sinemadan, tiyatroya kültür dünyamızda isim yapmış bütün değerlerin yaşamlarını da araştıran, sorgulayan bir kalem olarak Ezeli Doğanay dergiler çıkarmış, radyo – televizyon programları yapmış çok yönlü bir isimdir.
İşi gücü, mücadelesi kitapların dünyasında kalmamak üzere yaşamın izini sürmek, toplumları, toplulukları, insanları tanımak, anlamak, ama bunun ötesinde sınıfsal çelişkiler yanında insan karakterleri üzerinde da kafa yormaktır.
Birçok aydınınızın yaşadığı şeydir, kitapların dünyasında kalarak yaşadığı dünyayı anlamaya çalışmak, roman kahramanları veya devrim önderlerinin kişiliğiyle bugünü bile yorumlama gayreti.
Ezeli Doğanay ise; ayağı yere basan, insan hazinesini en iyi şekilde değerlendiren bir edebiyatçı – yazardır.
Türkiye’deki etkinliklere katılan, yüzlerce ozanı, yazarı, yayıncıyı, genç yeteneği, ünlü simaları da bilen, Almanya’da da birçok kuruma giden, insanlarla söyleşiler yapan, sohbetleriyle onların dünyalarına giren, çok yönlü bir aydınla karşı karşıyayız.
Ezeli Doğanay hiç şüphesiz bir yetenektir; duygu ve düşünce süzgecinden yüzlerce kişiyi, olayı, anıyı geçirip kendi yaşamını, yazın dünyasını kuran bir yetenek.
Ezeli Doğanay, bir duygu insanıdır her şeyden önce, kökleri olan Anadolu’ya, Anadolu’nun kadim inanç ve kültür öğretilerinden Alevi kimliği, ocaklar ve kökten gelen ozanlık geleneğinin simgesi olan Karacaoğlanların, Pir Sultanların damarını iyi sürer.
Ama Ezeli Doğanay aynı zamanda devrimci bir insandır, her türlü gericiliğe, hurafeye karşı çıkar; yenilikçi, insan aklının, mantığının onu götürdüğü yerlerde insanlığın barış ve kardeşlik dolu dünyasının sesidir.
Ama o Kürt –Ermeni – Rum ayırt etmeden Anadolu toprağından başlayarak yeryüzünün neresinde olursa olsun ayrıma uğrayan, haksızlığa uğrayan, gönüllerin sızını da bilir, anlar, derinden hisseder. Nihayet yine bu gezilerimde çıkıp gitmiştik Hollanda’ya Agop Usta’ya doğru. Çünkü onunla ilgili dramları bir kitaptan okuyunca ben sabaha kadar yatamamıştım. Bunu gören Ezeli Doğanay canımız da bir yolunu bularak bağlantı kurup Türkiye’de ailesiyle türlü zulümler gören Agop Usta’yı yaşadığı Hollanda’da ziyaret etmiştik.
Araştırma kitapları okunması gereken emek verilerek yazılmış kitaplardır.
Onun şiirleri insanın gönlüne akan, yalın, içli, ozanların geçmiş bilgeliklerini toparlayan çok güzel şiirler.
Evet, Ezeli Doğanay canımızla Avrupa’da çeşitli derneklerde söyleşilere de katıldık. Ben özellikle Balkanlar’daki Alevi – Bektaşi topluluklarının durumlarını, dergâh ve ocak merkezlerini anlatırken o da zengin araştırma konularında halkımıza bilgiler sundu. Gelen soruları içtenlikle ve sabırla yanıtladı. Her gittiği yerde insanlara sevecenlikle yaklaştı. Üslubu ve davranışları çok incelikliydi.
Ama benim daha da hoşuma giden, onun evinin bir dostlar meclisi olmasıydı. Çünkü Nihal – Ezeli Doğanay çifti gelen tüm misafirleri mihman canlar olarak görüyorlar, onlara çok çok samimi davranıp, saatlerce süren bu sazlı – sözlü sohbetlerde onlara hizmet ediyorlar, çok candan davranıyorlardı.
Yani insanı insan değeriyle karşılayıp özleriyle hizmet etmeleri, konuşmaları çok önemliydi. Çünkü her bir can değerliydi, bir varlıktı.
Zaman zaman parklarda yürüyüşler de yaptık. Bir doğa aşığı olarak benim ağaçlara, kuşlara, çiçeklere özlemimi ve sevgimi biliyorlardı. Zaman zaman birlikte kır gezileri de yapardık.
Sonuçta insanlığın ve hep bir efsane gibi söylenen “Anadolu – Türkiye sıcaklığı”ne Avrupa’da yaşatan Ezeli Doğanay’ı anlatmak çok kolay değil. O yaşadığı ortamda, iş mücadelesinde, geçimin zorluğunda ama hiçbir zaman umutsuzluğa kapılmayan, gittiği hanelerde candan ve dostane bir şekilde karşılanan ama kendi hanesini de aynı şekilde en içten şekilde mihman canlara açan bir yazarımız olarak tanıdım.
Dostluklarından, muhabbetlerinden, gezilerinden, kitaplarından çok şeyler öğrendiğim Ezile Doğanay ve bana karşı çok candan davranıp benimseyen Nihal canımın her daim bende apayrı yerleri vardır.
Yazarları sadece kitaplarıyla, söyleşileriyle değil de, insan yönleriyle, ev ortamlarıyla, sosyal çevre içinde de tanımak ayrı bir mutluluk, ayrıcalık bence.
Yine Avrupa gezilerimde beni evlerinde mihman eden diğer can dostlarımı da hiçbir zaman unutamam elbette. Onların da aynı sıcaklığı, sevecenliği, samimiyeti bence insanlığımızın halen yaşadığının en güzel kanıtlarıdır. Öyle inanıyorum ki halen tüm Avrupa’da ve dünyanın her yerinde nice nice güzel değerlerimiz vardır.
O yüzden ne insandan umut kesilir, ne insanlık biter.
Nihal ve Ezeli Doğanay canlarımı sevgiyle kucaklıyorum.
Sevgileriyle, umutlarıyla, mücadeleleriyle, eserleriyle yaşasınlar, var olsunlar.
Ayhan Aydın
14 Şubat 2026
Rumelihisarüstü / İstanbul
GAYRET ET ASLA BOZMA GÖNELLER BAĞINI
GAYRET ET ASLA BOZMA GÖNELLER BAĞINI
Gayret et asla bozma gönüller bağını
Emek ver sen yeter ki zay olsa ne çıkar
Yak çerağını birle gönüller dağını
Önüne zehir dilli namert çıksa ne çıkar
Şaşma her türlü hileli kurt yanındadır
Yanında da değil hem de öz bağrındadır
Seni senden alan nefs kibir balındadır
Geç bunları gayri şaşkın olsan ne çıkar
Ocaklarda kalan közleri harlayasın
Bu yurtta mazlum olanları birleyesin
Korkma sakın şimşekler çakıp gürleyesin
Yanında üç beş kişi kalmasa da ne çıkar
Verme fırsatları gerçekleri görmeze
Teber çek, yürü yol ulusunu bilmeze
Sen sen ol dost ol töreyi inkar etmeze
İçi başka dışı başka olsalar ne çıkar
Cevheri'sin sen ki canlar canı bir ersin
Münafık münkire sen hiç boyun eğmezsin
Aşar karanlık çağları hile bilmezsin
Çoğu seni anlamış anlamamış ne çıkar
Ayhan Aydın
23 Ocak 2026
KARACAAHMET SULTAN
KARACAAHMET SULTAN
Zemheri aylarında aştığım dağlar
İpek halıya benzer çimenli bağlar
Ormanlar koynunda yar cerenler ağlar
Hep yurduna sevdalı gönüller çağlar
Erenler yolunda Karacaahmet Sultan
Elma gözlü atımla geçtim diyarlar
Ekin ekip burçak yolduğum obalar
Ahi dergahında kalan can yoldaşlar
Sönmez kırk şamdanlarda yanan çerağlar
Elinde bereket Karacaahmet Sultan
İlleri Afyon, Manisa, Aydın, Uşak
Bizans'ın kültür otağı solmaz bayrak
Gözcüsü olmuşuz dostlukların er hak
İstanbul Üsküdar'da tüten bu ocak
Rehberimizdir Pir Karacaahmet Sultan
Kerametler gösterdi Urumeli'nde
Omzunda güvercin hırkası belinde
Ant içip barış diyenler tesbihinde
Hastaları gelir şifa dileğinde
Şehitler nikabı Karacaahmet Sultan
Börkünü de giydirmiş Hıdır Abdal'a
Kartal Baba'dan Beykoz'a Akbaba'ya
Katar katar tüm aşık muhip canlara
Vezirler baş eğmiş ol ulu sultana
Cemleri birleyen Karacaahmet Sultan
Abu hayat kervanı Ehlibeyt sırdaşı
Abdal Musa, Seyyid Ali'nin çağdaşı
Hüner okul kurmaktır yaşam mayası
Onlar hiç severler mi yobaz bağnazı
İlim deryasıdır Karacaahmet Sultan
Cevheri'yim çokça gezdim doyamadım
Dostlar bağında coşup şakıyamadım
Yaşam keder doldu haykıramadım
Geçti ömrümüz farkına varamadım
Tut elimizden Şah Karacaahmet Sultan
Ayhan Aydın
7 Şubat 2025
Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS) “Yazar Mutfağı” Sohbetleri Devam Ediyor…
Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS) “Yazar Mutfağı” Sohbetleri Devam Ediyor…
Ülkemizin en köklü sivil toplum kuruluşlarından, aydınların, edebiyatçıların, yazarların birleşip tek yürek oldukları Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS) yeni yılda da kültürel etkinliklerine tüm hızıyla devam ediyor.
Gündemi yakalayan, Türkiye ve dünyadaki tüm gelişmeleri izleyen ve insan duyarlılığıyla aydın sorumluluğunu birleştirip kamuoyu oluşturan TYS., “Yazar Mutfağı” etkinliğiyle de yazarların, şairlerin, öykücülerin hazırladıkları, yayınlanma aşamasında olan eserlerini masaya yatırarak, bizzat eser sahibinin dilinden ürünlerin ruhuyla ilgili yaptığı söyleşilerine devam ediyor.
Bugün yine, TYS. İle Kadıköy Belediyesi’nin birlikte düzenledikleri, Kadıköy Barış Manço Kültür Merkezi’ndeki etkinliğin çok değerli konukları vardı.
Çok değerli Yazar Aydan Ay’ın yürütücülüğünde çok sevgili Yazar – Şair Gürel Sürücü ve Yazar – Şair Hergünsel bugünkü sohbetin konuklarıydı.
Çok sevgili Gürel Sürücü, yeni şiir kitabı “Kırmızı Düşler – Umuda Tutunan Bir Bellek” ile okurlarıyla yeniden buluştu. Mayko Kültür Yayınları arasında çıkan ve Sürücü’nün 2017–2025 yılları arasında kaleme alınan şiirlerden oluşan kitabından gerek Gürül Sürücü, gerek Cafer Hergünsel ve bir değerli yazarımız da şiirler okudular.
Çok sevgili Aydan Ay’ın sohbeti başlatması ve çeşitli sorularla konukların ve gelen izleyicilerin fikirlerini ortaya koymaları etkinliğin verimli geçmesini sağladı.
Yaşamı hakkında bilgiler verilen Gürel Sürücü, kendi ifadesiyle de, çok doğal ve akıcı konuşmasıyla, “emekli olunca kendimi mutfakta buldum, yaşam getirisi değil, bizzat yaşamın kendisiydi aslında benim mutfakta olmam”, diyerek konuşmasını sürdürdü. Çünkü emekli olmuştum, evde çalışan bir eşim ve okuyan bir kızım vardı. Böylece mutfağın içinde bulunurken, yaşamın doğallında tüm üretimlerime de devam ettim. Öykü de yaşamın içinde yazılır, insanların içinde de öyküler, şiirler yazılır. Bence hepsi bir bütündür. Ben ayrıca kendi mesleğimin, yazılarımın, şiirlerimin dışında bir basın yayınlı gibi de çalıştım. Bir derginin yayın yönetmenliğini de yaptım. Ama aslında bunların tümü çok doğal, çünkü yaşam doğal, yaşam bir bütün. Teknolojiye uyma konusunda benim bir sorunum yok. Çünkü bir şey ihtiyaçsa, hayatta gerekliyse insan onu kolaylıkla öğrenip, yaşamına geçirebilir. Ben de fotoğraf çekmeye başladım, bu yıllar yılı devam etti. İnterneti kullanmak, teknolojiyi kullanmak gerekli bir şeyse elbetti bu da yapılacaktır.
Yapay Zekâ konusunda da fikirlerini söyleyen Gürel Sürücü; “Ben aslında bu konunun doğal bir şey olduğuna inanıyorum. Zaten gerçek yazar, şair bir şeyler yazanlar ortaya kendi kimlikleriyle ürünler koyarlar. Yapay Zekâ hiçbir şekilde insanların kendi doğal yeteneklerinin tam karşılığını veremez ve gerçek ürünler karşısında da bir tehdit oluşturmaz. Onun da yararları olabilir, dedi.
Aydan Ay ise kesinlikle Yapay Zeka kavramına karşı olduğunu, bunun çok tehlikeli olacağını söyledi. Aydan Ay, “Bir evin sıcaklığı gibisi yoktur. Düşünün bir mutfağı yemek, çaydanlık, onların kokusu, rengi, her şeyi. Mutfak da ev de çok güzel. Eserler de böyle, onun bir hazırlanması var, bir demlenmesi var, ortaya konulması var. Edebiyat eserleri de yazılır, tekrar üzerinde düşünülür, beklenir, son halini alması için çaba gerektirir, şeklinde konuştu.
Çok sevgili Aydan Ay’ın yaşamı ve eserleri hakkında bilgiler verdiği Cafer Hergünsel de yine bugüne kadar yayınlanmış eserlerinden bahsettikten sonra görüşlerini söyle özetledi. “Sevgili dostlar aslında insanlara şaşıyorum, nedense insanlar birbirlerini övmek konusunda çok çekingen davranıyorlar. Açıkça söylüyorum, yeni hazırladığım ve yayınlanma aşamasındaki son romanımda ben roman kahramanlarımı olabildiğince övüyorum, özeliklerini romanımda dile getiriyorum. Roman kahramanlarımdan birisi de çok değerli insan Şair Mustafa Köz’dür. Kendisi muhteşem bir insandır. Niçin onun özelliklerini açık açık yazıp da onu övmeyecekmişim?
Değerli dostlar bizler mücadeleler içinden gelirken, belli duruşu olan şairlerin, yazarın izinden gittik. Hasan İzzettin Dinamo bence Türkiye’de çok çileler çekmiş büyük bir yazarımız, aydınımız ve devrimci bir insanımızdır. Ama o kadar işkence çektiği, hapis yattığı halde yine de durumdan yakınmamıştır. Nurullah Ataç’ın kendisinden bahsetmesinden mutlu bile olmuştur.
Ülkemizde belli şair ve yazarlar sürekli ön plana çıkarılıyor, bazı isimler üzerinde yeteri kadar durulmuyor. Bu da bence normal bir şey değil. Örneğin Sait Faik bence çok önemli bir yazar olduğu gibi bir devrimci yazardır da. Ülkemizde çile çekmeyen, hapis yatmayan devrimci yazar yoktur. Ben dilediğim zaman istediğim okula gidip çocuklarla söyleşiler yapabiliyorum. İnsanlar girişimci olmalıdır, özgüven içinde olmalıdırlar. Türkiye’de kitap satılmıyor lafına ben inanmıyorum. Bence Türkiye’de kitap da satılıyor, kitap da okunuyor. Yeter ki halka inilsin, halka inilince okur bulunur. Mücadeleci, devrimci yönlerinden ödün vermeyenler hiçbir zaman kaybetmezler. Ben mücadele eden insanların hayatlarını yazdım. Romanlarımda, şiirlerimde, öykülerimde hep yaşam ve insanlar vardır. Ama şimdiki edebiyatımızın durumu çok kötü. Çok güzel şeyler üretilemiyor.
Çok sevgili Aydan Ay’ın sürdürümcülüğünde devam eden bugünkü etkinlikte söz alan, soru soran diğer yazar ve şairler de görüş ve düşüncelerini aktardılar.
Bu tür etkinliklerin sık yapılması, hem yazar ve şairleri daha iyi, daha yakından tanımamıza bir fırsat vermekte, hem de “demlenme” aşamasında olan kitaplar, yeni fikirler hakkında da ilk elden bilgiler edinmiş oluyoruz.
Sevgi ve saygılarımla.
Ayhan Aydın
10 Ocak 2026
Av. Namık Sofuoğlu'nu Kaybettik...
Av. Namık Sofuoğlu’na Kaybettik…
Aslen Gümüşhane Şiran Kırıntı Köyü’nden olan, çok değerli insan, değerli hukukçu, Cem Vakfı’nın hukuk danışmanı Av. Namık Sofuoğlu geçirdiği kalp krizi sonucu dün Hakk’a nail olup, sonsuzluk âlemine göçmüştür. Hakk rahmet eylesin. Değerli canımızın devr-i daim, devr-i asan, yeri gönüller, menzili mübarek, kabir gülüstan bahçesi olsun.
Namık Sofuoğlu hukukçu kimliğiyle; Alevi bilinciyle Cem Vakfı’na önemli hizmetler vermiş, Prof. Dr. İzzettin Doğan’ın tarihi bir adımı olan Alevilerin haklarını AİHM. Önünde aranması konusundaki en büyük destekçisi olup, bu işleri Av. Serap Topçu ve birçok avukatın da desteğiyle gece – gündüz çalışarak yerine getirip, tarihi bir görev üstlenmişti.
Anne tarafından da Şiran Yeniköy’lü olan Namık Sofuoğlu’nun babası Bazan da “köye ilk otobüsü getiren adam” diye halk arasında bilinen, sevilen bir isimdir.
Kırıntı Köyü’ndeki inanca önem veren bir sülale olan “Sofuoğulları”ndan olan Namık Sofuoğlu, bir dönem Cem T.v.’de de programlar hazırlayıp, sundu.
Aleviliğin değerleri, inançsal boyutu üzerinde de çalışmaları olan Namık Sofuoğlu emeklerinden dolayı Cem Vakfı Kurucu Üyesi yapılmıştı.
Çok sevdiği Doğ an Bermek’le aynı dünya görüşünde, aynı mücadele içinde, sürekli okuyan, araştıran, Alevi haklarının alınması yolunda her daim çaba harcayan Namık Sofuoğlu ile en son yine birlikte Yunanistan Seyyid Ali Sultan Dergâhı Seçek Yaylası Etkinlikleri’nde bir aradaydık.
Yunanistan’da Alevi – Bektaşi toplumunun haklarının alınma gününde bu mutluluğu da yaşayan Av. Namık Sofuoğlu mücadeleci ve örnek kimliğiyle her daim bizlerle birlikte yaşayacaktır.
Anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.
Yol Arkadaşı ve Hemşerisi
Ayhan Aydın
10 Ocak 2026
Yaşam Vadisi
YAŞAM VADİSİ
Yaşam Vadisi
Yaşam Vadisi’nin ortasından süzülen sular bir zamanlar belki de buradan akan bir derenin özlemiyle kavuşuyordur denize. Şimdi ise; martıların çığlık çığlığa bir ganimet umarcasına bekledikleri kavuşma noktasına, artık ağır ve tortulu bir halde üstü açık beton bir harktan, hüzünlü, gönülsüz akıyor bu kirli sular. Ama eminim ki, o sular, köklerine dönmek yine dupduru; kirlenmeden, yıpranmadan varmak isterlerdi hedeflerine.
Sıra sıra oturma bankları konulmuş, türlü ağaçlar, çiçekler, bitkiler de yerleştirilmiş her iki yanına Yaşam Vadisi’nin. Ama görünen o ki, hayat neşeyle akmıyor belli ki buralarda da.
Zaman zaman denizden yükselen, belki de ta Karadaniz’den buraya kadar sızan bir sis örter tüm vadiyi, göz gözü görmez olur Yaşam Vadisi’nde.
Emekçi yığınların devrim sarhoşluğuyla dirençlerini her daim canlı tutukları Armutlu sırtları, hemen arkasında yükselen göğü yarmak isteyen beton binalar, sahil boyu bir neşeyle kıyıya vuran hırçın dalgalar, yedi düvele namzet büyük bayrak direğinin olduğu Doğatepe, hemen yanında bir Japon Bahçesi sis bulutlarının arasında kaybolur gider bir masal diyarı gibi…
Bir zamanların bir tarihi antlaşmasıyla da adı anılan ve bir önemli kemik hastanesinin de bulunuduğu Baltalimanı’ndaki Yaşam Vadisi’nden; boklu sular, kirlenmiş, bulanmış sular akar, kötü bir koku yayılır civara.
Baltalimanı Muhtarlık binası ise; her şeye karşın küçük bahçesiyle neşe saçar yoldan gelip geçene.
Etiler’den Sarıyer’e, belki Beşiktaş’a, Sanayi Mahallesi’ne, İstinye’ye, belki de ta Trakya’ya, Balkanlar’a, bir yandan da Anadolu’ya kadar giden tüm arabalara yol verir tam ortadaki kendi öneminin farkında bile olmayan bir göbekteki kavşak.
Çevredeki okulların bahçelerinden çocuk ve gençlik çığlıkları kaplar ortalığı, asırlık çınarlarda şimdi zoraki misafirlikten ev sahipliğine geçen küçük papağan kümelerinin bağırtıları ve tüm yolların bekçisi sahipsiz köpeklerin zaman zaman zoraki başlarını kaldırmaları dışında çok şey değişmez burada akıp giden zaman yolculuğunda.
Birer füze gibi yerleştirilmiş atık su tankları gündüz güneşte parlamaları yetmezmiş gibi, geceleyin de parlar yere kadar inen sahte birer yıldız kümesi gibi. İstanbul’un bokuna da sahip çıkar yani Yaşam Vadisi…
Ne ilginç görüntüdür bu yahu; 2. Boğaz Köprüsü denilen köprüden de milyonlarca hayal, dert, tasa, yük taşıyan araçlar geçer gece gündüz hız kesmeden, aman vermeden hayata karşı bir çığlık gibi yükselir göklere korna sesleri.
Anadolu’da bir kırsalda olsa bu Yaşam Vadisi kimin umurunda olur; sahipsiz, kimsesiz, öksüz bir mezarlık gibi kurtların, kuşların uğradığı bir mekândan başka ne olur burası.
Omuzlardaki yükler hiç azalmamış, dertler hiç bitmemiştir hâlbuki bu Sarıyer Baltalimanı’ndaki Yaşam Vadisi’nin çevresindeki insanların öykülerinde.
Burada; köpekler tasmasız geziyor, artık yerli ama zararlı bir tür olan küçük papağanlar özgürce yaşıyorlar, kirli sular hiç çekinmeden karışıyorlar martı çığlıklarına.
Biraz olsun belki gelin ve damatlar gelip fotoğraf çektirerek az bulunur bitkilerin değerine değer katıyorlardır bir dostluk göstergesi denen Japon Bahçesi’nde…
Komşuluklar, akraba – hısım ilişkileri de hayli zayıfladı bu aralar, okulun arka tarafında bir yerde bulunan büyük taş kütlelerin altındaki bağnaz bazı insanlar yüz metre ötelerindeki yaşamdan koparmaya çalışıyorlar bahçeli olsa da kapalı evlerindeki düşüncelerini ama heyhat hayat onları da önlerine katacak bir gün.
Bir taraf solun kuvvetli yelleriyle sarsılırken, öbür tarafta yükselen ezan seslerine kulak veren kayaya yapışan bir başka insan kümesi…
Bir tarafta bir zamanlar cem – cemaat ehli iken evlerinde kendilerini kendilerine hapseden sözde dünyaya açık geri kalmış bir geniş kitle…
Bir yanda ise; ülkenin geleceğinin umudu denilen ama çelişkili yaşamlar sergileyen türlü türlü üniversite öğrencileri…
Yaşam Vadisi…
Ülke; düşünen, konuşan, yazan insanları kıyma makinesinden geçiren bir karanlık elin elinde kalmış, milyonlarca çocuk okullarından koparılıp sokaklara salı verilmiş, çocuk gelin adayları, ucuz işçi yapılan yüz binlerce çocuktan her gün ölenlerin yürek kanatan hikâyeleri kıtalar ötesine taşınmış…
Bir yanda bürokrasinin deve dişlerine tutunan yüz binler, yani; “devlet baba”nın, yoksulların boğazını sıkarak arttırdığı milyarlarca liralık artı değeri yutmak için namussuzca bencilleşip, türlü hilelerle çırpınıp insanlıklarından çıkmış yığınlar…
Bir yanda Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet tarihi boyunca devlete, erke, muktedire dayanarak hiçbir zeval görmeden it gibi kemire kemire bitiremedikleri devletin ve halkın tüm birikimlerini tüketmeye devam etmek için partili devleti destekledikçe desteklemiş, beslenmiş ve semirmiş her birisi birer komprodor ağaya evrilmiş yığınlar…
Bir yanda sağcısı, solcusu, Alevisi, Sünnisi, Kürd’ü, Türk’ü; yönetici erke taparak kendilerini koruyabileceklerinin / kurtarabileceklerinin üstün felsefesine varıp, belediyeleri, devlet kurumlarını ve masum tüm yapıları sömürdükçe sömürüp bugünün düzenine ayak uydurmuş, kişiliklerini çok ucuza satmış, mankurtlaşmış yığınlar…
Bir yanda ise; bir zamanlar Anadolu ve elbette İstanbul’da, İsviçre’nin şehirlerinde akanlar gibi tertemiz dere yataklarından akan billur sular gibi masum ve mazlum canlar…
Yürekleri tertemiz, ap aydınlık, çıkarsız, riyasız, herkesi kardeş bilen, gerçek anlamda bir can olan, ışık insanlar…
Çalmayan, çırpmayan, gece – gündüz çalışıp namuslarıyla evlerine ekmek getiren yığınlar…
Okullarını okuyup, güzel bir yaşam sürmek isteyen zeki, insan sever, doğayı düşünür, pırlanta aydınlığındaki gençler…
Böyle bir ülke olduk şimdi ama belki eskiden de biraz böyleydik. Ama yıllar içinde yalanın, ikiyüzlülüğün, hırsızlığın, yalakalığın, onursuzluğun böylesine ödüllendirildiği, böyle adam kayırmanın, partizanlığın, hukuksuzluğun yaşam damarlarını kestiği bir dönemi Türkler tarihleri boyunca belki de hiç yaşamadılar.
Bu kadar soyunmadan dansözlük yapanı, bu kadar kalemini ucuza satanı, bu kadar vatan hainini bu ülke hiçbir zaman görmedi.
Çocuklarımızın bir bardak süt içemediği bir ülke, insanlık düşmanı, hainlerin yönettiği bir ülkedir; doğasına, dağına, taşına, tarlasına, ağacına, milli kültürüne, namusuna, tarihine, geçmişine, denizine, edebiyatına, şiirine, şehitlerine, erenlerine, velilerine düşman bir zihniyet karanlık bir zulüm iktidarıdır.
Yaşam Vadisi…
Kirletişmiş, örselenmiş, aldatılmış, umutları ezilmiş, hoyrat ellerde namusu yok edilmiş bir yaşam, yaşam değil yavaş yavaş gelen bir ölümdür.
Derelerinden zehir akan, her gün işçi cinayetlerinde çıkan feryatların bürokrasi faşistlerince kesilmek istendiği, katillerin hapishanelerden salı verilip mazlumların zindanlara doldurulduğu bir ülke bağımsız bir ülke değildir.
Her alanda sınırsız bir emek gaspının olduğu, milyonlarca emekçinin emeğinin çalınıp iktidarı besleyen sermaye babalarına peşkeş çekildiği, yabancı güçlerin şirketlerinin cebini dolduran ve Türkiye’nin yaşamını yok eden madencilik, zeytin ağaçlarının kesilmesi, ülkenin tüm değerlerinin yabancılara satıldığı bir ülkede yapılan Yaşam Vadisi’nin, yani yaşamın tümden öldürülmesidir.
Bir ülkeyi nefessiz bırakmak, aç bırakmak, eğitimsiz bırakmak o ülkeyi gözden çıkarmak demektir.
Hukuk’un, adaletin olmadığı yerde demokrasi de olmaz, özgürlükler de olmaz, yaşam da olmaz…
Düşüncesini açıklayan gazetecilerin, aydınların öç alırcasına zindanlara doldurulduğu bir ülke de cumhuriyet’ten de bahsedemeyiz.
Yaban Ellerinde El Kapularında yaşamak zorunda bırakılan milyonlarca yurtsuz insan…
Dinci terör çeteleriyle iç içe oldukları belgelenen binlerce insanı türlü bahanelerle bu, kanlarla yoğrulmuş kadim topraklarımıza doldururken; Anadolu toprağında doğup, ırkçı – bağnaz bir kafa nedeniyle başkalarının yurduna sürgün edilen, sığınmacı yapılan, bu yurttan açık açık kovulan güvercin saflığında yaşam sevdalıları…
Gidip Anadolu ve Rumeli kadar bile güzel olmayan ülkelerde köleleştirilen, o topraklarda birer yabancı yapılan yurtsever kandaşlarımız…
Bir ülkede kırk yıl boyunca on binlerce kişiyi katledip, ülkeyi kana bulayan, emperyalizmin bir oyunu olarak ülkenin gelişmesini durduran, demokrasisini yok etmek için kasıtlı olarak büyütülen bir terör örgütünün katil başını “önder, lider” olarak tanımlamak bir vatan hainliğidir.
Tüm halk kitlelerini; tümüyle bir avuç yandaşını yaşatmak için, kendi geleceğini garanti altına almak için her türlü manevrayı yaparak kandırmak düpedüz bir ahlaksızlıktır.
Bu sisteme, bu karanlık gidişe dur, diyenlere selam olsun…
Bu tertipleri gördükleri halde otokrasinin yanında yer alıp, ona boyun bükenlere yazıklar olsun…
Yaşam Vadisi, şimdi içinde yaşanılmayan, umut yeşertilmeyen, nefes alınamayan, karanlık bir çukura dönüştürüldü.
Her kim ki, bu ülkede hırsızlık, ayrımcılık, hukuksuzluk yapıyorsa; mazlum yavrularımızın ahları onları tutsun…
Vicdanını, onurunu kaybedenlerden bir şey beklenemez.
Yine ne varsa; yaşamı seven, yaşama sevdalı, onurlu, dürüst, insan ayırmadan herkesi seven, yurduna, dünyaya, insanlığa bağlı bilinçli insanlarda vardır…
Selam olsun; Yaşam Vadisi’ni, güzel ülkemizi, tüm dünya insanlığının barışını, kardeşliğini, eşit üretip- eşit tüketmeyi hedefleyen kökeni ne olursa olsun o gönlü güzel tüm insanlara…
Muhabbet ehline aşk ile…
Ayhan Aydın
8 Aralık 2025
Diğer Makaleler...
- Toplumsal Çürüme Her Yerde...
- Kardelen - Öner Yağcı
- Harfların Fısıltısı Aydan Ay
- Üstadımız Yaşar Seyman’dan Bir Güzel Âşık Veysel Kitabı: Gönül Gördü Dil Söyledi
- Çocuktunuz Çoktunuz
- Bir Can İnsan Orhan Kocadağ
- Muzaffer Bal'dan Yolcu
- Balkanlar’da Alevi – Bektaşi Toplumunun Hakları ve Yunanistan’daki Son Gelişmeler
- Cihatcı Kafa Baş Da Keser, Bıyık Da…
- İmam Yılmaz Hoca

