Toplumsal Çürüme Her Yerde...
Toplumsal Çürüme Her Yerde...
Şimdi hayatı boyunca bir ay bile bir cemevinde hizmet yürütmemiş, lafazan yazar müsveddeleri dişlerini gıcırtacaklar bana...
Yol, erkan, edep, saygı, kökler nerede kaldı?
Otuz yıl sonunda tüm cemevlerinin çevresinde kırk elli kişilik guruplar türedi...
Gidecek yerleri olmayan, hayata küskün, çocuklarına küskün, sisteme küskün bir kısmı yaşlı da olsa içinde gençlerin de olduğu bir insan kitlesi...
Bir işleri yok, kısmen dar gelirliler...
Sosyalleşememiş, sosyo pat özellikleri olan dünyayı dümdüz yaşayan bir çıkar gurubu...
Yaşlılarımız, anamız, canımız vs. deyip duygusal bakamayacağımız bir sorunlu kitle...
İnsanlarımızın tertemiz duygularıyla getirdikleri "lokma"lara saldırıp, "bedava" yemek sırasında birbirine yumruk atan, iki, üç kez tekrar tekrar yemek sırasına giren, yanlarında getirdikleri pazar çantalarını çeşitli erzaklarla dolduran, bazısı tuhaf kıyafetli bir kitle...
Bazısı sahte dede dua okuyup para alan, kimisi çok okumuş görünüp insanları aldatan kurnazlar...
Gelenlerden duygu sömürüsüyle bir şeyler isteyen, yerlere tüküren bir kitle...
Kitapla, okumakla, kültürle, aslında Alevilik'le de uzaktan yakından ilgisi olmayan bir yığın...
Yıllar yılı yönetimlerin vurdumduzmazlıkları, olaya ciddi şekilde el atılmaması nedeniyle kökleşen kronik bir vaka...
Burada bir dayanışma değil, yoksula sahip çıkma değil; basbayağı kimlik erozyonu var.
Tembelliği özendiren, dedikoduyu engelleyemeyen, eğitim, sağlık vd. yollarla kendilerine ulaşılamayan zavallı insanlar kümesi...
Eşi, oğlu, kızı ilgilenmeyince boşlukta kalan, sağlık sorunlarını bu kurumlar üzerinden gidermek isteyen bir insan yığını.
Alevi - Sünni diye bir köken farkı yok...
Farklı guruplardan insanlar burada kümelenebiliyor...
Soran yok, sorgulayan yok...
Yüreğindeki Alevi aşkıyla, insanlık sevgisiyle dergahlara, cemevlerine gelen tertemiz gençlerimizi, kadınlarımızı üzen, ürküden bir tablo... Bir de bunlar var...
Bulgur pilavı için birbirini ezen yığınlar...
Yoldan, yolaktan çıkmış bir kitle...
Her yönüyle yozlaşan, bozulan bir toplum olduk...
Laf ebeleri ha bre akıl versinler...
Laf ebeleri ha bre laf yarıştırsınlar...
Sorunları gözlerinin içine sokunca onlar da sana saldırırlar.
Geçen sene Hacı Bektaş'ta bir adam karısını öldürmüştü, Tunceli'de de kurban mafyası bir baba oğulu öldürmüştü değil mi?
Laf ebeleri toplumsal sorunlara da çözümler üretsek ne güzel olur, değil mi?
Muhabbet ehline...
Ayhan Aydın
17 Kasım 2025
Kardelen - Öner Yağcı
Demiri toz ederler loy
Kan serperler gökyüzüne
Sevgiyi yoz ederler loy
Kül serperler kör gözüne (Bir Halk Türküsü)
Öner Yağcı – Kardelen
Bazı lafebesi ustalarının, tozlar arasında unuttukları kartonların içinden çıktı Kardelen.
Cemal Şener’in kitapları içinden çıktı, uzun yıllar önce Öner Yağcı üstadımızın ona imzalayıp, hediye ettiği hazine sandığının içindeki gizli kalmış en solmaz değerli yakut parçası…
Elimi attım o geldi işti. Olur, mu olur. Bir bilinmezlikte ilk adımı atarsın; bir boşluğa mı gelir ayağın, yumuşak bir çimen öbeğine mi, bir tılsımlı taşa mı, bilemezsin. İnsan denen muammayı çözemezsin.
Bir sevdadır yaşam, bir aşk halidir. Dünkü hafif serinliğin getirdiği dinginlikte ilerlettim okumayı, İmam Ali resimlerinin olduğu Şahkulu Dergâhı’nda, yanıma aldım kitabı, sonrasında bir yağmur altında bir emektar insanın cenazesinden sonra uyku tutmayınca bu gece yarısı okuyup bitirdim bana zifiri karanlıklar içinden bir fener olan Kardelen’i.
Her bir satırı sevgiyle örülmüş, her bir satırı yumuşatılmış yumruklarla sarsılmış, her bir sayfasında bir sonrakinin aydınlığı örgütleyen umut beklentisi, her paragrafında bir öz, bir aşk, bir samimiyet, bir destan satırı olan benzersiz bir öykü kitabı Kardelen.
Fısıltılar, gizlenen sevdalar, örtülü acılar, ateşi çalmak isteyenlerin cesaretine karşın faşizmin kitap yırtan karanlık elleri…
Hep birlikte bir sevda türküsü söylemek gibidir bir sohbet meclisinde olmak, dostlarla güven içinde muhabbet eylemek…
Kar yağar, duman bürür gökyüzünü, bir derin sancı sarar, en ince yerlerinden yakalar insanları korku tünellerinde…
Öner Yağcı abimizin Kardelen Kitabı kırk yıldır var olduğu gibi kırk yıl sonra da okunacak ve tüm gençlere önerilecek en şiirsel metinlerdendir.
Yalansız, riyasız, en namuslu ve emeğin kutsallaştırdığı derin duygularla insan olabilmenin romanı vardır karşınızda.
Bir mazlum, bir saf, bir içli çocuğun gözüyle Türkiye aydının yaşadığı acılarla dolu çileli dehlizlerinin, yaralı geçmişinin en yalın, en gerçekçi resmi durur karşınızda.
İnsanı örselemeden, yormadan, usandırmadan en derin, en duygu yoğunluğuyla yazılmış satırlarla binlerce aileye yaşatılan zorbalığın, işkencenin, ağır hakaretlerin, zulümlerin bir özetidir bu satırlardan dökülenler.
Okuyan, soran, sorgulayan, yeryüzünün tüm varlığını bir yaşam varlığı görüp tüm canlıları, var olan şeyi seven, anlamaya çalışan, yaşadığı dünyayı sorgulayanların başına gelenlerin korku devriyesi, karartılan hayatların bir mazlumun gözleriyle bir belgesel film şeridi gibi akışı vardır bu kitabın sayfalarında.
Ninniler vardır, ilk mektup okumalar, en sevdiğinin, babasının mektubunu koynunda saklamalar, çocukların en büyük mutlulukları olan oyunlardan mahrum edilmeler, gizlenmeler, saklanmalar, hüzünler, gözyaşları, ölümler saklıdır bu incecik kitapta.
İnsan olmanın, insan kalmanın, insan duyarlılığının doruklarındaki bu kitabın yüz binlerce basılıp tüm Türkiye’nin illerine, beldelerine, köylerine kadar dağıtılması gerekir. Gerekir ki, bir ülkede karanlık rejimler insanların kaderlerini değiştirmemek için kırk yıl geçse de nasıl bir mücadele içindeler hala anlaşılsın...
Kırk yıl geçse de anaları, babaları çocuklarından ayıran zalim kafalar halen nasıl iş başında kalabiliyorlar, bunlar anlaşılsın.
Çocukların bir bardak süt içemedikleri bir ülkeyi aslında yurt yapanların nedense hep bölücü, yıkıcı denilen, kitapları yakılan solcular olduğu gerçeği anlatılsın, yayılsın, dillendirilsin rüzgârların estiği tüm dağ başlarına kadar.
Kardelenler hiçbir zaman kurumayacak, kurutulsalar da onlar her daim bir güneşli günde dirilecek, karanlıkların, zorbalıkların, kadınları, çocukları, insanları ezen sistemlere karşı umut kaynakları olmaya devam edecekler.
“Buraya kurumuş bir kardelen çiçeği yapıştırıyorum. Renginin solukluğu önemli değil. Canlanır yeniden. Önemli olan, bakmasını bilmek ona. Sevmek!” (Sayfa: 93)
Muhabbet ehline sevgi, saygı, özlemle…
Ayhan Aydın
6 Kasım 2025
Kardelen, Öner Yağcı, Gümüş Basımevi, İstanbul, 1987 (1986 Akademi Kitabevi Roman Başarı Ödülü), Cem Yayınevi Türk Sanatçıları
Harfların Fısıltısı Aydan Ay
Harflerin Fısıltısı
Türkiye Yazarlar Sendikası’ndan tanıdığım Aydan Ay, öylesine candan, sevgi dolu, yalın haliyle bizleri karşılar ki, bu güzel insana saygı duymamak mümkün değil.
Aydan Ay; insana değer veren, insanı insan olarak gören bir sevgi ve duygu insanı.
Geçtiğimiz günlerde Şahkulu Sultan Dergâhı’nda düzenlediğimiz Kitap Günlerine yine o güzel enerjisiyle, sevgisiyle geldi buraya da kendisiyle birlikte bir ışık getirdi.
Harflerin Fısıltısı kitabını imzalayıp vermesiyle elimin altında olan birçok kitap içinde okumak için buna öncelik vermeyi düşündüm.
Dün Sultanahmet’in sonsuz büyüsü içinde, Kaan Polatlar dostumuzla buluşmadan önce oturup kahvemi içerken başlayayım, dedim kitabı okumaya. Esirler dünyasında, bu mümkün mü? Telefon üstüne telefon…
Yirmi beş yıldır nerede bizde uyku? Bu sabaha yakın yine kalktım. Dedim ki bakalım bu değerli, can yazarımız neler kaleme almış…
Teker teker tüm yazıları okudum. Her bir yazısı bir öz, bir büyük dünyanın en güzel dizelerle aktarılması hali.
Harflerin Fısıltısı aynen isminde de olduğu gibi harflerin, kelimelerin büyüsüyle yazılan yazın dünyamıza ilişkin denemelerden oluşuyor.
Tüm yazılar edebiyata, düşünceye, sevgiye, dostluğa, kitaba ilişkin.
Harflerin Fısıltısı kitabında sevgili Aydan Ay’ın kaleme aldığı şu başlıklı yazılar var:
Edebiyat ve Öykü, Edebiyat ve Sonbahar, Edebiyat ve Kış, Edebiyat ve İlkbahar, Edebiyat ve Yaz, Edebiyat ve Salgın, Edebiyat Ruhu İsyan ve Direniştir, Edebiyat ve Haydarpaşa Garı, Edebiyat ve Köpek Sevgisi, Şapkası Çiçekle Dolu Şair Cemal Süreya, Mizahın Ulu Çınarı: Aziz Nesin, Yaşamımda Hep Eksik, Ama Eksilmeyen Anılar, Meksikalı Bir Eskimo / Behzat Ay, Cemal Süreyya Kaleminden Behzat Ay, Behzat Ay’ın Sonsuzluğa Gidişi, Edip Cansever, İlhami Bekir Tez, Tezer Özlü, Evet Bakıyorlar, Hayır Deyorlar Özdemir Asaf, Yarım Kalmış Türkü: Sevgi Soysal, Benim Hikâyem Ülkemizde Neler Oluyor Neler.
Tüm yazılar edebiyat yazıları, edebiyatla ilgili yazılar.
Olaylar, olgular, kişiler, anılar, acılar, gizler, öyküler…
Evet, bizlere dağların kışını, baharın sesini, yalnızlığın türküsünü, haykıran yürekleri fısıldıyor harfler. Hem de ne güzel, ne yalın, ne bilgi yüklü bir şekilde.
Ben bu kitabı gerçekten çok sevdim. Bilmediğim şeyleri öğrenirken, şiirsel bir anlatımla nice nice anıları da okumuş oldum.
Edebiyatın gücü, Aydan Ay’ın kaleminin sürükleyiciliği, diyorum bu kitap için.
Emeği, bilinci, duyguları, sevgileri var olsun çok sevgili yazarımızın.
Saygı ve muhabbetlerimi sunuyorum.
Ayhan Aydın
22 Ekim 2025
Harflerin Fısıltısı, Aydan Ay, Denemeler, artshop, Eylül 2025, İstanbul
Kitaptan Birkaç Alıntı
“Esrarlı bir hareketsizlik vardı; buz kaplı ormanda tek bir soluk bile yoktu; dış âlemin soğuğu ve sessizliği doğanın kalbini dondurmuş, titreyen dudaklarını kıpırtısız bırakmıştı.” (Jack London’un “Beyaz Sessizlik” kitabından) (Sayfa: 22)
Yapıtlarıyla özellikle de Başkaldıran İnsan’la 68 gençliğine ışık tutmuş yazarların başında gelir Camus… “Kimdir başkaldıran insan?” diye sorar Camus, “Hayır diyen biri,” diye devam eder. (Sayfa: 50)
“Kar şiddetli yağıyor. Sürekli bakıyorum. Torosları düşünüyorum. Torosların karlı görümünü son olarak kırk yıl önce görmüş, yaşamıştım. On beş yaşındaydım. Parasız yatılı okuduğumuz Adana’nın bahçe ilçesine bağlı (o zaman) Düziçi Köy Enstitüsü’nden, bir haftalık yarıyıl dinlencesinde trenle yola çıkmış, Mersin’e gelmiştik. Sonra, Mersin’den, yirmi kadar arkadaş Toroslara vurmuştuk yaya… Akıl almaz şey! Elli kilometre uzaktaki köyümüze gidiyoruz. Yirmi kilometre sonra kar başladı. Bir süre sonra yağan kar diz boyunu geçti. Birerli kolda yürüyoruz. Gece bastırdı. Kurt, çakal sesleri yakından geliyor… O yabanıl hayvanlar saldırırlarsa, biz de onlara saldıracağız, hep birlikte. Böyle bir yolculuk… Çok yoruluyoruz karı yararak yürümekten. Hele içimizden birinin ağlamasını, bir büyük sınıftaki ağabeyinin ona, “Behzat gibi olamıyorsun (yaşım ve boyum küçük olduğundan), mızmız herif! Demesini hatırlıyorum. (Meksikalı Bir Eskimo / Behzat Ay yazısı. Sayfa: 82-83)
Öksüz, yetim, kimsesiz bir çocuk olarak büyüyen, içinde sürekli bir ev ve yuva özlemi taşıyan; yalnızlığını edebiyata, sanata, şiire dönüştüren bir yazardır İlhami Bekir Tez. Evliliği, baba olması bile ne yazık ki yalnızlığını değiştiremez; hepsi ayrılık ve hüsranla sona erer.
O derin yetimlik ve yalnızlığını, öğretmenlik mesleğinde telafi etmeye çalışan İlhami Bekir, içindeki çocuk sevgisini dizelere dökerek çocuk şiirleri yazar ve onları kitaplaştırır. (1928) Nazım Hikmet’le birlikte yazdıkları Mavi Kitap da çocuk şiirleri ve çocuk öykülerini içeren özgün bir çalışmadır. (1930) (Sayfa: 94-95)
Üstadımız Yaşar Seyman’dan Bir Güzel Âşık Veysel Kitabı: Gönül Gördü Dil Söyledi
Üstadımız Yaşar Seyman’dan Bir Güzel Âşık Veysel Kitabı:
Gönül Gördü Dil Söyledi
İnsanlar neden sürekli aydınlığı özler, ona doğru koşarlar? Karanlık çökünce neden hüzünlenir insanoğlu, en dertli anlarını “kara bir bulut çöktü üstüme” diye nitelendirirler?
Daha önce bir başka güzergâhtan gittiğim Hubyar Sultan’a doğru bu sefer bir Avrupa kentinin size bir derinlik ve sonsuzluk hissi veren ormanlarını izlercesine ve bir başka zamanda yolculuk yapıyor duygusu veren kıvrımlı yollardan ilerliyorum.
Bu sefer Almus Baraj Gölü’nü çepeçevre, kâh tepeleri tırmanarak, kâh enginlere inerek muazzam güzellikler aşarak büyülü bir âlemde yol alıyorum. Bulutlar, ağaçlar, dereler, tarlalar beni benden alıyor, diyar diyar başka dünyalara götürüyor.
7. Edremit Kitap Fuarı’nda Yaşar Seyman üstadımızın kendi elinden aldığım ve yanımdan ayırmadığım, “gönül gördü dil söyledi” kitabını yani Âşık Veysel kitabını ellerimin arasında tutuyorum ve mechuldeki bir garip yolcuya sunmak istiyorum.
Tutyalar diyarı buralar, başından turnaların geçtiği “Hubyar Devletlü”nün ağuları süzüp, hikmetleriyle padişahları kendisine hayran bırakan o ulu erenin ve gurbet ellere sürgün gönderilen “dost olan bağlasın yarelerimi” diyen Kul Himmet’in, emeğin kutsal değeri Keçeci Ali Mahmut Baba’nın, Aziz Baba’nın, Pir Mehmet’in soluk alıp soluk verdiği diyarlar buralar.
Yol alıyoruz; bu sıcaklarda halen kurumaya direnen dere yatakları, selviler, söğütler, meyve ağaçları… Bir dosta, bir ulu erene ulaşmak sevinci var içimizde; dolana dolana Hubyar Baba Sultan’a varıp niyaz bent oluyoruz. Lokmalar, dualar ama ille de bağlamanın tellerinden deyişler, nefesler…
Şahkulu Sultan Dergâhı’nın Âşıkları – Dedeleri ozanların ölümsüz dizelerini seslendiriyorlar yıldızlara doğru, hüzünler, aşklar, sevdalar çoğalıyor…
Benim çantamla birlikte tüm bunlara tanıklık eden Âşık Veysel ve Yaşar Seyman’ın kitabı…
Erenler yurdu bu topraklar, ozanlar diyarı Anadolu.
Her bir gözyaşı, her bir zulüm, her bir öfke, yenilen her bir sille, her aç geçilen gece, ağulu sözler, hayın bakışlar bir yazgı gibi karanlıkları çoğaltırcasına işlenmiş belleğine, sanki de acılı günü, mutlu gününden daha çok olmuş bu diyarların insanlarının.
Horonlar, halaylar, gülmeceler, düğünler, tüm dağları baharları kuşatan yedi verenler, nevruzlar, kardelenler, tüm vadileri kaplayan papatyalar, sevgi timsali güller, nergisler eksik midir yine bu topraklarda, mutlu bir gülüşü hatırlatan.
Gün doğar, gün batar bu topraklarda; ne çalışma aşkı, ne alın teri, ne iş, ne yoksulluk ama ne de umut biter yüzyıllar boyu.
Taa Hitit aslanlarının gezdikleri günden Roma’ya ve Osmanlı’dan bugüne dertler geceleri dile gelir, geceleri sağaltılır ağlayan gelinlerin yaraları, geceleri iniler toprak, nal bile çakılamayan öküzler ve susuzluktan çatlayan dudaklar, yarılmış ayaklardaki sızılar da devam eder şafaklara kadar.
Dert gezer derman gezer itikattadır nazar.
Dertliyiz vesselam, en azından bu kadar dert dinleyen birisi olarak kederliyim de biraz.
Biraz soluk almak, biraz suya kanmak, güneşe dönmek isterim gayri yüzümü aydınlık günlerin özlemiyle…
Ozanlardır bizi bize en iyi anlatan, ozanlardır en yalın, kılıçtan keskince sözleriyle gerçekleri haykıran, ozanlardır gam elinden, mağruptan maşruba tılsımlı hazine sandıkları olan söz dağarcıkları geceleri de çözülemeyen dertlerin derman kilitleri.
Söz büyüdür, bir tılsımdır kelimeler, hece hece damarlara işler, sahte dünyalardan sıyırıp seni gerçek âlemlere götürendir nefesler.
Bir aydınlık yüzdür Yaşar Seyman yurdumuzda; umut dolu gözleri, ana şevkati dilleri, ozanca dizeleriyle tüm dünyadaki yaralı coğrafyalarından insan öykülerini dinler, derler ve yazar, bizlere sunar her daima.
Yazar olmak kolay değildir; daha önemlisi akıca, yalın, etkili yazmaktır hüner. Kör kuyulardan nafile uğraşlarla su getirmenin bir faydası yoktur. İnsanların yürüyeceği bir yol olmak, suyu bendine dökmek, kelimeleri oya işler gibi, usta bir Ermeni’nin taşa hayat vermesi gibi, moru, mavisi, kızılı her bir ilmiği hünerli bir dil olup yaşamın sırrını bir halıya nakşetmek gibi, herkesin anlayacağı ve gönlünde hissedeceği gibi yazmaktır yazacağını.
Âşık Veysel; bir dağdır Anadolu’da ne karı, ne rüzgârı, ne çiğdemi eksik olur tepesinde, bir de kazları vardır, turnaları, leylekleri, hiç insanı aldatmayan, üzmeyen.
Âşık Veysel; Zifiri karanlık denen korkunç uğultular savuran bir fırtınan ortasında kuşların sığınağı olan ulu bir çınar ağacıdır, ne dalları kırılır, ne heybeti azalır, ne de yeryüzündeki hiçbir güç onun köklerini kurutabilir bu topraklardan.
Âşık Veysel; Homeros’tur, bilgeler çağının nice savaşlar, açlıklar, hastalıklar, depremler, yanardağlar, felaketler gören katmanlarından zedelenmeden gelen; Hakk – insan – doğa- doğruluk erdemini kitaplara nakşeden.
Devamını oku: Üstadımız Yaşar Seyman’dan Bir Güzel Âşık Veysel Kitabı: Gönül Gördü Dil Söyledi
Çocuktunuz Çoktunuz
Çocuktunuz Çoktunuz
Yaşamın içinden, ateş çemberlerinden, zorlu yollardan, her türlü çilelerden geçerek gelen geçmişin anılarını yüreğinde bir sır gibi, insan sevgisini bir kor gibi saklayan Mehmet Kılınç canımızın Çocuktunuz Çoktunuz isimli şiir kitabını bugün okudum.
Dün Divriği Pilav ve Kültür Günü’nde bir araya gelip sohbet ettiğimiz Mehmet Kılınç şu anda oturduğum Rumelihisarüstü’nde uzun yıllar yaşamış, bir gönül insanı.
Geçmişin tüm güzelliklerini sevgiyle yâd edip, geleceğin dünyasında barışın, dostluğun, kardeşliğin hâkim olmasını isteyen Yazar – Şair Mehmet Kılınç canımızın Çocuktunuz Çoktunuz isimli kitabı beni etkiledi.
Çocukluk hepimizin geçmiş hafızası, bazen acısı, sızısı, unutamadığı özlem dolu geçmişi.
Ama çocuklar tüm dünyada ve ülkemizde yüzyıllar geçtikçe daha mutlu bir yaşamı hak ederlerken her geçen gün yoksulluğun pençesinde acı çeken bir büyük parçamız oluyorlar.
Yüz binlerce çocuk savaş meydanlarında ölüm – kalım ikileminde yaşıyor. Milyonlarcası açlık çekiyor. Milyonlarcası zorla çalıştırılıyor, köle muamelesi görüyor bu dünyada.
Türkiye’de ise; kendi karanlık rejimini devam ettirmek isteyen otokrat yönetim çocuklarımızın kanını emmeye, rejimin sürdürmek, yandaşlarını daha rahat yaşatmak için her geçen gün kıstıkları devlet imkânları yavrularımızdan esirgeyerek onların ve bizlerin yarınlarını yok ediyor.
Yüz binlerce çocuk işçi her türlü kötü muamele içinde çalıştırılırken, yüz binlercesi okullarından koparılıyor, çocuk yaşta evlendiriliyor, dayak, kötü muamele, şiddetin öznesi oluyor…
Yüreğim bazen kanayarak okuduğum derin ve anlamlı şiirleriyle Mehmet Kılınç çocuk gerçeğini en yalın, acıtıcı, duygusal bir şekilde dizelerinde işlemiş.
Yüreği günlü var olsun…
Muhabbetle sevgili dostlar…
Ayhan Aydın
15 Eylül 2025
Bir Can İnsan Orhan Kocadağ
Bir Can İnsan Orhan Kocadağ
Çok sevdiğim sevgili büyüğümüz Rahmetlik Yazar Burhan Kocadağ’ın aynı zamanda kardeşi olan Yazar – Şair Orhan Kocadağ ile geçen cumartesi günü Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS.) 24. Genel Kurulu’nda görüştük.
Yalova deyince ilk aklıma gelen isimlerden olan bu gül yüzlü can insanımızla ayaküstü sohbet edebildik. Yalova gelirsen mutlaka bekliyorum seni, dedi. Onun hediye ettiği üç kitabı okumaya hemen başladım.
Gökyüzü Pencerem’deki şiirleriyle beni etkileyen çok sevgili şairimiz Orhan Kocadağ’ın nasıl içli bir insan olduğunu bir kez daha anlamış oldum.
Gönlü var olsun…
Şiirleri, eserleriyle bu yurdun duygu ve sevgi ormanında her daim yaşasın…
Ayhan Aydın
16 Haziran 2025
Diğer Makaleler...
- Muzaffer Bal'dan Yolcu
- Balkanlar’da Alevi – Bektaşi Toplumunun Hakları ve Yunanistan’daki Son Gelişmeler
- Cihatcı Kafa Baş Da Keser, Bıyık Da…
- İmam Yılmaz Hoca
- Bir Aşure De Böyle Geçti...
- Şahkulu Sultan Dergâhı Kültür – İnanç Gezisi
- Ülke Yanıyor...
- Bir Can İnsan Orhan Kocadağ
- Baki Bayraktar, Şakir Keçeli... Babalarla Söyleşi, 2016
- Cem Vakfı Anadolu İnanç Önderleri ll. Toplantısı’nın (12-14 Mayıs 2000) 25. Yılı

