KENDİLERİNİ ÜVEY EVLAT YERİNE KOYDURDUKLARININ FARKINDA BİLE OLMAYAN ALEVİ KURUMLARININ

KENDİLERİNİ ÜVEY EVLAT YERİNE KOYDURDUKLARININ FARKINDA BİLE OLMAYAN

ALEVİ KURUMLARININ TEMSİLİYET VE SİYASET KARŞISINDAKİ ZOR ZAMANLARI

 

Hepsi Alevi Kurumu, hepsi Alevi kurum temsilcileri; bir gün dedikleri ikinci gün dediklerini tutmayan, kurumsal olarak asıl yapmaları gerekenleri sürekli savsaklayarak günlük politikalara rahatlıkla alet olan…  “Sen oraya gittin, ben gitmedim;” derken birbirinden rol çalıp hepsi de devletin, belediyelerin, siyasi partilerin, kimi güç odaklarının yer yer yanında yer almaktan mutluluk duymaya başlayan… Alevi yoluna gerçekten bağlı olarak iş üretmekten çok taşeron müteahhitler gibi kim kendilerine biraz bir şey verse koşup onun yanında yer alan, başkalarının alkışçıları olan… Bin yıllık barış- kardeşlik- dostluk- insanlık yolu’nu, Hakk Muhammed Ali ocağını basit çıkarlar için çok ucuza harcayan insanlar olduk…

Yazık biz yazık bize, yazık bize…

 

Değerli dostlar;

23 Ekim 2026 tarihinde Şahkulu Sultan Dergâhı Kültür Birimi’nde çalışan birisi olarak Kültür Bakanlığı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın İstanbul’da, İstanbul Valisi başkanlığında yaptığı bir kahvaltılı toplantıya katıldım.

Arkasından yine aynı şekilde 31 Ekim 2026, Cumartesi günü yani dün de, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Sayın Nuri Aslan’ın başkanlığında İBB.’nin Saraçhane’deki merkez binasında belediye meclis salonundaki toplantıya da katıldım.

Sizler biliyorsunuz; olabildiğince tarafsız bir şekilde tüm meselelere sadece Alevi – Bektaşi Yol değerleri açısından bakmaya çalışan bir insanım.

Bunca yıllık çeşitli çaba ve üretimlerim yanında son zamanlarda ise; Alevilik –Bektaşilik konusunda devletin, partilerin, Alevi kurumlarının, dedelerin, babaların, yazarların kendimce gördüğüm kimi eksik, hata ve yanlışlarını eleştirdiğim için de artık faklı bir gözle bakılan insan oldum. Olsun, ne bu dünyadan, ne de Alevi – Bektaşi toplumundan bir beklentim olmadığı için çok umursamıyorum açıkçası, Yolun aşkı bize yeter, üç beş dost ve ozanların, pirlerin sevdası ve onların kurdukları yol bize kâfi gelir…

Son kırk yıllık süreçte, (her zaman söz verip yapamadığım şekliyle kısa kesmeye çalışacağım), Alevi kurumları gerçekten Alevilik çalışmalarında büyük adımlar attılar, bu topluma faydaları çok oldu. Ama son on yılda, özellikle beş – altı yıldır Alevi – Bektaşi kurumlarının Alevi toplumunun sorunlarını çözme konusunda nedense basiretlerinin kapandığını, yürekli ve samimi bazı dostların dışında, uzun erimli değil de, kısa zaman süreçlerinde bazı sonuçlara ulaşmak için aceleyle ve çok yanlış yol ve yöntemler izleyerek bazı çabalar içine girdiklerini gördüm.

Türkiye gibi aydınını, düşünenini, gerçeklerin peşinde koşanını hapishanelere doldurup mevcut siyasi iktidarını isterse de ülkeye zarar versin, her pahasına, yapmadığı kalmayan bir tek adam rejiminde elbette sorunları çözmek daha da güç oluyor. Darmadağın edilen bir siyaset sahnesinde, yetişmiş dürüst devlet adamlarını teker teker devlet yönetiminden atıp partizanlıkla işin ehli olmayan yandaşların tüm devlet kurumlarına yerleştirildiği, halkın siyasi tercihlerinin darbelerle gasp edildiği bir ülkede elbette demokrasiden bahsetmek mümkün değildir. Bu konuyu sürekli yazan bir insanım.

Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi Bektaşi Kültür Ve Cemevi Başkanlığı’nin ise Bolu’da diri diri yanan çocukların çığlıkları karanlıkları yırtarken, yine sözde devlet bürokrasisinden kimsenin cezalandırılmadığı, her alandaki gibi karanlık, çıkar odaklı ve talan üzerine kurulan Kültür ve Turizm Bakanı’nın bir turizmci işletmeci olması zaten her şeyi açıklar niteliktedir.

Başından beri çok net, ağır eleştirilerim olan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı bir nevi iktidarın Alevilik – Bektaşilik politikalarını yürüteceği bir birim olurken, cumhuriyet döneminde aslında devletin bakışında hiçbir şeyin değişmediğini söylemek gerekir.

Devletin Alevi – Bektaşi toplumunu bir toplumsal yapı, tarihi arka planı olan bir inanç toplumu, bu toprakların asli unsurları olarak görmesi gerekirken; her zaman bir üvey evlat gibi kapının kenarında bekletilen gözü yaşlı mazlum, bir ekmeğe muhtaç bir çocuk gibi muamele gördüğü gerçeği değişmemiştir.

Aleviler kültür ve turizm unsurları olarak görülmüş, onlara böyle muamele yapılmış; devlet başından beri bunu inkâr etmeden çalışmalarını sürdürmüşlerdir.

Alevilik – Bektaşilik “Türk Kültürünün Ayrılmaz Bir Parçasıdır…” deniyor…  Eyvallah birileri bunu savunabilir. Bilmiyorum bunca tarihçi, yazar, akademisyen var belki de doğruluk payı da vardır bu görüşün.

Ama bakıyorsunuz bu görüş devletin olduğu kadar Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın da resmi görüşünü yansıtıyor.  Ama kurum en çok Aleviliğin inanç kimliği üzerinden Alevi Bektaşi toplumunda varlık gösteriyor. Evire çevire senin kimliğini, bin yıllık geçmişini kendi ideolojisine göre bir yere koyuyor, kurum olarak seni avucunun içine alıp kendi kalıbına döküyor, seni isimlendiriyor, tanımlıyor, etkinliklerine el atıp kendi konuşmacısını, sanatçısını getiriyor seni kendisi yapıyor.

Sen ise şuursuzlaşmış bir kitle olarak buna fazla ses çıkarmadan, bazen korkma uykusuna yatıp, çıkarın neyse öyle hareket ediyorsun, her denilene şapka çıkarıyorsun. Böylece yapman gereken asli işlerin boyunduruğundan kurtuluyorsun. Abdal Musa Etkinliğini, Onar Dede Etkinliğini ve tüm Türkiye’deki etkinlikleri devlete havale ediyorsun, sen de onların yanında bir figüran olarak bayramlarda bayramlık elbise giymiş çocuklar gibi sevinçle protokollerde yer almanın, “başkanımmmm…” denilince ağzının kulaklarına varmasının mutluluğunu yaşıyorsun.

İşte bu sözlerim çok inciticiymiş!

Bin yıllık Alevi – Bektaşi Yolu’nu kuranların kemiklerini incitmenin sesi senin kulağını sağır etsin… Protokol erbapları…

Yani Alevi – Bektaşi Yolu dediğimiz yol, inanç, erkân, yapı bugüne kadar gelmiş, nefesi kesilen, çıkara satılan kesim ise kim güçlüyse onun önünde diz çöküyor, düzene, sisteme teslim oluyor.

Sistem bin yıldır bu topraklarda seni ya demir yumruğuyla başını ezerek, derini yüzerek, ilden ile sürerek yok ediyor; ya da şu veya bu şekilde yanına çekmesinin planlarını ustaca kullanıyor.

Ulu ozanların ruhuna işleyen dirençli deyişleriyle senin atan, başı taştan taşlara çalınsa da “Sizde Şah Diyeni Öldürseler De Ben De Bu Yayladan Şaha Giderim” diyor, yeni yeni çözümler peşinde koşuyor, sana umut veriyor, direnç veriyor… Sen ise protokole teslim oluyorsun…

Ya da o sistem seni yumuşak karnından yakalıyor, şahımın itlerini yemediği menfaat lokmalarından sana yediriyor. Sen de yiyorsun işte. Örneğin birer turist oluyorsun… Turizmci bakanının da he demesiyle, devletin imkânlarıyla Umreye gidiyorsun, başını bu yolda feda eden İmam Hüseyin’in kabrini ziyaret ediyorsun, Evliyalar Şahı İmam Ali’nin huzuruna çıkabiliyor hatta kellebaş gibi sırıtıyorsun da… Daha ne olsun…

 

Gelirsek Sayın Vali beyin toplantısına…

 

Kendi sosyal medya hesabımda hiçbir yazım silinmez “okullara mescit yapılamasını isteyen gerici vali…” diye yazım vardır. Alevi kurumları toplantısına ben de gittim. Bir sosyal tesislerde kahvaltılı bir toplantı. Yine onu da yazmıştım, çok tepki çekti. Niye bunları yazıyorsun, diye. Olanı yazmak suç oluyor. Neyse, özetle oraya Alevi kurumlarını temsilen gelen kişiler, saygısızlık yapmak istemem; bin yılın Alevi özünden de, son kırk yıllık Alevi – Bektaşi yol hizmetinden de gerçekten çok uzaktılar. Devlet ve sistem yapacağını yapmış, yıllardır söylediğim ve çoğu kurum başkanı, hatta kendilerine yazar, aydın diyenlerin bile bana yan gözle bakmalarına neden olduğu gibi, basit isteklerle Alevi – Bektaşi Yolu’na hizmet etmeyen insanları avucuna almış, söyleteceğini söyletiyordu. 

Cem Vakfı her türlü eleştiri (en ağır eleştirileri orada en büyük kahrı çekip, en uzun süre çalışanlardan birisi olarak ben yazıyorum zaten) ötesinde Alevi toplumunun haklarının alınması konusunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne olayı taşımış ve o mahkeme Türkiye’ye Alevlerin haklarını vermemesi nedeniyle mahkûm etmişti.

Gerçi tek adam rejiminde adam Anayasa mahkemesini, kanunları, hukuku ortadan kaldırdı, hangi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları denebilir. Bu da bir kolaycılıktır. Bu konularda direnen tek bir insan kaldı Doğan Bermek. Kazanılan hakların ısrarla korunması ve elde edilmesi konusunda çaba harcanması gerektiğini ısrarla söyleyen tek kişi.

Düşünebiliyor musunuz? Çok büyük emek, çaba, cesaret ve mücadeleyle Cem Vakfı konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıyor, davayı kazanıyor. Ama sürece takip etmeyen yine Cem Vakfı’nın yönetimi. İşi gücü bırakmışlar, öz güçlerine inancını bırakmışlar, şimdi Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevleri Başkanlığı ve İBB. veya siyasi partiler bizlerin bazı sorunlarını nasıl çözebilirler’in derdine düşmüşler.

Olayı kökten çözmek yerine, haklarını almak yerine, iradeyi ortaya koymak yerine, tarihi bir adım atmak yerine, bir dilim ekmek için Aleviler adına gidip kapılarda ağlayan bir zavallı olmak…

Uzatmayayım; bilim insanlarından destek almayan, hala bir hukukçu bürosu, basın bürosu oluşturmamış, Mekke, Medine, Balkanlar turizm acenteliğinden gezmeyi, protokollerde yer alıp adam yerine konulmanın mutluluğunu yaşamak isteyen bu kurumların devlet nezdinde Alevi – Bektaşi toplumunun sorunlarını çözmeleri mümkün değildir.

Doğruyu söylemek gerekirse, uydurma isteklerle karşısına gelen sözde kurum temcilerine Sayın İstanbul Valisi onlar anlarlarsa iyi bir ders verdi: “değerli dostlar daha yapıcı, mantıklı, kalıcı isteklerle bizlere gelirseniz, bizler sizlere her konuda yardımcı olmak istiyoruz.” Dedi. “Biz halılarımızı yıkadık, onları kurutamıyoruz, bu konuda bize yardımcı olur musunuz sayın valim? Bize Alevlilik konusunda ders verir misiniz sayın valim? Diyenlere karşı ne desen sayın vali.

 

Gelelim İBB.’ye…

Hiçbir kimsenin, hiçbir partinin, hiçbir siyasi görüşün tapıcısı, propagandacısı değilim. 57 yaşındayım, hiçbir siyasi partiye üye değilim. Bunu övünç olarak söylemiyorum. Her insan birçok sivil toplum kuruluşuna üye olmalı, çeşitli görüşler çerçevesinde çaba göstermeli. Ben de kendimce kültür – sanat – edebiyat alanında bazı gayretler içindeyim. 35 yıldır Alevi – Bektaşi kurumlarının, yapısının içindeyim. Bu yolun aşkı bana yetiyor.

Birçok kişinin niyeyse çok fanatiği var Türkiye’de. Baktık ki, Alevi – Bektaşi toplumunda da epey bir fanatikler tayfası var… Şunun adamı, bunun adamı… Canını bazı siyasi görüşler, kişiler için verecek yığınlar büyüdükçe büyümüş… Bir zamanlar Alevi toplumu içinden çıkan okumuş gençlerimiz kimi devrimci önderleri çok severlerdi, bu da doğaldır; ezene karşı, ezilenden yana olmak güzeldir. Ama inanıyorum ki, bu toplum hiçbir zaman da tümüyle gözünü kapatıp birilerine tapmamıştır. Yolda olan yolun değerlerinin bir sistem içinde insanı bağladığını, yol aşkının, insanlık sevgisinin her şeyini üzerinde olduğu bilincini insanlara öğretmiştir.

Tümüyle farklı bir yapı olan devrimci – sol – sosyalist sistem içinde yer alsalar da Alevi gençlerde de bir sağduyunun olduğuna inanırım. Bu birilerine abartı geliyor, bırak ya, hem her şeye karşıyım diyorsun, bir de duygusal konuşuyorsun, eskinin solcuları şimdi sermayedar oldular, Ayhan bey, boş ver bu lafları, diyenler var. Bilmiyorum ben belki kıyamıyorum kendi insanıma, ne bileyim işte.

Neyse ne, şimdi olmuş Aleviler, Alevi kurum temcilerinin bir kısmı işi gücü bırakmışlar sarılmışlar siyasete.  

Aleviler ve Siyaset… Yaz yaz bitmez bir konu. Bunun da bir geçmişi var. Yazan yazsın, belki ben de sonra kendimce bir şeyler yazarım. Gelelim bugüne…

 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi…

Başı dumanlı, bin bir sıkıntısı var her konuda, her alanda. Zaman zaman ciddi mağduriyetler yaşıyor, haksızlığa uğruyor. Şu anki başkan vekili Sayın Nuri Aslan’ın konuşmalarına bakınca insan tam umutsuzluğa kapılamıyor, bizde para var, diyor. Çoğu işimizi yapıyoruz, diyor. Güzel… Açılışlar, etkinlikler, temel atmalar… Devam ediyor. Bir yanda baskı, hapis, bir yanda alabildiğine etkinlikler… Şaşırtıcı ama gerçek… Hayırlısı olsun…

Elbette İBB. Bir belediye ama siyaset var, devlet var.

31 Ekim 2026 Cumartesi günü İstanbul’daki birçok kurum başkanını İBB.’nin Saraçhane binasında toplayan Nuri Aslan üç – dört kez “devletinize sahip çıkın” dedi. Bizlerin parası bol, bizlerin her şeyi yapmaya gücümüz var, dedi. Umutsuzluk yok, her şeyi çözeceğiz, dedi. Teker teker bunları, biriken sorunları çözmek beni dünyanın en mutlu insanı yapar, dedi. Ben sadece yer tahsis edemiyorum, bu konuda bana gelmeyin ama onun dışında çözemediğim, çözemeyeceğim hiçbir şey yok, dedi. 

Oldukça yoğun katılımın olduğu Alevi Cemevileri – Kurumlar toplantısı yaklaşık iki saat sürdü.

Sayın Nuri Aslan en az yarım saat giriş konuşması yaptı.

Söylediklerinden anladığım; cemevlerine, camilere çok yardımlar yaptık, ben inançlı insanım. Ben de aynı kültürdenim, dedi. Cep telefonunu teker teker söyleyerek herkes bunu yazsın, her konuda bana yazın, her konuda ben sizlere yardımcı olacağım, dedi. Ben kimseden şefaat beklemem, benim şefaatim Türbelerdir; İstanbul’daki tüm türbeleri zaman zaman ziyaret ederim, dedi. Diz çökeceğim, secde edeceğim Allah’a sığınır, dedi. 

Toplantıda olan aynı zamanda Garipdede Cemevi Başkanı olma vasfını kullanan DEM milletvekili Celal Fırat’a gel abi, sen vekilsin, senin benim yanımda oturman gerekir, dedi.

Dört beş kez Garipdede Cemevi’nden, oradaki çalışmalardan bahsetti.

 Diğer kurumları zaman zaman aklına geldikçe sıraladı.

Nuri Aslan insanları dinlemesine dinledi ama sık sık sözlerini kesip aynı şeyleri onlar (belki haklıdır) bir şey anlamamışlar gibi tekrar tekrar söyledi.

Sonuçta herkesten çok konuştu.

Bana en itici gelen ve düşünülmesi gereken önerisi ise; bundan sonra tüm kurumları böyle belediye meclis salonunda toplayalım, kurumların ne ihtiyaçları varsa onları burada oylamaya sunalım, görüşü oldu. Aklın durduğu bir yerdi. İBB. O anda gözümün önünde tam bir siyasi yapı olarak görüldü. 

Ne diyeyim, ne söyleyeyim, elbette toplantı sonrasında dayanmadım, söz alıp bazı eleştirilerimi yaptım, elbette. Bilmiyorum pek memnun olmadı sayın başkan.

Yıllar yılı söylediğim, yazdığım şeyleri üç dakikada özetledim; İBB. Alevi Masası denen kurumun bu toplunun sorunlarını çözemediğini, şu anda başkanın yerinde bu kurumun çalışmaları anlatması gerektiğini, bunca yıl profesyonel bir kadro oluşturamayan Alevi Masası’nın cemevlerinde çalışan personelinin de işlere ehil olmadıklarını, Alevi masasının cenaze hizmetleriyle ilgilenmek yerine canezalere sanatçı götürmekle meşgul olduğunu, festivallerin Alevilere bir şey katmadıklarını dile getirdim.

Gözlemlerim

İstanbul Valisi Sayın Davut Gül ve Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Sayın Esma Ersin’in yaptığı toplantıya katılım daha azdı. Katılımcılar eleştiri yerine sadece istekleri sıraladılar.

İBB. Başkan Vekili Sayın Nuri Aslan’ın başkanlığındaki toplantıya katılım daha fazlaydı. Katılımcılar gerek İBB.’ye, Alevi Masası’na, gerek yol ve yöntemlere ciddi eleştireler yönelttiler. Nuri Aslan Bey ne kadar uğraşsa da benim her zaman söylediğim gibi İBB.’nin sözde Alevi Masası’nın döküntülü halini savunmaya gücü yetmedi.

Sonuç:

Yazıların çok uzun oluyor, dedikleri için, daha önce de sayısız yazı yazdığım için; Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve İBB. Alevi Masası, Sözde Çözüm Sürece sayısız yazım var saten.

DEM. Partisi’nin Alevi kurumlarını hedefine koyduğu ve kimi kişileri aparat olarak kullandığı sözde “Barış Açılım Süreci” boyunca Alevi kurumları ilkeli davranmamışlar, bin yıldır bu topraklarda barış insanları olarak her türlü zulmü yaşasalar da Alevi toplumunun siyasetin bir öznesi olarak kimsenin içeriğini bilmediği sözde bir sürece dâhil edilmesi oyununa ciddi bir tavır alış geliştirememişlerdir.

Avrupa’da, İstanbul’da şimdi de Anadolu “demokratik açılım, anayasa” adı altında toplumsal bir değerleri olmayan, kurumların ismini kullanan kimi siyaset için çırpınan aymazlara toplumun tepki göstermesi gerekir.

Devlet eliyle, Kültür Bakanlığı içindeki Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı devletin, AKP.- MHP. İktidarının da çizgisinde Alevi kurumlarında çok etkin bir şekilde çalışmalarını sürdürmekte; adım adım Anadolu’da cemevleri, dedeler, türbe, ocaklar ziyaret edilip etkin bir politikayla kişi ve kurumların kültür bakanlığına bağlanması gayreti sürmektedir.

İBB.’nin Alevi Masa’sı tam anlamıyla içi bomboş bir yapı olarak çuvallamıştır. Günübirlik ve bazı Alevi kurumlarının doğrudan müdahaleleriyle yürüyen çalışmalardan Alevilerin çok az bir kemsi memnun kalmıştır. Bunun nedeni de harcamalar, çabalar ve çalışmalar net olarak ortaya konulunca anlaşılacaktır ki; İBB. Alevi Masası belli kurumlara ayrımcı bir şekilde çok daha fazla destek olurken, bazı köklü kurumlar da dâhil, hiç destek olmamıştır.

Kişiler üzerinden yürüyen bir işten fayda gelmesi mümkün değildir. Kadrosunu bilinçli bir şekilde oluşturmayan bu festival kafası, kurumlardaki boşluklardan yararlanmış, kimilerinin gönlünü hoş etme adına Alevilik, siyaset, bürokrasi, belediyecilik anlayışının çok ötesinde bir yapı sergilemiştir. Bugün belediye başkanının bile savunamadığı bu yapı Alevi toplumuna güven vermemiş, Vedat Kara denilen kişiyle özdeş bir şekilde onun seçtiği, atadığı, yer değiştirdiği hiçbir profesyonelliği olmayan ilkel bir kabile anlayışıyla hareket etmiştir.

Bizim paramız çok, diyen anlayış Aleviler adına ayrılan paraları festivallerde çarçur ederken, Alevi kurumlarının köklü sorunlarına zerre kadar bir çözüm üretememiştir.

Yıllardır bunları yazmamıza rağmen çoğu kurum başkanı, sözde yazarlar, dedeler bize düşman olmuştur.

Bu kuruma belediye ne kadar para ayırmıştır, bu paralar nerelere harcanmıştır bunun yanıtını İBB. vermek zorundadır.

Gerek DEM, Gerek Kültür Bakanlığı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Gerek İBB. Alevi Masası Aleviler – Bektaşiler üzerinde politikalar yürütmektedir.

Sonuçta siyasetle, makam ve mevkiyle işi olmayan birisi olarak sadece şunu söylemek isterim; Alevi kurumları ve kurum başkanları ve Alevi toplumunun ileri gelenlerinin Aleviliği, Alevi yapısını, Alevi kurumlarını siyasetin öznesi yapmaları bu topluma çok büyük zararlar vermektedir. Her insanın bir siyasi görüşü ve gayreti olabilir. Tüm siyasi partiler, kurumlar, devlet birimleri Alevi kurumlarını ziyaret edebilirler, onlar da davetlere katılabilirler ama bugün iş çığırından çıkmıştır. Bir kurumun başkanı bir milletvekili olarak bağlı olduğu siyasi partinin politikalarını kendi kurumunun yanında diğer Alevi kurumlarına taşıyıp, buna Aleviliği alet ediyorsa burada büyük bir tehlike vardır. Alevi kurumları birer inanç kurumlarıdır, bu kadar siyasetin öznesi olan Alevi kurumu Alevi kurumu olmaktan çıkmış demektir. Tüm çalışmalarını faaliyetlerini Alevi –Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı üzerinden yürüten bir kurum bağımsız, özgün bir Alevi kurumu olmaktan çıkmış demektir. Varını yoğunu belediyelere, İBB.’ye bağlayan bir kurumun, çalışan personeli belediye personeli olan, aşure erzağını belediyeden alan bir kurum Alevi kurumu mudur? Bunu yanıt verin sesi soluğu kesilen Alevi aydınları?

Bana göre; tarafsız olarak söylemek gerekirse, Alevilik devlet, siyasi partiler karşısında, kurumlar karşısında en güçsüz dönemini yaşamakta, kurum başkanları, sözde aydınlar, dedeler, babalar bu konuda tarafsızlıklarını yitirmektedirler.

Değerli Dostlar;

 

Alevi kurumlarındaki gerileme, çözülme, parçalanma, birlikte hareket etme isteğinin bizzat kurumlarca yok edilmesi tüm bu sonuçları doğurmuştur. Bunun temel nedeni benciclliktir. Kurumların başına çökenler, kendi kurumlarının yeryüzündeki eşi benzeri bulunmaz bağımsız bir kale, bir devletçik olarak görmüşler, kendilerinin güçlerini çok abartmışlardır. Bencilleşen kibere batan kimi Alevi kurum başkanları tüm Alevlerin temsilci olarak kendisini görmüş, siyasi partilerde, devlet kurumlarında, belediyelerde kendisin bulunmaz hint kumaşı olarak pazarlamış, pazarlık gücü artınca da diğer kurumları yok saymıştır. Federasyonların anlamlarını yitirdiği bir ortamda hangi birlikten, örgütlenmekten, Alevilik’ten bahsediyoruz. Bakıyoruz herkes her yerde, kimin eli kimin cebinde amiyane tabirle. Bu çıkar odaklı yapıyı devlet de, siyaset de, belediyeler de çok iyi görüp bu toplumun çözdükleri için, ki kahin olmalarına gerek yok, her şey ortada, işte bu kurum başkanalarını kullanarak, Alevi kurumlarını, birliği, beraberliği darmadağın etmiştir. Herkes bir paye verilmiş, danışmanlardan ortalık geçilmez olmuştur.

Döndük dolaştık kimilerinin “boş ver kafayı yemiş zaten, manyağın birisi” dedikleri Ayhan Aydın’ın laflarına…

Yola Birlikte Gidilir, Yol Cümleden Uludur diyen ulu erenlerimiz, pirlerimiz, ozanlarımız bizler büyük bedeller ödeyerek çok güzel, insanlığın örnek alacağı öğretileri olan benzersiz bir inanç, kültür ve benzersiz bir yol bırakmışlardır.

Biz Alevi – Bektaşi toplumu olarak atalarımıza layık olamıyoruz, yolumuzu yaşatamıyoruz, günlük basit çıkarlar için yolumuzu ucuza satıyoruz.

Ama bu işin büyük bir vebali olduğunu da lütfen unutmayalım, yarınlar bizlerden hesap soracaktır.

Cümlenize sevgi, saygı ve muhabbetlerimle…

 

Ayhan Aydın

1 Kasım 2026

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile