SURİYE VE ORTADOĞU BATAKLIĞINDA HALKLAR VE ALEVİLER

SURİYE VE ORTADOĞU BATAKLIĞINDA HALKLAR VE ALEVİLER

 

Kendine özgü bir yaşam felsefesi, inanç ve kültür öğretisi var etmiş Alevi toplumu; yüzyıllar boyunca inançları, yaşamları, düşünceleri nedeniyle bulundukları hemen her ortamda mevcut yönetimler, otoriteler, çoğunlukta olan inanç yapılarının temsilcileri tarafından sürekli yok sayılmışlardır.

İnançlarını, kültürlerini, kimliklerini yaşatma, var etme, anlatma konusunda hiç bitmeyen bir şekilde mücadele vermek zorunda bırakılan Alevilere dönük baskı, zulüm, kıyım, yok sayma, sürgün, katliamlar tarihler boyuna hep devam etmiştir.

Anadolu topraklarında Selçuklular ve Osmanlılar’da hat safhaya varan bu baskı ve kıyımları ne yazık ki, Alevilerin önemli bir kesimi tarafından da büyük bir erdem olarak kabul edilen cumhuriyet rejimiyle “Modern Türkiye”de de devam etmiştir.

Cumhuriyet tarihi boyunca Alevi toplumu yasalardan, uluslar arası evrensel hukuk normlarından, insan olmalarından kaynaklı özgün kimliklerini tam yaşayamamış, her zaman, her devirde baskıya uğramışlardır.

Bugün de Türkiye’de mevcut iktidar türlü siyasi oyunlarla Alevi toplumunun hak ve hukuklarını tanımama konusunda ısrar etmekte, kendince çeşitli manevralarla hakların alınmasını engellemekte, ötelemekte, Alevileri oyalamaktadır.

Dünyanın farklı coğrafyalarında da milyonlarca Alevi yaşamaktadır. İran, Irak, Suriye, Lübnan, Ürdün, Balkan Ülkeleri başta olmak üzere kendilerini Alevi olarak nitelendiren, bazen isimleri farklı olsa da, Sünni ve Şii İslam inanç ve mezheplerinin dışında yaşayan bu insanlar da tüm coğrafyalarda hakaretler, baskılara, sindirmeler tabi olmaktadırlar.

 

ORTADOĞU

 

Uluslar arası güç paylaşımıyla emperyalizmin tüm dünyayı bir sömürü alanına, insanları birer modern köle, ülkeleri sömürge valiliklerine yeniden dönüştürme gayretleriyle yıllar yılı hiç bitmeyen ama toplumların da bir türlü akıllanmadıkları oyunlar her zaman her zaman sergilenmeye başlanmıştır.

Dünya petrol ve enerji rezervinin önemli merkezlerinden birisi olmasının ötesinde, tarihler boyunca bir ulaşım ve insanların iletişim ağlarının merkezinde olan Ortadoğu’da kukla yönetimleri ellerinde bulunduran ABD.  Ve Avrupa istihbarat örgütleri binlerce misyoneriyle, o ülkelerdeki işbirlikçileriyle, halkları birbirine düşürerek, savaşlar çıkararak buraları sömürmeye, ülkeleri, bölgeleri kendi sömürge valilikleri yapmaya devam etmektedirler.

Her türlü yol ve yöntemi kullanıp iktidarları darbelerle alaşağı eden, kendisine yakın isimlerle orduları yöneten, kendi varlığını sağlamak için sözde bilimsel çalışmalar adı altında, yeryüzündeki insanların teker teker dişlerini bile sayan emperyalizmin tek amacı; sadece bir varlık olarak gördükleri insanlardan nasıl yararlanacakları, onların kendilerine tabi olup olmaması, ya da tabi hale getirilmesidir.

İktidara getirdikleri kukla yönetimleri, diktatörleri kendileri var eden, yeri gelince yine kendi düzenledikleri darbelerle alaşağı eden ABD ve Batı denen ülkeler iki yüz yıl boyunca KARA AFRİKA’yı yağmaladılar, yok ettiler.

Balkanlar’ı, Kafkasları, Orta Amerika’yı, Uzakdoğu ve nice yeri aynı düzen oyunlarıyla kendilerine bağımlı yaptılar.

Yöntemleri ise; en değerli bilimler Tarih, Antropoloji ve Sosyoloji’yi kendi işlerine göre kullanmak oldu.

Tüm ülkelerin, tüm toplumların verilerini, varlıklarını, çelişkilerini, çatışmalarını, sorunlarını teker teker defterlerine kayıt ettiler.

Tüm ülkelerin, yörelerin, toplulukların, inanç ve kültür yapılarının röntgenlerini çektiler.

Kurdukları sistemle, yapılarla toplum mühendisliğine girdiler.

Sonrasında ise başladılar milyonların kanını akıtarak sömürge düzenlerini devam ettirmeye.

Çok kaba, basit ama benim gördüğüm emperyalizmin kara resmi budur; kendini var etmek için, tüm dünya insanlığının insanlık birikimlerin yok sayarak haydutluğa, barbarlığa girişip insanı insana kırdırmak.

Kürt’ü sevdiği için, Sünni’yi, Şii’yi, Protestan’ı çok sevdiği için bu topluluklara yaklaşmadılar.

İşlerine nasıl geliyorsa, güçlüyü güçsüze veya zayıf kuvvetliye boğdurmak, hak kaybı yaşayanlara sözde adalet getirme adına düşmanlar yaratıp insanları, toplumları bir birinin üzerine salmak…

Çeşitli kişi ve guruplara iktidar ve yönetme erki sözleri vermek, bazen de elini kala bulamadan kendi insanını, kendi canından olanlara kırdırmak…

Emperyalizm faşizmi yaratan unsur olarak kanla, silahla, bombalarla beslenen rezil bir sistemdir.

İran’da halkına zulmeden, kan kusturan katil bir rejimin arkasında da yine emperyalizm vardır.

O da yetmeyince füzelerle gökyüzünden ölüm yağdıran bizzat kendisi olur.

Irak’ta, Suriye’de, Libya’da, Mısır’da…

Dünyanın her yerinde yüz yıl içinde özgür, bağımsız bir yapı oluşmasını engelleyen, tüm iktidarların en azından ikinci ortağı olan ABD. ve Batı’lı devletler, dünyayı bir sömürü alanına çoktan çevirmişlerdi.

 

SURİYE

 

Suriye bir güzellik tanrıçasının ismidir.

Benzersiz bir coğrafyaya, kültürel dokuya, tarihe sahip bir ülkedir.

Yeryüzünün neresi güzel değildir ki, Suriye’de güzel olmasın?

İşte burada da dünyanın tüm coğrafyalarında olduğu gibi farklı etnik ve dini kökenden insan yaşar. Arap da vardır, Kürt de vardır, Türk de vardı, Sünni de vardır, Şii de vardır, Hıristiyan da vardır, Abdallar da vardır, Ermeni de vardır.

Bunlar içinde elbette Aleviler de vardır.

Bin kez yazılsa okumayan tortulu beyinlerdeki yargıları değiştirmek mümkün olmuyor.

Türkiye’de mezhepçi bir yapı oluşturan AKP. Rejiminin karanlık kalemleri geçen sene; Esat’ın sözde Alevi kimliğini kullanıp Türkiye’de çok büyük bir Alevi Nefreti yaratma gayesi güden bir propagandaya çevirmişlerdi.

Onlara göre; sözde Esat Alevi’ydi, Suriye’de Sünnileri katlettiriyordu. Bunu Türkiye’de yazan sözde gazeteci denen bölücü hainler, Türkiye’deki Alevileri tehdit ediyorlardı. Ama yargı bunlara bir şey yapmıyordu.

Daha da ilginci basın açıklaması yapma ustası, hayatında Suriye’yle ilgili tek bilgi sahibi olmayan sözde kurum temsilcisi paçavra yığınları kendileri için bir propaganda aracına dönüştürdükleri “Suriye’de Alevi Katliamı Var” söylemini birer çığırtkanlıktan öteye götüremiyorlardı.

Türkiye’de Alevi nefretini hortlatan sayısız video var, binlerce yazı var, yorum var…

Alevi ucuz kahramanlarının kaç tanesi bunların hangisini dava etmiştir, meydanlarla dedeyim, anayım, başkanım, temsilciyim, diyerek boy gösteren zavallılara sormak gerekir.

Meydan bomboş nasılsa, at izi, it izine karışmış, yarım beyinliler akıl hocası olmuşlar nasıl olsa…

Kime ne anlatırsın?

Suriye’de eli kanlı İŞİD çeteleri binlerce Alevi’yi katletti.

ABD.’nin, AKP.’nin biricik kravatlı katilbaşı Coloni’sinin çeteleri binlerce Alevinin evini ateşe verdi…

 

TÜRKİYE’DEKİ ALEVİ KELLEBAŞLAR…

 

Alevi hareketini Kürt hareketinin yedeği yapmak için DEM.’in sözcülüğünde Alevi kurumlarını katilbaşı Apo’ya özgürlük getirmek için kullanan satılmışlar türedi son zamanlarda.

Hiçbir kökü, hedefi olmayan, içeriği halktan saklanan, kirli pazarlıkların ürünü sözde “Demokrasi Görüşmelerine” Avrupa’daki güç odaklarının istemiyle yedeklenen bazı sözde milletvekili, parti meclis üyesi, federasyon başkan ve temsilcileri iş içinde iş çevirip, adice siyaset yapmaya başladılar Aleviler üzerinden.

Bu kirli oyunlarına da halen devam ediyorlar.

Avrupa’da halkın deprem için topladığı paraların hesabını veremeyen kimi sözcüler ellerde pankartlarla sözde Alevilerin haklarını alma aldatmacasıyla Alevi kurumlarını kullanıp kendilerini aklama yarışına giriştiler.

Tetikçilik, şakşakçılık, çığırtkanlık ve amigoluk, bugünün geçer akçeleri bunlar.

Her türlü ahlaktan yoksun, kişiliksiz paçavralar eşini bırakıp kendisine sevgili tutan kepazeler sözde toplum adına meydanlarda at koşturmaya başladılar, millete, gül yüzlü Alevilere Alevilik dersi vermeye yöneldiler.

Ama öyle bir şey yok…

Öyle bir dünya yok…

Öyle bir Alevilik de yok…

Kırk yıllık örgütlenme mücadelesinin en zorlu günlerini yaşayan Alevi kurumları tümüyle başı boş bir halde tabelalarını ceplerinde taşıyan çıkarcı siyasi artistlerin ellerinde kaldı.

Devletten, belediyelerden iş takipçiliğine yönelen, tüm dertleri kişisel menfaat olan, en ufak bir araştırmada açığa çıkacağı gibi Alevi kurumlarını kullanıp kendi yakınlarını belediyelerde işe yerleştiren bu çığırtkanların tek dertleri yaygara altında kendi menfaatleridir. Toplumu düşünmeleri söz konusu olmayan bu çürümüş çıkar ağını ortaya çıkarmak, gül yüzlü Alevi toplumunu kandıran bu ikiyüzlüleri ortaya sermek aslında bir görevdir.

O kadar okumuş yazmış gencimiz varken, bu tortu yığınlarının yüzünden pırlanta gibi gençlerimiz belediyelerde hak ettikleri yerlere gelememekte, özellikle İBB.’nin Alevi Masası denen köksüz ve inançsız çürük yapısı aracılığıyla ne kadar vasıfsız insan varsa işe yerleştirilmektedir. Bu kurumun başında bulunan kişiler ise; kendi yandaşlarıyla iyi iş tutmakta, AKP.’yi aratmayan bir zihniyetle ayrımcılık yapmaktadır. Aynı yolu izleyeceksiniz sizin CHP.’liliğiniz, Aleviliğiniz nerede kaldı?

Şişirilmiş, adına sözde Federasyon denilen bin kişiyi bir araya toplamaktan aciz yapılar darmadağın oldu.

Şimdi de bu kişiler Alevi – Bektaşi toplumunun hassasiyetlerini kullanıp ucuz kahraman olarak günü kurtarmak yarışına girdiler.

Kurnazlaştıkça fütursuzlaşıyorlar.

Meydan bomboş zaten…

Hepsi birbirine benziyor çünkü…

Çünkü Alevilik –Bektaşilik diye bir dertleri kalmamış…

Bu toplum için, tarih için, gelecek için, gençler için çalışan yürek kalmamış…

Çünkü özü çürük ham ervahlar kurumları istila etmişler…

 

SURİYE PARAMÇARÇA

 

Suriye’de emperyalizmin uşağı yönetimler tarafından inanç – mezhep – köken farkı yaratılarak kan akıtılmaktadır.

Suriye’nin ulusal birliği parçalanmış, batılı güçlerin eline geçen irade halkın iradesi olmaktan çıkmıştır.

ABD. ve Batılı güçlerin kurup besledikleri Asya’da, Afganistan – Pakistan, Ortadoğu’da, İran’da, Suriye’de, Irak’ta, Afrika’da eli kanlı terör örgütleri İslam adına binlerce insanı katletmektedir.

Tüm dünyadaki cihatçı İslamcı terör örgütlerinin yönetimi CIA.’nin elindedir.

İslam adına yapılan cihat Emperyalizmi var etmek için yapılan Hıristiyan cihadıdır.

Kukla devlet adamları, diktatörler tümüyle ABD. – İsrail ve Batı’lı güçlere hizmet ediyorlar.

Elbetti bir emperyalist sömürge düzeni olan Rusya’nın masum olması da söz konusu değildir.

Suriye’de Alevi oldukları için binlerce mazlum canımız katledildi.

Kim tarafından?

İŞİD zihniyetli İslamcı çeteler tarafından.

Bunların arkasında kim var?

ABD var.

Kürtlere silah verip onları örgütleyen kim?

ABD.

Kürtleri Kürtlere vurduran kim?

ABD.

Halka umut dağıtıp bir kurtarıcı olarak kendisin gösteren kim?

ABD.

İnsanları kuklalar gibi kullanan, halkları birbirine düşüren ABD – İsrail – Batı ve Rusya’dan dünyaya bir barış ve hayır gelir mi?

Elbette ki hayır.

Olan mazlum halklara oluyor, olan bizlere oluyor…

Her daim birilerinin arkasından sürüklenmek zorunda bırakılan mazlum Alevi toplumu hiçbir baskı, yönlendirme ve sindirme olmadan kendi yolunu bulmanın gayretini yine kendi özgün kimliğinde aramalıdır.

Ülkelerin, sistemlerin, rejimlerin, partilerin, siyasilerin, kurumların, sözde Alevi önderlerinin, öncülerinin bu toplumu daha fazla sömürmemesi, ölümlere, uçurumlara, zulümlere götürmemesi yine bu toplumun elindedir.

Ya toplum bin yıldır özünde olan sağduyuyla kendi yolunu, içindeki gerçek değerlerin önderliğinde bulacak yoksa da maalesef bu oyunlara alet olmaya devam ederse, bu acıları hep beraber yaşayacağız.

 

Dert bizde derman ellerimizdedir / El gövdede kaşınan yeri bilir

Yol cümden uludur / Yola birlikte gidiler

Dert gezer derman gezer / İtikattadır nazar

 

Nice ölümsüz güzel sözlerimiz var…

Bu güzel öğütleri bizim atalarımız vermiş.

Bu güzel sözleri bizlerin ataları söylemişler.

Ama maalesef biraz şuur kaybı yaşayan toplun kendisini var eden ozanlarının, pirlerinin, erenlerinin, ulularının ölümsüz sözlerini bile duymuyor, duymak istemiyor artık…

Sağa sala savrula savrula pusulasını kaybetmeye başlayan bir yapıyla karşı karşıyayız…

Günü düşünen, geçmişin birikimlerini ve yaşanmış acıları artık tümüyle beyninden silercesine unutmak isteyen, her türlü tehdidi görmesine rağmen bir şey yapmak istemeyen bir topluma dönüştük.

Bu ülkede karanlık bir iktidar ellerini kız çocuklarımızın başına uzatıyor…

Bu ülkede karanlık bir iktidar gerici bir eğitimle geleceğimizi, çocuklarımızın yarınlarını yok ediyor…

Bu ülkede karanlık bir iktidar gücü ve erki kullanıp her alanda terör estiriyor…

Bu ülkede karanlık iktidar laikliği yok ediyor, cumhuriyetin kazanımları göz göre göre, teker teker baltalıyor…

 

Topluma bakıyoruz; makarnayla kimliğini teslim eden sözde kınadıkları, bazen güldükleri toplum yığınlarından daha beter durumdalar, haberleri yok…

Pire kadar beyni olmayanları kendisine pir, milletvekili, kurum başkanı yapıp onlar arkasından gitmekte ısrar ederse bu toplum, bu topluma kim neylesin, neylesin…

Yanlış yoldan giden, menfaatleri için Aleviliğin – Bektaşiliğin değerlerini kullananlara bir şey demezken, yanlışları dile getiren ve doğruyu söyleyenleri yok etmek isteyen bir toplumun sonu ne olabilir?

Çığırtkanlar davula sert vuruyor; kimisinin elinde DEM’in gücü var, kimisi CHP.’nin belediyelerini kullanıyor, kimisi devletin tokmağını çalıyor…

Vurulan, örselenen, zedelenen Aleviliğin – Bektaşiliğin değerleridir…

Davula vuran çıkarcı hain elin sesine aldanan; okumayan, sormayan, pir – rehber – mürşit bağını yitirmiş, ocak – dergâh öğretisini yaşamayan, ulu ozanların, erenlerin yolundan gitmeyen, kent ortamında çıkarına bakan şuurunu her geçen gün kaybetmeye başlayan halktır…

İlkeli olmak, ilkeli durmak gerekir…

Devlet erki bugüne kadar seni boğmuş, haklarını yok saymış ve yok etmişse, bundan sonra yaldızlı sözlere aldanıp ondan medet dilenebelir mi? Kapı kulu askerleri gibi hazır olda bekleyen vicdan yoksunları asimilasyoncu asalaklardır.

AKP – MHP - DEM – CHP… Hangi parti olursa olsun, menfaat için Aleviliği siyasetin öznesi yapıp bu toplum adına iş çevirenler vicdansız insanlardır.

Atalarına ihanet eden, köklerine ihanet edenlerden bu topluma bir fayda gelmez…

Zararın en büyüğü bu hainlerden gelir…

Ellerde pankartlar, dillerde sözde güzel sözler, vecizli basın açıklamaları, broşür paylaşmaları hiçbir şey ifade etmez…

Bir yarış halinde yaygara koparanların derdi kendi kirlerini temizlemek, çalışıyor görünerek kendi statülerini yükseltmek, kurumları çıkarları için daha fazla kullanmak için manevralar çevirmektir.

Ben çoğu kurum temsilcisinin samimi olduğuna inanmıyorum.

Bu inancımı bu kurum temsilcileri bizzat eylemleri, tutarsızlıkları, ilkesizlikleriyle yok ettiler.

Alevi – Bektaşi toplumunun tümü kucaklayamayan, siyasi bir ağızla konuşan, slogan ağzıyla konuşan süprüntüler beni temsil edemezler…

Dilim sert olabilir… Bunun nedeni nedir acaba diye soruyor musunuz?

Yangın büyük, çok büyük…

Hepimizi sarıyor…

Bu benimkisi bir feryattır, yangın her yeri sarıyor…

Benim bu inanca hizmetten başka hiçbir amacım yok, çıkarım yok, bir beklentim de yok…

Yanıyoruz, yanıyoruz, yanıyoruz…

Bu çıkar yangınından yolumuzun değerlerini, gençlerimizi, çocuklarımızı, erenlerimizi, ozanlarımızın altın değerindeki sözlerini nasıl kurtarabiliriz, benim tüm terdim budur…

 

SONUÇ

 

Suriye'de binlerce Alevi canımız, geçtiğimiz yıl cihatçı çeteler tarafından katledildi.

Türkiye'de kendilerine Alevi önderi diyen; yazar, dede, kurum başkanı sıfatlı binlerce karaktersizden hiç ses çıkmadı.

Derdi Aleviliğe hizmet olmayan yüzlerce şarlatan ise; Suriye'de Alevi katliamını kınamak adına kendi reklamlarını yaptılar, yapıyorlar.

Makedonya'da 480 yıllık Bektaşi Ocağımız Harabati Baba Tekkesi'nin gerici, işgalci Kuzey Makedonya İslam Dini Birliği adındaki kuruma peşkeş çekilip satıldığı yazılıyor...

Yol cümleden uludur, Yola birlikte gidilir...

Dünyada Alevi Bektaşi toplumunun yaşadığı her türlü baskılara, saldırılara, yok saymalara, insan hakları ihlallerine karşı bilimin, vicdanın, aklın yolunda birleşmek gerekir...

Yolun gerçek yolcuları;

Yeryüzündeki tüm savaşlara, kıyımlara, işgallere, katliamlara, insan hakları ihlallerine karşı oldukları gibi, başta kendi yolundan olan Suriye'li Alevilerin de yanındadırlar...

Balkanlar'daki ve dünyanın her yanındaki Alevi - Bektaşi varlığına karşı girişilen her türlü tek tipçi, dayatmacı, asimilasyoncu yapının karşısındadırlar...

Her türlü barbarlığa karşın insan olma düsturundan taviz vermeden yürüyen cümle canlara, cümle dostlara selam olsun...

Kahrolsun; insanlık düşmanları, emperyalizmin kölesi olmuş karanlık güçler,

Yaşasın; barış, kardeşlik, dostluk, birlik, dayanışma, eşitlik, insanlığın / hümanizmanın Himeyalası olmuş inancımız, ilkelerimiz, yolumuz...

 

Muhabbetlerimle…

 

Ayhan Aydın

7 Şubat 2026