KÜRT DÜŞMANLIĞIM
35 yıldır Alevilik / Bektaşilik çalışmalarımda çekmediğimiz çile, uğramadığımız haksızlık, işitmediğimiz küfür, yemediğimiz iftira ve hakaret kalmadı. Öldüğümüz güne kadar da bu devam edecek sanırım. Ben bir çelişkiler yığını değilim. Çok geniş bir dünya görüşüne sahibim, gerçek bir Alevi – Bektaşi olma yolunda öğretinin izinde yürüyorum. Kusursuzluğa, mutlak doğruya, güzelliğe inanan birisi değilim. Dünyayı olduğu gibi görürüm, en az diğer insanlar kadar eksikliklerim, zaaflarım, hatalarım vardır, var da olacaktır. Ama özüm itibarıyla insanı insandan ayırmam, cümle mahlûkata bir gözle bakarım. Devrimci – demokrat, hoşgörü sahibi, insanlığın tüm değerlerine, inançlarına saygı duyan bir insanım.
Türk kültürü ve varlığı benim beslendiğim alan olabilir. Hiçbir zaman ne ırkçı oldum, ne milliyetçi. Kendimi bildim bileli Kürt – Türk ayrımına karşı çıkan bir insan oldum, devamlı bunu yazılarımda vurguladım.
Bir Kızılbaş – Alevi – Bektaşi olarak kendi öz değerlerime sahip çıkarken, bu değerleri araştırırken, korumaya çalışırken, yaşatma gayretindeyken, hiçbir zaman bağnazca Alevilerin her şeyini savunmadım, bir mezhepçi olup Sünni – Şii ayrımı yapmadım. Cümle âlemi bir bilmeye gayret ettim.
Her daim yobazlığa, tutuculuğa, bağnazlığa, inançların sömürülmesine karşı çıktım. 1400 yıldır İslam adına, Müslümanlık adına kan dökenlere, dini kalkan yapıp insanlığın kabul edemeyeceği uygulamaları din adına toplumlara, insanlara dayayanlara karşı çıktım. Şiiliği benimsese de halkını ezen bağnaz İran Molla Rejimi’nin rejimine karşı çıktım. İran’daki insanların hangi inançtan olursa olsun inançlarını yaşamalarını savundum. Gencecik bedenleri İslam Şeriatı, - Şiilik gereği idam sehpalarında, darağaçlarında sallandıran, Kürt hareketlerini kanla bastıran aslında en iyi Amerikan uşağı olan İran Molla Rejiminin karşısında oldum.
Türkiye’de demokrasinin, laikliğin, özgürlüklerin en büyük düşmanı olan zaman zaman devlet eliyle beslenen dinci faşizmin, gericilin karşısında oldum. Her alanda din sömürüsünün karşısında oldum. Yüzlerce yazım da, konuşmam da ortadadır.
Bu ülke de yüzyıllardır ezilen, horlanan, asimile edilen, inanç ve kültür varlıkları bir devlet politikası haline gelen uygulamalarla yok edilmek istenen Alevi toplumunun sesi olmaya çalıştım.
35 yıldır her türlü kahrı çekerek, kamyon kasalarında seyahat edip, dergâhlarda, cemevlerinde kalarak her türlü hastalığı yenip bir şeyler üretip halka taşımak için canımı ortaya koydum.
Ama bakıyorum; allı güllü bir Ayhan Aydın var birilerinin hafızalarında. O canlı tutmak istedikleri algıda bir eli yağda, bir eli balda, bir eli Cem Vakfı zenginler kulübünde, devlet nizamında, kurumların olanaklarıyla gezen şiş göbekli, keyfi yerinde mirasyedi bir Ayhancık var!
Bizleri seven, tanıyan, anlayan binlerce insan yanında; yüzlerce karanlık kafanın halen beni düşman gibi gördüklerine tanıklık ediyorum.
Benden çok bu iktidarlarla, bu sistemle uğraşıp mahkemece kapılarında kalan yok, ama biz devletçiyiz, iktidar yanındayız…
Aleviliği asimile etmek için mücadele eden Ali Rıza Uğurlu’nun beslemeleri, Baki Güngör, Sinan Boztepe gibi tiplerle biz uğraşırız, karakter yoksunu çıkarcılar bizi sanki onlarla yan yana gösterirler.
Cemevlerinin nimetlerinden yararlanan, eşini, oğlunu, kızını Aleviliği kullanıp devlette, belediyelerde işe yerleştiren bezirgânların asalaklıkları görülmez yıllar yılı bu kurumların çilelerini çeken, zaman zaman işsiz kalan bizimle uğraşırlar.
Kıskançlık, çiğlik, namertlik, bilgisizlik deyip geçecek haller değil bu haller.
Nerede karaktersiz, hırsız, ırkçı, cahil yığını varsa eline kaleme alan yazıp duruyor.
Bu topluma en ufak bir katkısı yok, sanki bu işlerin en büyük çilesini çekmiş, emek vermiş, yılları bu yollarda geçmiş kendince yorumlar yapıp insanlara iftira atıyorlar.
Celal Fırat denen adam için bir şeyler yazınca birisi sen niye Kürt düşmanlığı yapıyorsun, diye yazmış.
Kürt Düşmanı Olmak…
Ben de bir şeyler yazınca yorumunu silmiş. Tabii ki benim yorumum da silinmiş…
Kürt Düşmanı olmak, Kürt düşmanı nitelendirilmesi yapılmak...
Artık ona ses çıkarma, ona yanıt verme, boş ver devri değil bu devir…
Benim canım kadar kültürel varlığım da benim varlığımdır.
Namussuzluk yapana yanıt vermek de benim varlığımdır.
Bu ülkede yıllar yılı dışkı yedirilen, faşist cuntaların zindanlara doldurduğu, köyleri yakılan, dilleri yasaklanan, Kürtçe kaset dinledi diye işkence yapılan Kürler benim canımdır, kanımdır, kardeşimdir, varlığımdır.
Bana Kürt düşmanı diyen şerefsizdir.
Yine bir tartışmada İlber Ortay’lı hocanın değerli bir hoca olduğunu söyleyince İlber Ortay’lı Nusayrilere, Alevileri ağır hakaretler etti, o bir Alevi düşmanıdır, diyenler oldu. Ben böyle olduğunu sanmıyorum, dedim. Ben Nusayri düşmanı oldum. Kimse ağzına almazken, konuyla ilgili araştırmalar yapan, o can insanlarla konup göçen birisi olarak, Suriye’deki Nusayri katliamlarını tüm Alevi yazarlar içinde en çok gündeme getiren kişi olmama rağmen birden Nusayrı düşmanı ilan edildim.
Böyle namussuzlukları yaşamak istemiyorum.
35 yıldır bu yola hizmet ediyorum. Her defasında bunu tekrar etmek zorunda kalmam benim eksikliğim değil, şuursuz toplumun bazı şuursuz bireylerinin çıkar için, at gözlüğüyle olaylara bakan, okumayan, sorgulamayan bir toplumun üyelerinin insanlara kolayca iftira atıp, suçlayıp kolaydan kahraman olmak istemelerinden kaynaklanıyor.
Şimdi Celal Fırat Kürt dostu, Alevi önderi oluyor, ben Kürt düşmanı, Nusayri düşmanı olarak görülüyorum, öyle mi?
Bu işler bu kadar basit olacak, öyle mi?
Tetikçilik yapmak böyle ucuz olacak öyle mi?
Cem Tv.’nin eski yönetimiyle, yeni yönetiminin bir ilgisi var mı, açıklama yapılacak mı? Diyorum, bir tetikçi kafa, mafya bozuntusu sen işine bak, diyor…
Bakıyorsun aslında yeni yönetim çok haklı, çünkü eski yönetim denen Cem Vakfı’nın sıfırı tüketip, AKP. Rejimine can simidiyle bağlanmış yönetimin sesi çıkmıyor. Anlaşılan alttan alta anlaşmışlar.
Belki de bunlar da bir planlanmış…
Şimdi sana ne, diyorlar.
Bana ne?
Tabii herkes işine baksın…
Sana ne…
Boş ver, ne yapacaksın…
İşine bak sen…
Sana ne…
Doğru, omurga kırılmış sen işine bak ne yapacaksın bu kirli pazarın işlerinden anlamazsın sen.
Sen işine bak…
Sen fabrika sahibi değilsin ki, onu batırınca nasıl düze çıkarım, diye düşünesin…
Siyaset peşinde değilsin ki, bugün şu parti olur, bugün bu parti olur, al gülüm, ver gülüm devri olur sen onu düşünesin…
Ne yapacaksın sen işine bak…
Sen kumar masalarında değilsin ki, öyle de olmuş, böyle de olmuş, çok mu önemli Alevilerin sorunları, televizyonu, kurumları, kitapları, yayınevleri…
Sen işine bak…
Omurgası kırılmış lan sen hala anlamıyorsun, omurga kırılınca onursuzluk başlıyor demek ki…
Sen işine bak…
Bir lavuk yazmıştı, öyleyse tüm Alevi kurumlarını verelim sana sen yönet…
O kadar akıllısın ya…
Üç kitap okumamış, ama konferans verecek kadar özgüveni olan kurum başkanları…
Kimi akademisyenler de sırtlarını sıvazlayınca değme keyfine yalan dünyanın, bir ağzı Şam’da, bir ağzı Köln’de…
Ne babayiğit Alevi temsileri var aramızda…
Ne geçim dertleri var, ne sofra, ne çocuklarına iş bulma derdi…
Bir yolunu bulmuşlardır kendi çocuklarının burs işlerini…
Alevilik çalışacak parası olamayan yetenekli Alevi gençlerin geleceğe mi? Ne önemi var onların yahu?
Bu kurumlarda bulunanların durumları iyi ya sen ona bak…
Yani sen işine bak…
Alevi araştırma merkezi kurmakmış, yok alan Alevi – Bektaşi mirasını araştırmakmış, araştırmalar yanmakmış…
Sana ne lan, sen işine bak…
Bir slogan at, bir güzel renkli afiş…
Alevi kültürü nasıl yaşar, ressamlara nasıl sahip çıkarız, bilim, iletişim, yahu Alevilerin doğru dürüst dergisi çıkmıyor be…
Ne yapacaksın lan sen Alevi dergisini, arsitstlerden artist her gün sosyal medyada aşkım’ dediği eşiyle boyalı, allı güllü modern resimleri paylaşıyorlar ma artist başkanlar…
Kültür, sanat, edebiyat…
Ne yap’can be bunları…
Lan git sen işine bak…
Bir yandan söver devlete, iç işleri bakanına, Kültür Bakanlığına ama zıkkımlanmaktan geri kalmaz nimetlerinden de…
Hüseyin Gazi Dergahı’nı çıkar için peşkeş çeker bir yandan pişmiş kelle gibi sırıtmasını da bırakmaz namussuz…
Para gelsin, nam gelsin, şöhret gelsin yeter ki…
Bana adam desinler…
Adam olamamış ya hayat boyu…
Adam olacak, vali arabasına binince, belediye başkanlarını sıra sıra ziyaret edince…
Köyünde mi buldu bu adam olma vasfını…
Yüzüne tükürmezler, iki kelimeyi bir araya getiremez ama zavallı Alevi toplumunun zavallılığından, duygusallığından, ölgünlüğünden yararlanıyor ya, dedemizdir, başkanımızdır, bizi temsil edendir deyip onların sırtına basa basa Muaviye saraylarına yükselirler…
Adam olurlar, şuranın başkanı dedirtmek onlar için en büyük kazanç kapısıdır.
Yeter ki kartvizit bastırsın namussuz…
Mübarek ne kartvittir o, bilir misiniz sen?
Çek karnesi gibidir lan…
Belediyelerde, devlette, iş adamlarının yanında kapılar açar, kasalar doldurur…
Seni adam eder, adam…
Bakmaz senin birikimine, iki karı boşayıp üçüncüsünü almana, oynak olmana, sevgili için birbirinle kavga etmene, bakmaz rakı masalarında kurumların paralarını tüketmene…
Yeter ki bir kart vizit bastır oğlum, kart vizit… Vize gibidir lan bu…
Seni Avrupa’ya da götürürsün, Asya’ya da…
Adam oldun ya, kurum başkanı oldun, Alevilerin başı oldun yani…
Devlette de, belediyeler de de diplomalar geçmiyor artık kartvizit geçiyor…
Anla artık anla, beyinsiz Ayhan Aydın anla…
Baş olacan lan baş olacak…
Profesör olmayacan, baş olacan…
Hele de bir maşa olursan
Paşalık sıfatı çok yakındır ha…
Tayyip Erdoğan bile yeğenini paşa yapmadı mı?
Ne eksiği var lan kurum başkanlarının Tayyip Erdoğan’dan.
Çoğu onunu uşağı değiller mi zaten?
Onu örnek almıyorlar mı?
Ya böyle Celal Efendi…
Sen Kürt dostu olursun, senin dostların beni Kürt düşmanı yaparlar…
Aleviliği pazarlarsın, Garip Dede Cemevi’nin paralarını saz arkadaşın olan sanatçı denen hokkabazlara aktarırsın.
Sen Alevi önderi olursun, bizler Alevi düşmanı oluruz…
Yardıkçıların bizim biricik Pirimiz Celal Fırat’tır, ondan büyük bir pir yoktur… Ondan büyük evliya yoktur… Ondan büyük Kürt dostu yoktur… Aleviliği ondan başkası temsil edemez!!!…
Diye diye halkın, belediyelerin parasını yerler, senin sazını çalarlar.
Planlar kurulur seni Alevi toplumunun, Kürt toplumunun önderi diye meclise de sokarlar.
Sen de uğraşırsın, kişilik kalmadığı için o parti, bu parti önemli değil, CHP. Avcılar Meclis üyesiyken birden hop zıplamışsın bir başka partiye… Ne önemi vardır ki, senin gibilerin gözünde ilkenin… Z aten AKP.’nin en sevdiği adam tipisin sen… Yeri geri AKP.’de olursun ne olacak sanki… Elbet bir kıvırma havası çekersin millete…
Zaten emperyalizmin uşağı Apo’yu aklamak, AKP.- MHP. Karanlık düzeninin Türkiye’ye dayattığı yeni rejimi halka sevdirmek için AABF.’deki yandaşlarınla, DEM.’le işbirliği içinde Alevi kurumlarını gezip, oraları etkilemek için çırpınmıyor musun?
MHP. Lideri Bahçeli büyük devlet adamı oluyor, bir Kürt toprak ağası olan Ahmet Türk, “Devlet Bahçeli gibi bir önder görmedim, o Türkiye’nin şansı” diyor…
DEM’liler Tayyip Erdoğan ağzının içine öyle bir bakıyorlar ki, acaba cennete buradan mı gidiliyor, der gibi…
DEM.’liler zaman zaman milliyetçi – ırkçı dedikleri yurtsever aydınları hedef gösteriyorlar. Merdan Yanardağ’a düşmanlık besliyorlar…
Celal Fırat Efendi, kurmuş bir tezgâh…
Bir pir, bir önder, bir başkan sıfatıyla bir güzide kurumumuzda her şeyi idare ediyor…
Ankara’ya fazla gitmesine gerek yok…
O, yandaşlarıyla, saz arkadaşlarıyla babasının çiftliğine, partisinin seçim ofisine çevirdiği bir Alevi kutsal mekânında siyasi oyunlarına devam ediyor…
İBB.’nin sanatçı organizasyon şefi Vedat Kara, PM.’ye aldırılan Tolga Sağ gibi tiplerle siyaset yapıyor…
AABF.’nu Erdal Erzincan “Aleviler Türkçe konuşur” mealinden bir söz söyleyince ona linç kampanyası başlatıyorlar, ona ana avrat sövdürüyorlar…
Çok güzide sanatçımız, Aleviliğe büyük çığırlar açan siyasetçi – sanatçı ablamız Sabahat Akkiraz ittihatçı birini övünce yine ona aynı linç kampanyası başlıyor…
Bir de bakıyorsunuz ki, hayatı siyaset olmuş, hatta MİT başkanına bile sazı sevdirmiş, milletvekili olamayanıca parti parti, ilçe ilçe gezmiş, siyasetin rakı tadını araya araya ömrünü bitirmiş gerçek bir saz virtiözü, bir zamanlar AABF.’nin Hacı Bektaş’ta alternatif etkinlik yapması için çantayla para verdiği Arif Sağ yoldaş…
O da sahnede…
Alkışlar, zılgıtlar, yüzlerce cep telefonu, nutuklar, sloganlar…
Garip Dede’de yankılanıyor…
Burası bir panayır alanına, miting alanına, cümbüş sahnesine çevriliyor.
Yezit ordularının atlılarının altında kendi canını ve en sevdiklerini canını veren Şehitler Serdarı İmam Hüseyin, 72 Kerbela Şehidinin anması…
En kutsal, en acıklı günlerimiz…
Namussuzluk gelip hançerini Garip Dede’de Aleviliğe saplıyor…
Gülüşmeler, haykırmalar, sloganlar göklerde uçuşuyor…
Üç kuruş için birbirini ezen, yemek derdinden başka bir derdi kalmamış, inancı örselenmiş, sömürülmüş, siyasilerde, kurum başkanlarında, dedelerde tapınmayı bulmuş, İmam Hüseyin’i muharrem günlerinde unutmuş bir güruh…
Bu güruhu bir konser alanı gibi görüp siyaset yapanlar…
Bunu organize edenlerden birisi; İBB.’nin konserci ve festivalci başı, en büyük İBB. Kaynaklarını Garip Dede’ye akıtan Vedat Kara…
Garip Dede Cemevi’ni siyasetin dibine batıran bir aymazlar çetesi…
Bir de bu tip yazıları Kılıçdaroğlu – Özel – İmamoğlu ekseninde yorumlayan beyinsizler…
Burada bir kutsal mekânda, bir kutsal günde Alevilik siyasete alet edilmiş, asla bağışlanmayacak bir adilik yapılmıştır.
Bunu geçiştirmek isteyenler, bunu hafife alanlar, İmam Hüseyin’in kanını içip, etini yiyen yezit zihniyetliler gibidirler.
Buna bunun gibi bakmayanların zaten Alevilik diye bir dertleri de yoktur.
AABF. Hiçbir zaman uslanmayacaktır.
Ali’siz Alevlik hançerini Aleviliğe saptayan, bir siyasi parti gibi çalışan, Aleviliğin öz değerlerine sahip çıkmak yerine, bir dedikodu merkezi, Türkiye yeri gelince aslında Tayip Erdoğan onları kabul etse bir yolunu bulup onunla görüşebilecek iki yüzlü, karaktersiz politikalar üreden, işleri güçleri siyaset olan bir yapıya dönüştü.
Ezelden beri sözde Kürt halklarının haklarını savunan bu federasyonu diyoruz ki,
Sayın AABF. Yöneticileri, Türkiye’den Avrupa’ya her gidene “Türk devletinin ajanı, hain” diye bakıyordunuz, yaftalıyorsunuz.
PKK.’lıları cemevlerinde barındırıyor, onlar için para topluyordunuz…
Sizde hiç PKK. Hatırı yok mu, Apo’yu en çok seven, DEM.’in en çok sevdiği politikacı olan Devlet Bahçeli’yi bir gün Avrupa’ya davet edin yahu…
Arada kaynatırsınız…
Hiç mi PKK.’nın hatırı kalmadı sizde…
Bir iyilik yapamaz mısınız onlara…
Yıllar yılı Türkiye’deki Alevi kurumları etkilemek için bin bir yollu tertip yapan AABF. Yöneticileri yanınıza aldığınız kendi kafanızdaki bazı sözde akademisyenlerle, yazarlarla, sanatçılarla bu toplumun gözünü boyadığınız yetti artık…
Alevi – Bektaşi toplumuna artık yararlı işler yapın…
Bırakın bu siyaseti, bırakın bu tertipleri, bırakın bu oyunları…
Bırakın bu tepinmeleri…
Bir zamanlar uçaklarla adam getirtip halkın parasını bazı yöneticilerinizin seçim kampanyalarında kullandınız…
Halkın duygularını kullandınız, inancımızı sömürdünüz.
Bıkıp usanmadınız,
Bıkıp usanmadınız kahrolasıcalar…
Gidin siyasete bu kadar meraklıysanız siyaset yapın.
Celal Fırat denen Gedikpaşa kunduracısı Garip Dede Cemevi’nde hiç olmasaydı, kaç tane oy alabilirdi?
Kimi zaman ata binen, kimi zaman çoook seviyorum deyip denizde yüzen, Sivas Şehitlerinin avukatlığını yapan AK-İT paçavrasını ziyaret eden Celal Fırat ve sizleri Alevi kurumları olmasa kim tanırdı?
Alevi kurumlarını, Aleviliği adi siyasi hesaplarınız için kullanmayı bırakın gidin artık…
Gidin bakalım üç kuruşluk bir değeriniz var mı normalde?
Bugüne kadar ne yaptınız bu topluma?
Kurumları kullanıp kendilerinizi var ettiniz.
Ne utanmaz, arlanmaz, uslanmaz insanlarsınız be sizler…
Yanlışlarınız yüzünden halkı Alevilik’ten soğuttunuz.
Şiiliğin gelip Alevi kurumlarının bağrına girmesi siz sağladınız…
İnançlarımızla, Hz. Ali’yle, Ehlibeyt’le alay ettiniz, biz Müslüman değiliz, burada Müslüman’ın işi yoktur, deyip cemevlerine ikilik soktunuz.
Boşlukta kalan insanlar başka yerlere gittiler.
PKK.’ya verdiğiniz desteği gerçekten inançlı, okuyan, tertemiz gençlerimize vermiş olsaydınız, bugün buralarda olmazdık…
Muhabbet ehline, aşk ile…
Ayhan Aydın
29 Haziran 2026
