Ezeli Doğanay

EZELİ DOĞANAY

 

İlk kez yine şiirleriyle ismini duyduğumu hatırlıyorum. Araştırmaları, diğer çabaları dışında Cem Vakfı’nda Kültür – Basın – Halkla İlişkiler biriminde çalışırken dedelerimizin, ozanlarımızın bilgilerini derleme gayretleri içindeki gezilerimizde 2002 yılında İzmir’de kardeşleriyle de tanıştım. Ama babasıyla Varto’nun bir köyünde ağaçların dallarının yere kadar indiği, uğultusu dağları inleten rüzgârlı bir gecede de söylemiş olmuştu sevgili Ezeli Doğanay’ın.

Gezip, sohbet etme, söyleşilerle insanların bilgilerini, duygularını derleme sevdası en büyük sevdam olduğu için diyar diyar Anadolu, Balkanlar ve Avrupa gezilerim bende derin izler bıraktı.

İşte bilgeler yurdu ve benzersiz coğrafyasıyla Anadolu ve Balkanlar dışında Avrupa’da çeşitli söyleşiler bahanesiyle yaptığım geziler de benim için son derece köklü dostlukların ve insanları, yaşamları tanıma şansının doğmasına sebep oldu.

Üç kez Nihal  - Ezeli Doğanay çiftine misafir oldum Almanya’da. Öyle bir iki gün değil, en az onar günlük misafirlikler. İnsanı en yalın haliyle birebir o kişiyle yaşadığın anlarda tanırsın.

Bu can parçası insanların her şeyin ötesinde insana insan olarak değer verdiklerini, yapmacıksız, kaçamaksız bir şekilde insanla ilgilendiklerini bu misafirliklerde öğrendim.

Nihal canımız gerçekten dürüst, çalışkan, yaratıcı, kucaklayıcı bir insan olmasının ötesinde çok da yetenekli, aydınlara söyleşiler yapan, resim yapan, mücadeleci, yeni şeyler öğrenip kendisini sürekli geliştiren gerçek bir can dosttur. O dervişleri, erenleri, bilgeleri, yazarları, aydınları gönlüyle sever, onlara saygı duyar, özüyle onları benimser, hizmet etmek ister.

Ezeli Doğanay dostumuz; bir şair, araştırmacı bir yazar, gazeteci, yayıncı kimliği olan çok yönlü bir insan.

Ciddi manada çok yoğun bir şekilde okuyan, okumayı bir tutku, bir alışkanlık vs. değil, betimsiz bir şekilde bir uğraş olarak sürdüren gördüğüm en ciddi kitap okurlarından birisi. Öyle şakası yok saatler boyunca kitap okur, okuduğu kitaplardan notlar çıkarır, her bir kitabının değerini ayrı ayrı bilir, kitaba da her bir kitaptaki bilgiye de çok değer verir bir insan. Avrupa’da gördüğüm kişilere ait en zengin kütüphanelerden birisi de Ezeli Doğanay Kütüphanesi’dir.

İyi bir araştırmacı her şeyden önce kaynaklara ulaşan, onları temin eden, karşılaştırmalı olarak da hangi konuya ele alıyorsa o konuda farklı bakış açılarından onlarca kitabı usanmadan okuyup bir senteze varmak isteyen bir insandır.

İşte ben de bu seyahatler sayesinde bir yazar dostumuzun araştırma serüvenini de canlı canlı gözlemlemiş olan birisi oldum. Yazdığı kitaplar, dergi yazıları kadar, söyleşileri için de hazırlıklarıyla tanıdığım Ezeli Doğanay dostumuz kültür – sanat – edebiyat – tarih konularına eğildiği kadar özellikle halk bilimine ve şiire de çok değer verir.

Kendisi bir ozandır, dillerde, gönüllerde dizeleri vardır ama aynı zamanda Türk ve dünya edebiyatının en önemli simalarının ve de şairlerinin kitaplarını en yoğun bir şekilde okuyanlardan birisidir.

Edebiyatı sadece edebiyat eserleri olarak değil, bir toplumsal yapının da en yalın haliyle dışa vurumu olarak görerek tüm yazın dünyası arasında bir bütünlük kuran Ezeli Doğanay dostumuz da yine bu ciddi bağlantıları ciddi kitap okumalarıyla sağlamıştır.

Türk – Kürt tarihi, edebiyatı, temel aktörleri, hatta sinemadan, tiyatroya kültür dünyamızda isim yapmış bütün değerlerin yaşamlarını da araştıran, sorgulayan bir kalem olarak Ezeli Doğanay dergiler çıkarmış, radyo – televizyon programları yapmış çok yönlü bir isimdir.

İşi gücü, mücadelesi kitapların dünyasında kalmamak üzere yaşamın izini sürmek, toplumları, toplulukları, insanları tanımak, anlamak, ama bunun ötesinde sınıfsal çelişkiler yanında insan karakterleri üzerinde da kafa yormaktır.

Birçok aydınınızın yaşadığı şeydir, kitapların dünyasında kalarak yaşadığı dünyayı anlamaya çalışmak, roman kahramanları veya devrim önderlerinin kişiliğiyle bugünü bile yorumlama gayreti.

Ezeli Doğanay ise; ayağı yere basan, insan hazinesini en iyi şekilde değerlendiren bir edebiyatçı – yazardır.

Türkiye’deki etkinliklere katılan, yüzlerce ozanı, yazarı, yayıncıyı, genç yeteneği, ünlü simaları da bilen, Almanya’da da birçok kuruma giden, insanlarla söyleşiler yapan, sohbetleriyle onların dünyalarına giren, çok yönlü bir aydınla karşı karşıyayız.

Ezeli Doğanay hiç şüphesiz bir yetenektir; duygu ve düşünce süzgecinden yüzlerce kişiyi, olayı, anıyı geçirip kendi yaşamını, yazın dünyasını kuran bir yetenek.

Ezeli Doğanay, bir duygu insanıdır her şeyden önce, kökleri olan Anadolu’ya, Anadolu’nun kadim inanç ve kültür öğretilerinden Alevi kimliği, ocaklar ve kökten gelen ozanlık geleneğinin simgesi olan Karacaoğlanların, Pir Sultanların damarını iyi sürer.

Ama Ezeli Doğanay aynı zamanda devrimci bir insandır, her türlü gericiliğe, hurafeye karşı çıkar; yenilikçi, insan aklının, mantığının onu götürdüğü yerlerde insanlığın barış ve kardeşlik dolu dünyasının sesidir.

Ama o Kürt –Ermeni – Rum ayırt etmeden Anadolu toprağından başlayarak yeryüzünün neresinde olursa olsun ayrıma uğrayan, haksızlığa uğrayan, gönüllerin sızını da bilir, anlar, derinden hisseder. Nihayet yine bu gezilerimde çıkıp gitmiştik Hollanda’ya Agop Usta’ya doğru. Çünkü onunla ilgili dramları bir kitaptan okuyunca ben sabaha kadar yatamamıştım. Bunu gören Ezeli Doğanay canımız da bir yolunu bularak bağlantı kurup Türkiye’de ailesiyle türlü zulümler gören Agop Usta’yı yaşadığı Hollanda’da ziyaret etmiştik.

Araştırma kitapları okunması gereken emek verilerek yazılmış kitaplardır.

Onun şiirleri insanın gönlüne akan, yalın, içli, ozanların geçmiş bilgeliklerini toparlayan çok güzel şiirler.

Evet, Ezeli Doğanay canımızla Avrupa’da çeşitli derneklerde söyleşilere de katıldık. Ben özellikle Balkanlar’daki Alevi – Bektaşi topluluklarının durumlarını, dergâh ve ocak merkezlerini anlatırken o da zengin araştırma konularında halkımıza bilgiler sundu. Gelen soruları içtenlikle ve sabırla yanıtladı. Her gittiği yerde insanlara sevecenlikle yaklaştı. Üslubu ve davranışları çok incelikliydi.

Ama benim daha da hoşuma giden, onun evinin bir dostlar meclisi olmasıydı. Çünkü Nihal – Ezeli Doğanay çifti gelen tüm misafirleri mihman canlar olarak görüyorlar, onlara çok çok samimi davranıp, saatlerce süren bu  sazlı – sözlü sohbetlerde onlara hizmet ediyorlar, çok candan davranıyorlardı.

Yani insanı insan değeriyle karşılayıp özleriyle hizmet etmeleri, konuşmaları çok önemliydi. Çünkü her bir can değerliydi, bir varlıktı.

Zaman zaman parklarda yürüyüşler de yaptık. Bir doğa aşığı olarak benim ağaçlara, kuşlara, çiçeklere özlemimi ve sevgimi biliyorlardı. Zaman zaman birlikte kır gezileri de yapardık.

Sonuçta insanlığın ve hep bir efsane gibi söylenen “Anadolu – Türkiye sıcaklığı”ne Avrupa’da yaşatan Ezeli Doğanay’ı anlatmak çok kolay değil. O yaşadığı ortamda, iş mücadelesinde, geçimin zorluğunda ama hiçbir zaman umutsuzluğa kapılmayan, gittiği hanelerde candan ve dostane bir şekilde karşılanan ama kendi hanesini de aynı şekilde en içten şekilde mihman canlara açan bir yazarımız olarak tanıdım.

Dostluklarından, muhabbetlerinden, gezilerinden, kitaplarından çok şeyler öğrendiğim Ezile Doğanay ve bana karşı çok candan davranıp benimseyen Nihal canımın her daim bende apayrı yerleri vardır.

Yazarları sadece kitaplarıyla, söyleşileriyle değil de, insan yönleriyle, ev ortamlarıyla, sosyal çevre içinde de tanımak ayrı bir mutluluk, ayrıcalık bence.

Yine Avrupa gezilerimde beni evlerinde mihman eden diğer can dostlarımı da hiçbir zaman unutamam elbette. Onların da aynı sıcaklığı, sevecenliği, samimiyeti bence insanlığımızın halen yaşadığının en güzel kanıtlarıdır. Öyle inanıyorum ki halen tüm Avrupa’da ve dünyanın her yerinde nice nice güzel değerlerimiz vardır.

O yüzden ne insandan umut kesilir, ne insanlık biter.

Nihal ve Ezeli Doğanay canlarımı sevgiyle kucaklıyorum.

Sevgileriyle, umutlarıyla, mücadeleleriyle, eserleriyle yaşasınlar, var olsunlar.

 

Ayhan Aydın

14 Şubat 2026

Rumelihisarüstü  / İstanbul